Türkiye'nin Nesilleri:

24 Ekim 2017 Salı

Vatandaş soruyor “FETÖ ile mücadele ne zaman neticelenecek, ne zaman tam olarak bunlardan temizleneceğiz” diye. Bu uzun soluklu bir mücadele ve birkaç yılda tamamlanacak gibi değil, hele ki Amerika-FETÖ ilişkisi alenen gözler önündeyken. Ancak gelecekte görev alan hükümetlerin FETÖ’ye karşı mücadelede tavizsiz ve kararlı olması, söz konusu süreci hızlandıracaktır.

Ama sürekli atladığımız ve dikkat edilmesi gereken başka bir husus var. Türkiye, toplumsal mühendisliğe çok açık. Neden mi, şöyle bir bakalım.

Daha 100 yılını doldurmayan ama köklü bir tarih ve geleneğe sahip olan Cumhuriyetimizde birçok toplumsal olaylar meydana geldi. Bu olaylar da bazı darbelerin gerçekleşmesine de zemin hazırladı. Darbeler ülkemizi geriletirken, dışarıya daha bağımlı hale getirdi. Toplumda açılan çatlaklar ise uzun yıllar onarılamadı.

Yıl 1955’in 6 ve 7 Eylül’ü.

Bu tarih, Rum azınlıklara yapılan şiddeti ve yağmayı yazdı. Ekspres Gazetesi’nin Mustafa Kemal’in Selanik’teki evinin bombalandığı haberini geçmesinden sonra, sokaklarda Rum azınlıklara karşı başta İzmir ve İstanbul olmak üzere saldırılar gerçekleşmiş ve sonucunda Rumların büyük çoğunluğu göç etmek zorunda kalmıştı. Bu olay, meşru hükümete karşı cephelerin birleşmesine sağlayan ve ileride darbeye giden yolun zeminini hazırlayan olaylardan biri idi.

Sonuç olarak, bizler toplum olarak bir parçamızı, bizi biz yapan güçlü bir unsuru kaybettik.

Yıl 1960.

Sol sağ ayrışması başlamış, toplum kutuplaşmaya yüz tutmuştu. Uzun yıllar bu ayrışma sürecek yansımaları meclise kadar taşınacaktı. Bu durum 1968’te iyice şiddetlenecek ve ilerleyen yıllarda bu ayrışma silahlı çatışmalara dönecek ve 1971, 1980 darbelerine neden olacaktı. Hele 1980 yılına doğru toplum içerisindeki anarşi günde 20 can alıyordu.

Asıl kaybımız, bu süreç içerisinde yaşamını yitiren insanlar ve dağılan aileler oldu. Özellikle dış etkilere karşı olan zaafımız nedeniyle, binlerce can kaybetmiştik. Millet olarak, hali hazırda birçok eksiği olan devletimizin güçlenmesi için var gücümüzle çalışmamız gerekirken, birbirimizin boğazına sarıldık. Endüstrimizi, eğitimimizi geliştirmemiz gerekirken, kendi kanımızı döktük. Üniversite öğrencileri hayatlarını kaybetti, birçok kişi okuldan ayrılıp eğitimini sonlandırdı. Sağ sol çatışmaları 20 yıla yakın sürmüş ve ülkenin olduğu yerde saymasına neden olmuştu.

Yıl 1978

Yetmedi, toplumsal sinir uçarımız, sahip olduğumuz tüm zenginlikler istismar edilerek kaşınmaya devam etti. Bu tarihte, Alevi Sünni çatışmaları yaşandı, insanlar tekrar ellerine silah aldı, komşusunun canına kast etti.

Yıl 2016

1980’lerde başlayan örgütlenme en sonunda devlete karşı darbe girişimlerine kadar geldi, birçok darbe girişiminde bulundular. Bu devleti içeriden ele geçirme ve milleti esir alma hareketi idi. 40 yıllık kurulum süreci içerisinde, kendi insanımızı bize karşı örgütlediler, örgütün finansmanını da, tehdit ile haraç ile her türlü gayri meşru yol kullanılarak, gene milletin sırtından karşıladılar.

250 insan kaybedildi. Aynı zamanda FETÖ’ye kendini kaptıran on binlerce iradesiz insanda cabası. Belki bu sefer can kayıpları sol sağ çatışması ile kıyaslanamayacak kadar azdı ama insanlarımızı ruhen, zihnen ve inanç olarak kaybetmiştik. Geriye sadece nefes alan bir ceset kalmıştı. Çaycısından, en üst düzey bürokratlara kadar makamlar çalışamaz, güvenilemez hale geldi. FETÖ’nün aktif olduğu zamanlarda yapılan usulsüzlükleri, tutarsızlıkları ve engellemeleri saymıyorum bile. Ülkemizin ilerlememesi için prangadan başka bir şey olmadılar.

Geri baktığınız zaman, tüm bu yaşanan olaylarda kendi insanlarımızı kaybettiğimizi acı bir şekilde görüyoruz. Kendi insanımız, vatanına, toprağına, devletine karşı ayaklandırılmış. Kardeşimiz hain olmuş, namussuz ve ahlaksız olmuş.

Ama sorun başka!

Bunların olmasına engel olamamışız, komşumuzun, kardeşimizin elinden tutamamışız, içimizdeki yılanı görememişiz. Elimizde hiçbir şey yokken bile paylaşmayı, birlikte var olmayı bilememişiz. Soluduğumuz havayı dahi birbirimizden esirger olmuşuz.

Peki, daha ne kadar farklı yerlerden ısırılmamız ve kan kaybetmemiz gerekiyor. Akıllanmamız, birbirimize dikkat edip koruyup kollamamız için her zaafımızdan yararlanılmasını mı bekleyeceğiz? Önlem almak için her açığımızdan bıçaklanmamız mı gerekiyor?

Düşünsenize tüm yaşanan toplumsal buhranlara rağmen gelişme ve ilerleme kaydeden devletimiz, eğer böylesi iç karışıklıklarına maruz kalmasaydı şuan nerede olurdu. Rum, Alevi, Sünni, Kürt, Türk derken ve bugün FETÖ nedeni ile binlerce insanımızı kaybettik. Bunların yarasını sarıyoruz ve Allah’ın izniyle iyileşeceğiz. Ancak ileride toplumsal mühendisliklere karşı dirençli, bilinçli ve tedbirli olmamız artık şart. Daha fazla kan kaybedemeyiz. Dün ve bugün, farklı sinir uçlarını kullanarak topluma yön vermek, devletin kaderini çizmek isteyenler, yarın elbette gözlerine başka noktaları kestirirler. Şimdiden bunun çalışmalarının yapıldığını görmek mümkün.

Bize, bizden başka dost yok, komşumuzdan başka müttefikimiz yok! Kardeşimizden başka sırtımızı kollayacak yok. İlerisi için önce Allah’a sonra kendimize güvenmeli ve kendimizi korumalıyız. 

  • SamiSami26 gün önce
    Şimdi anladım sen salı yazısına yazdın. Şöyleki tarih tekerrür eder. Tarihi iyi bilmek lazım ki geleceğe net görelim ve sağlam basıp yürüyelim. Tarih bize dostumuzu düşmanızımı hatalarımızı doğrularımızı gösteriyor.