Toprağı Gönendirdin

05 Haziran 2017 Pazartesi

Sevgili okuyucularım, Sıla-i Rahim’in…

Akraba, dost, arkadaş ziyaretinin ehemmiyetine dikkat çekmek istiyorum…

Bir Sılai Rahim esnasında hissettiklerimi kaleme aldığım, 2012 yılında yayınladığım bir yazımı, sizlerle paylaşmak istiyorum:

Geçtiğimiz günlerde, hanımla birlikte memlekete gittik. 

Her yıl haziran, temmuz aylarında, sıla-i rahim yaparım.

Doğduğum evi ve köylülerimi, ziyaret ederim.

8 yaşına kadar yaşadığım yerleri gördüğümde, sanki başka dünyalara gittim.

Lamba ışığı altında, okuma yazmayı öğrenmeye çabaladığım günlere…

Gece karanlığını yarmak için mücadele veren, idare lambası rehberliğinde, halamın evine gidişim geldi gözlerimin önüne…

‘Anne, babam ne zaman gelecek?’ diye sorduğumda;

‘Goca garlar yardığı zaman guzum.’ dediğini, işitir gibi oldum…

Kasım ayında başlayan ve Aralık ayı ortalarına doğru, harmanların bile yarım metre karla kaplandığında…

‘Goco garlar yağdığı zaman’ dilimiydi, anamın dilinde...

‘ Haydi oğlum, çardağın kapısını aç da, Sarı öküzle, tanayı sal.’ dediğini işittim anamın…

Gocaman okul çantasıyla, yarım metre karlar üzerinde, bata çıka; 15 dakikalık yolu, bir saatte katettiğim aklıma geldi…

Ama okul dönüşünde Bağbeleni’nde, o goca çantayı altıma alıp; arkadaşlarla birlikte kayması, bizi mutluluğun zirvesine taşırdı…

Okul dönüşünde anamın ‘Guroluk’tan su doldur gel oğlum.’ dedikten sonra, boyum kısa olduğu için, neredeyse yarı boyumdaki ‘boduç’la ; ‘Guroluk’tan, karda düşmemek için çırpınarak, yalpalaya yalpalaya eve gelişim, canlandı gözümün önünde…

Nisan, mayıs aylarının gelmesini, çok isterdim. Çünkü bu aylarda ‘Davar keşiği’ olurdu.

Hacıahmetler (Köylümüzün dilinde Hacıahmatlar) ile Irgınlar Mahallesi’nin keçi, oğlak ve sığırları salınır; Çolak Bayram Dayı’nın yanına, o gün keşiği (sırası) gelen evden bir çocuk, çobana yardımcı olmak için, davar gütmeye giderdi.

Sıra (Keşik) bize geldiğinde, kardeşim Halit küçük olduğu için, davar gütmeye ben giderdim.

Akşama doğru davarı, evimizin arkasındaki tarlaya yatırmaya getirirdik.

İşte benim için eğlence, o zaman başlardı. Çolak Bayram Dayı ile birlikte, akşam yemeğini tarlada yerdik. Yemekten sonra, ateşi yakar ve çaydanlığı üzerine koyar, çayın demlenmesini beklerdik…

Ateşin yanında sabahlamak, ayrı bir mutluluk kaynağıydı benim için.

Bunlarla birlikte daha nice hatıra canlandı gözümün önünde.

Ve beni başka dünyalara götürdü köyümün çoraklığı, yoksulluğu, çaresizliği…

Bizim köyümüze, elektrik 1979 yılında geldi.

Su problemi ise, hâlâ tam bir çözüme kavuşmadı.

Bu devirde susuzluk, köy yerinde siz bir düşünün…

Üstelik KOP’un Mavi Tüneli, sizin köyünüzde olsun ve köyün altından binlerce metreküp geçip gitsin; siz üstte susuzluk çekin;,ne acı çelişki değil mi?

Evimizden ayrılırken, birden ‘Göç götürmemiz’ aklıma geldi.

Kamyona yüklenmiş eşyalar, akrabalarla ve mahallelilerle, köylüler doluşmuş harmana, bizi uğurlamaya gelmişler…

O da ne, yıllarca bizim kahrımızı çekmiş ‘eşeğimiz’in gözünden yaşlar akıyor…

Onunla birlikte, bizlerden de yaşlar boşanmaya başlıyor…

Hacıahmatlar’a doğru yöneldim.

Teslime’nin evinin önünden geçerken, Teslime’nin Mehmet Ali’nin; Amcazadem Halil ile bana, içki içirmesi aklıma geldi…

Aslında bizim köyümüzde, pek içki içen yoktur. Hele hele aleni olarak, insanların görebileceği yerde, içki içeni göremezsiniz. Ama bu nadirattan olanlardan, adaşım ve komşumuz Rahmetli Teslime’nin Mehmet Ali Amca; bize şöyle birer zerre içki içirip, sarhoş olduğumuzda, önünde yalpalaya yalpalaya oynamamıza bakıp, gülüp, eğlenmek istemiş…

Halil ile ikimiz daha sonra, damın eşiğinde sızıp kalmışız.

Annem ve Sarı Cicem (Halil’in Annesi), akşam eve gelmeyince, bizi aramaya çıkmışlar.

Neden sonra Sarı Cicem, bizi Teslime’nin damının eşiğinde bulur.

Bu günkü gibi hatırlıyorum, Sarı Cicem beni kaldırdığında, kendime geldim.

Sarı Cicem ‘Ay Gülüm, burada neden yatıyorsunuz?’ diye sordu.

Ben de ‘Memet Alı Dayı bize acı su içirdi, uyuduk galdık Cice…’diyerek kalktığımı…

Hacıahmatlar Camisi’nin önünden geçerken; Osman Hoca aklıma geldi. Bize namazlığımızı öğrettiği günler…

Bayram namazı kılındıktan sonra, caminin önüne dizilen sinilerde yediğim ‘Bayram Yemekleri’ geldi gözümün önüne…

Yukarıya doğru çıkarken, Rahmetli Gök Mehmet’in evinin yanışı ve taa bizim evin önündeki harmandan bile, alevlerin göklere yükselişi canlandı gözümde…

Biraz daha çıktım, tam Ebem’in (Anneannemin) evine yöneldiğimde, birden sağ tarafta, eşikte Pala’nın Şükrü canlandı, gözümün önünde.

Şofördü Şükrü Ağabey ve bir kaza neticesinde, 3 yıl cezaevinde yatmıştı.

Cezaevinden çıktığı günlerdeydi, ben de köye sılai rahime gelmiştim.

Elimde kamera ve uzaktan Şükrü Ağabey’i gördüğümde ‘Nasılsın Şükrü Ağabey?’ diye bağırdım ve kamerayı zumladım.

Yılların sıkıntısını ve cefasını taşıyan yüzünde, acı bir tebessümle ‘İyiyim Meymedalı, hoş geldin?’ deyişi, kulaklarımda çınladı birden…

Bu canlanmanın akabinde, sol tarafta Şükrü Ağabey’in Anası…

Evinin eşiğinin önünde, iki elinde iki baston, yıllara direnmeye çalışıyor…

Beyini, çocuklarının birçoğunu kaybetmenin çöküntüsü, yüzünün kırışıklarına yansımış Fatma Teyze’nin…

Elini öperken; rahmetli kocası Pala Dayı, gözümün önüne geliyordu…

Babamı hatırlattı bana Fatma Teyze:

‘Senin baban var ya senin baban; o bambaşkaydı..’ diyerek..

Fatma Teyze, selam gönderdi, İstanbul’daki torunlarına…

Oradan baktığımda, Çardağın üzerindeki damda, İzmir Mehmet Dayı’nın hanımı Yağırın Gızı Fatma’yı gördüm.

Çardağa girip, tahta merdivenleri çıktım birer birer.

Gözüne Katarak düştüğünden iyi göremiyordu…

Elini öperken, ‘Kimsin sen? diye soruyordu…

Ben İstanbul’dan … derken, sözümü tamamlayamadan: 

‘Meymedalı sen misin guzum…’ diye hatırlayıverdi…

Ağlamaya başladı Fatma Teyze…

Bir taraftan ağlıyor bir taraftan da

‘Toprağı gönendirdin Meymedalı… Toprağı gönendirdin…’

Diyerek, duygularını dile getiriyordu…

‘Senin baban, gardaştan da öteydi guzum bize... Senin babana güç yeter mi guzuuum…?’

Diyerek ağlıyordu, İzmir Mehmet’in hanımı Fatma Teyze…

 O’nun hâlini hatırını da sorduktan sonra, Sıhhıye Ali Dayım’ın evine yöneldik…

Meryem yengemin, elini öptüm. Hoşbeşten sonra, hemen bir telaş aldı; yemek getireyim diye…

Karnımız tok desek de kabul etmiyordu, yengem illâ bir şeyler ikram etmek istiyordu…

Neyse ki meyvaya razı olduk, karpuz, erik, kayısı hemen dolduruverdi önümüze…

Anadolu insanı böyledir…

Ne kadar gariban olursa da, evinde ne var ne yok ,size ikram etmek ister…

Hemen bitişikte, Hacıahmat’ın Ramazan Ağabey’e çıktık.

Hoş beşten sonra, O da ‘Karnınız aç mı, yemek yediniz mi?’ sorgusundan sonra; tokuz, dedik ısrarla; Allah ne verdiyse, getirdi hanımı önümüze; Ayçekirdeği, leblebi, fıstık, kiraz, erik, kuruüzüm….

Böylece kısa kısa ziyaretler yaptıktan sonra, hanımın teyzesinin oğlu Mehmet de yattık.

Bu arada kendi camimizde ilkindi ve akşam namazını, Hatıplar camisinde de, yatsı namazını cemaatle kıldık. Köyde pek kimse olmadığından cemaatlerimiz, 5 kişiyi geçmiyordu.

Köyümüzde, 7 mahallede 4 cami var.

Hatıplar Camisi, 1800’lü yıllarda yapılmış. Minaresi 1994 yılında yapıldı.

Diğer 3 camiye minare bu yıl, Göğ Alı’nın Durali tarafından yaptırılmış.

Sabah, hanımın emmisi (amcası) Said Emmi’yi ziyaret ettik.

Hâl hatır sorduk. Birlikte birer kahve içtik…

Sait Emmi, hanımı yıllarca önce vefat ettiğinden, yalnız yaşıyor.

Daha sonra, köyün aşağı tarafında bulunan Çarşamba Çayı’na (dereye) indik, hanımla birlikte. Babasından kalma asmalardan, tevek (yaprak) topladık.

Velhasılı kelâm, sıla-i rahim yaptık işte.

Ne diyor Rabbimiz:

 “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.” buyurmaktadır.

Rad Suresi Ayet 25:

“Allah'a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah'ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.”

Her Cuma, hutbede okunup meali verilen Nahl Suresi Ayet 90:

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”

Akrabalık ilişkilerini hafife alanlar…

Akrabalarıyla ilişkilerini kesenler…

Hatta akrabalık ilişkisini kesenlerin…

Cehennem azabına düçar olacakları açıkça belirtilmekte…

Ve ne diyor sevgili peygamberimiz:

Halit b. Zeyd (Ebu Eyyüb el-Ensarî) hazretlerinden rivayet edildiğine göre bir adam, Hz. Peygamber'e gelerek: "-Yâ Rasûlallah; beni Cennete sokacak, bir ibadet söyler misiniz?" dedi...

Rasûlüllah şu cevabı verdi:

"Allah'a ibadet eder ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahm edersin" (Buharî, Zekât, 1).

  • Aliihsan Keskin 1556Aliihsan Keskin 15565 ay önce
    Cok gûzel anilar dostum.Merak ediyorum bu güzel yerler tam olarak Konyamizin neresindedir.Aciklarsan sevinirim.Bizimde Ceddimiz konyadan Selanige oradanda 1924 te Edirne Meric kazasina dönüp yerlesmislerdir.Dolayisiyla bizim ana yurdumuzda Konyadir.Degerli sinif arkadasim .Ömer Adil Dolay hocamin Zeki talebesi M.Ali Üstadim benim.E.A.
  • Musa ayMusa ay5 ay önce
    allah razı olsun bizleri duyguladırdın hatıralarımızı ve hayallerimizi canlardırdın eline ve kalemine sağlık allaha emanet olun