Hazımsızlık sorunu başa bela

06 Kasım 2017 Pazartesi

 Büyüyen Türkiye’nin taşı toprağı günden güne değer kazanırken, eli ekmek tutan insanlarımız her alanda adeta birbiriyle yarışıyor. Fikirlerin çarpıştığı, emeklerin harcandığı her ortamda şüphesiz aynı sonuçları elde etmek mümkün değil. Ancak, niyet halis olduktan sonra Allah da kullarını vesile ederek yardımcımız olabiliyor. Şu anda kendinizi Türkiye’nin yerine koyduğunuzda kim bilir nice haksızlığa göğüs gerdiğinizi hatırlayacaksınız. Daha zihnimizde tazeliğini koruyan şu alçak kalkışmanın üzerimizde bıraktığı gölge bulutlarını dağıtmak için nasıl mücadele verildiğine hepimiz şahidiz. Türkiye 15 Temmuz 2016’da FETÖ darbe girişimi ile 21. yüzyılda gerçekleşmesi ihtimal dahilinde bile olmayan büyük bir terör eylemine maruz kaldı.  8 yıl önce karşımıza çıkan küresel finans krizinden bugüne kadar düşmanlarımızı kıskandıran nice adımlar attık. Rakamların eninde sonunda yalan söylemediği bir dünyada pozitif büyümeye odaklanan Türkiye ekonomisi, 27 çeyrek dönem arka arkaya böyle bir hayali gerçekleştirmeyi başaran 5 ülkeden birisi oldu. Rakamları bir bir sıralayacak olursak;  2013 yılında yüzde 8.5, 2014’de, yüzde 5.2 ve 2015 yılında yüzde 6.1 büyümeyi başaran bu ülke 2016’da dahi gayreti elden bırakmadan ilerleme iradesini koymak başlı başına bir başarı hikayesidir. Şimdi yeni bir başarı hikâyesinin daha tüm dünya tarafından kabul görmesinin eşiğine doğru ilerliyoruz. Tabi ki bu gerçeğin herkes tarafından hazmedilmesini beklemek bizler için bir yanılgı olur. Hatırlarsanız, tam bir yıl önce gerek IMF, Dünya Bankası ve OECD, gerekse de uluslararası derecelendirme ve finans kuruluşları, Türkiye ekonomisinin 2017 yılında yüzde 3’ün altında bir büyüye bileceği öngörüsünde bulunmuşlardı. Bu görüşü oldukça iyimser bulup haydi oradan ‘Türkiye ekonomisi olsa olsa yüzde 2 oranında’ büyür kabadayılığını gösterenlere de rastladık.  Ancak bir gerçeği göz ardı ettiklerini aylar sonra anladılar. Bu da, ekonomimiz kadar siyasi iradedeki dinamikliğin yapısal reformlara yansıtılmasından başka bir şey değildi. Türkiye Varlık Fonu’nu oluşturmak gibi önemli bir adımın atılması söz konusu reformların bir bir gerçekleştirilmesinde önemli bir adım olarak görüldü. Elimizdeki anahtarının doğru kapıları açması için de bu işleri bilenlerin yönetimde bulunması ise, hedeflerin gerçekleşmesine büyük katkı sağlıyor. Bu arada, bugüne kadar Varlık Fonu’nda nelerin yapıldığı ve 2018 yılında planlanan işlerin nasıl devreye konulacağı konusunda net açıklamaları merakla bekliyoruz. Ekonomik dalgalanmalarda piyasaların stabilize edilmesinde oluşturulacak güçlü bir varlık fonunun mevcudiyeti, piyasalara gerekli güvenin verilmesinde öncü rol oynamış olacak ki, borsamızda da moraller yüksek yatırımlarına hız veren sanayi kesiminde de. Yıl sonunda rakamlar geldiğinde bu moralden her kesim nasibini alacaktır. Peki bu aralar kimlerin morali bozuk?

Hemen sıralayalım;

* Türkiye’de yıllardır dev projelerin bir bir devreye girdiği haberini alanlar,

* Stratejik kararlarda artık masaya yumruğunu vurarak oturabilecek güce sahip bir ülke olduğumuzu anlayanlar,

* Tüm çabalarına rağmen devleti ele geçirmek için 40 yıldır binlerce insanı taşeron olarak kullanıp hevesleri kursaklarında kalan kumpasçılar,

* Küresel yatırımlarında Türkiye’yi saf dışı bırakmak için çabalayan dost görünümlü alçaklar,

* Paraya tapıp spekülasyonla Türkiye ekonomisini çökertmeye çalışan lobiciler,

* Bizleri birbirimize düşürmek için nifak tohumları eken sürüngenler,

* Ve tabi ki, dost görünümlü ayak oyunu oynayan kontrolsüz güçler…

Evet dostlar, Türkiye’ye karşı hazımsızlık bunlar için hastalıktan öte bir hayat felsefesine dönüşmüş durumda. Zihinlerindeki çürümüşlük, artık ellerine ayaklarına dolaşan beceriksizlerle su yüzüne çıkıyor. Bundan sonrası net bir şekilde tahmin edebiliyorum… Ne mi olacak? Bizleri birbirimize kırdırıp bu işten kârlı çıkmaya çalışacaklar. Bunu önlemenin bir tek yolu var. Çalışmak, çalışmak daha çok çalışmak… Ama dost gibi görünüp içimize sinen alçaklara kulak vermeyip, hazımsızlık sorununu halletmiş bir şekilde…  Türkiye ‘büyüme’ hikâyesini 2017-2019 döneminde de kararlı bir şekilde sürdürecekse başka çaremiz yok.