THY- Güney Avrupa Haziran

Sekülerizme Hayır İçin EVET…

20 Mart 2017 Pazartesi

Ülkemiz bu günlere kolay gelmedi.

Dedelerimiz ve babalarımız büyük bedeller ödedi…

Yıldönümünü yad etmekte olduğumuz 18 Mart Çanakkale Zaferi, büyük bedeller ödenerek kazanıldı…

Birinci Dünya Harbi sonrasında, Osmanlı Bakiyesi Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti adıyla yeni bir devlet kuruluyordu…

Birinci Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşında Türk, Kürt, Arap, Laz Çerkez, Boşnak, Arnavut ve hatta Ermeni, Rum Osmanlı vatandaşları, cephelerde savaştılar, bedeller ödediler…

Birinci Meclis, 23 Nisan 1920'de Ankara'da Toplam 378 milletvekiliyle toplanmıştı.

1 Kasım 1922'de yapılan toplantıda, Osmanlı Devleti'ne son verilmesini karara aldı…

TBMM hükümeti, 18 Kasım 1922 günü Abdülmecid Efendi’yi HALİFE SEÇİYORDU…

Cumhuriyet rejimine geçilmesi de, 29 Ekim 1923'te, İkinci Mecliste kararlaştırıldı…

20 Nisan 1924 günü yürürlüğe giren 1924 Anayasasının hemen akabinde, Sistemi Ele geçiren Mustafa Kemal; Batı yanlısı bir hayat tarzını millete kabul ettirmek için, bir dizi değişikliklere girişti…

Bu değişikliklerin en önemlisi 1928 yılında yapılan HARF İNKILABI’dır.

KEMALİST SİSTEM’in önemli simalarından İSMET İNÖNÜ, Harf İnkılabı ile ilgili olarak İsmet İnönü'nün Hatıralar kitabının,2006 basımı 483. sayfasında:”Harf inkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Okuma yazma kolaylığı Enver Paşa’yı tahrik eden sebeptir. Ama, harf inkılabının bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk…”

Sistem Müslüman Anadolu halkını, İSLAMDAN UZAKLAŞTIRMAK için, her yolu deniyordu.

18 Temmuz 1932 tarihinde Diyanet İşleri Riyaseti, ezanın Türkçe okunmasına karar verdi.

18 YIL BOYUNCA EZAN TÜRKÇE OKUNDU ve KURAN TEDRİSATI YASAKLANDI…

14 Mayıs 1950 Tarihinde yapılan seçimleri Demokrat Parti kazandı ve 16 Haziran 1950 tarihinde bu yasağı kaldırarak EZAN ASLİ ŞEKLİNDE OKUNMAYA başlandı ve KUR’AN tedrisatı yasağı kaldırıldı.

Kendilerini sistemin sahibi ve Milletin Efendisi olarak gören KEMALİSTLER; MİLLETİN Atatürk İlke ve İnkılaplar’dan UZAKLAŞTIĞINI ileri sürerek SİSTEME YENİ BİR AYAR VERMEK İÇİN 27 Mayıs 1960 tarihinde. ASKERİ DARBE YAPTI ve 1924 Anayasasını askıya alıp; 9 Temmuz 1961'de halkın oyuna sunulan YENİ ANAYASA, oylamaya katılanların % 60.4'ü tarafından kabul, %39 oranında ret oyu alarak yürürlüğe girdi.

SİSTEMİN SAHİPLERİ OLDUĞUNU İDDİA EDENLER Yeni Anayasa ile KEMALİST REJİMİ bir daha VESAYET ALTINA ALDILAR…

1924 anayasasının temel özelliği, Egemenlik Hakkının TBMM de olmasıdır.

1961 Anayasasıyla, EGEMENLİK Hakkını kullanan tek organ olma özelliğine sahip TBMM’ye:  CUMHURİYET SENATOSU -ANAYASA MAHKEMESİ – DANIŞTAY ortak edilmiştir…

12 Mart 1971 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, Süleyman Demirel Hükümeti’ne MUHTIRA VEREREK düşürmüş ve yerine CHP Kocaeli milletvekili NİHAT ERİM’i iktidara getirmiştir.

12 Eylül 1980 DARBESİ ile 1961 Anayasası yürürlükten kaldırılıp, YENİ BİR ANAYASA GETİRİLMİŞTİR.

Bu anayasanın en can alıcı noktası, yeni getirilen ilk 4 maddesidir:

I. Devletin şekli

MADDE 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

II. Cumhuriyetin nitelikleri

MADDE 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti

MADDE 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı "İstiklal Marşı"dır.

Başkenti Ankara'dır.

IV. Değiştirilemeyecek hükümler

MADDE 4: Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

12 Eylül Darbe Anayasası, Askerler tarafından yazıldı ve millete dayatıldı…

12 Eylül Darbecileri, Kürt vatandaşlarımızın; İslamî karakterini ve hayat tarzını seküler(dinden ayrılmış)hâle getirmeyi hedefliyordu…

Bunun için Apocular (Daha sonra PKK oldu) güçlendirilmesi gerekiyordu…

Güneydoğuda Kürt halkına yapılan zulüm ve işkencelerle, Apocular-PKK’nın kucağına itildi…

Diyarbakır 5 Nolu Cezaevinde, akıl almaz işkencelerle; Köy boşaltmalar, köy yakmalarla, faili mechul cinayetler, adam kaçırmalarla Kürt Halkı; devlet ve İslam’dan soğutma hedefine yöneltildi…

Bunda da büyük oranda başarı sağlandı…

Sıra Müslüman Türk halkına gelmişti…

28 Şubat Post Modern Darbe’nin de hedefi Müslüman Türk halkı olmuştu…

Halkın Seçtiği ve Meclis eliyle oluşturduğu Refahyol Hükümeti, Laik Jakoben zihniyet tarafından; alavere ve dalaverelerle yıkılıyor…

Yerine Onbaşı Mesut’a hükümet kurdurarak; İmam Hatip Okulları ve Kur’an kursları kapatılıyor…

Binlerce dindar öğretmen memurluktan ve dindar subay ordudan atıldılar…

On binlerce başörtülü kız öğrenci üniversite ve liselerden atılıyor; eğitim hakları ellerinden alınıyordu…

Evet…

Bu günlere böyle geldik…

Bir daha böylesi zulüm ve katakulliliklerin yaşanmasını İSTEMİYORSAK…

VESAYET YANLISI, JAKOBEN LAİKLERİN, KEMALİSTLERİN, keyfi müdahalelerinin SONA ERMESİNİ İSTİYORSAK…

Kendini yönetecek hükümeti, HALKIN kendisinin seçeceği…

16 Nisan Referandumunda, EVET demeliyiz…

YORUM YAZ