THY - Adıyaman

Büyük İslâm Âlimi Said Nursi diyor ki..

23 Mart 2017 Perşembe

Ömrünü İslâm’a, Müslümanlara ve insanlığa hizmete, ilim, tebliğ ve irşada adayan Üstad Bediüzzaman Said Nursi (rahmetullahi aleyh), Hicri 1293/Miladi 1877 tarihinde Bitlis İli (Vilayeti)’ne bağlı Hizan Kazası (İlçesi)’nın İsparit Nahiyesi’nin Nurs Köyü’nde doğdu. Babasının adı Mirza (Sufi Mirza Efendi), annesinin adı Nuriye Hanımdır. Nüfus kaydına Said Okur olarak yazılır. Said, ailesinde yedi kardeşin dördüncüsüdür.. Birinci Dünya Harbi’nin ilânı üzerine gönüllü olarak “Alay Kumandanı” adı ile harbe iştirak etmiştir. Bitlis’te Ruslara karşı savaşmış ve esir düşmüştür. Esaretten firar ederek, İstanbul’a gelmiştir. 4 Ağustos 1334 (1918) tarihinde, İrâde-i Seniyye ile Dârü’l- Hikmeti’l-İslâmiye azalığına tayin olunmuştur. Türk ve Kürt lisanlarıyla tekellüm ettiği gibi, Arapça ve Farsça da okur yazardı… Bir adet Harp Madalyası’na hâiz bulunuyordu. Dârü’l- Hikmeti’l-İslâmiye’deki azalık müddeti dört sene üç ay devam etmiştir..  

İstiklâl Harbi’nde, “Millî Mücadele”ye destek vererek, eserleri ve mücadelesiyle halkın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin takdirini kazanır. 19 Ocak 1923’te TBMM’de Mebuslara (Milletvekillerine) hitaben 10 maddelik bir Beyanname dağıtır.

Beyannamesinde; Milletvekilleri’nin Namaz ibadeti konusunda hassasiyet göstermeleri, İslami değerlere (“Şeâir-i İslamiyye”ye) sahip çıkmaları, Kur’an’ın emirlerine uymaları, İslam âlemini sömürmek isteyen dış güçlerin oyunlarına (sinsi planlarına) karşı uyanık, tedbirli olmaları, bu konularda gaflete düşerek tembellik göstermemeleri, Müslümanların ve İslam Âlemi’nin güven ve umutlarını boşa çıkarmamalarını tavsiye etmiştir! (Bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, c. 24, s. 457/ 19 Ocak 1923.)

1925’ten itibaren, inancı, zulme karşı İslami tavrı, Eserleri, İslami tebliğ ve irşad faaliyetleri sebebiyle Bediüzzaman, 30 yıllık sürgün, hapis ve işkence görür! Tek Parti (CHP) İdaresi (“Devr-i Sâbık”) tarafından, Van, Trabzon, İstanbul, Isparta, Eskişehir, Kastamonu, Ankara, Denizli gibi illerde Din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olarak; sürgün, gözetim, hapis ve işkencelere mâruz kalır… Risale-i Nur Külliyatı”nın yayınında, Başbakan Adnan Menderes’in büyük yardımlarını  görür… 

Üstad Said Nursi’nin eserlerinden derlediğimiz o veciz, güzel sözlerinden bazılarını hep birlikte okuyalım: “Bütün imanlı Müslümanlar, hakiki Mü’minler hiç şüphe etmesinler ki, istikbal İslâm’ındır. Beşeri hakiki saadete sevkedecek, beşerin ıstıraplarına çare bulacak, yalnız İslâmiyet’tir. Hıristiyanlık hurâfâttan ve tahrifattan sıyrılacak, beşerin fıtrî dini olan İslâmiyet’e sarılacaktır. Yeryüzünde Kur’an, hâkim-i mutlak olacaktır. Hem yalnız mânen, fikren ve ruhen değil, maddeten dahi İslâmiyet istikbâle hükmedecektir…” 

“Bütün cihan bilsin ki, bizim muradımız Medeniyet’in mehâsinidir, beşere menfaati bulunan iyilikleridir. Yoksa Medeniyet’in günahları, seyyiâtı, fenâlıkları değil! Ahmaklar, o seyyiâtı, o sefâhatleri mehâsin zannedip taklid ettiler, malımızı, mülkümüzü harâb ettiler!. İnşaallah istikbâlde, İslâm’ın kuvvetiyle Medeniyet’in mehâsini galebe edecek, yeryüzü pisliklerden, fenalıklardan temizlenecek, sulh-i umumi (dünya barışı) de temin edilmiş olacaktır.” 

“Evet, Avrupa’nın Medeniyeti fazilet ve hidâyet üzerine kurulmadığından, hevây-ü heves, zulüm ve tahakküm üzerine kurulduğundan, şimdiye kadar Medeniyet’in seyyiâtı (kötülükleri) hasenatına galebe ederek, ihtilalci komitelerle, bozguncu, yıkıcı ve anarşist çetelerle kurtlanmış, çürümüş bir ağaç hükmüne girdiğinden elbette çökmeye mahkûmdur. Asya Medeniyeti’nin, o çürük, o tefessüh etmiş zulüm ve şekavet Medeniyeti’ne galebe edeceğine, bu bir delildir. Ve bu galebe çok uzak değildir.” 

“Ye’se düşmek, İslâm Dünyası’nın kuvve-i mâneviyesini kırmaktan başka bir netice vermez.. Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev’i beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak İnşaallah. Hakikat-i İslâmiyye’nin güneşi ile sulh-i umumi dâiresinde, hakiki Medeniyet’i görmekliği rahmet-i İlâhiye’den bekleyebiliriz.” 

“İşte Risâle-i Nur’un bu meâldeki cümlelerinin manası budur ki, bu zamanda âile hayatının, dünyevi ve uhrevi saadetinin, kadınlarda ulvî seciyelerin inkişâfı yalnız dâire-i Şeriatta’ki âdâb-ı İslâmiyye ile olabilir..” 

“Demek kadınlar, terbiye-i İslâmiyye derecesi içinde mes’ud bir âile hayatını geçirmeye mahsus, bir nevi mübârek mahlûkturlar.Bu mübârek mahlûkları ifsâd eden komiteler kahrolsunlar! Allah, bu muhterem hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden muhâfaza eylesin!” 

Vefatının 57. yıldönümünde büyük İslâm Âlimi Üstad Bediüzzaman Said Nursi’ye  Allah Teâlâ’dan rahmet niyaz ediyorum. (Ruhuna Fatiha.) 

Daha geniş bilgi için bkz.“Bilinmeyen Yönleriyle Üstad Bediüzzaman Said Nursi hayatı, Davası, Mücadelesi.” M. Emin GERGER, Yrd.Doç. Dr. Ramazan TOPDEMİR, Gerger Yayınları, İstanbul. (Kitabı istemek için e-Posta adresi:www.gergerkitap.com [email protected]:0532. 5226164)  

 

YORUM YAZ