Haussmann, Osman?

31 Ekim 2017 Salı

Ahmet Hakan köşesinde yazmış, Gezi Olayları sırasında Osman Kavala Taksim’de teftişte imiş.

Demek ki bu adam boşuna radara yakalanmadı.

Demek ki, yurt içindeki bazı yazarçizer boşuna “Osman’ım” deyip durmuyor.

Demek ki, yurtdışından boşuna “Osman’ımızı bırakın” çığlıkları yükselmiyor.

Demek ki, adı Ahmet, Mehmet, Osman ama içi Hans, George, Emanuel. Thedor, Soros. Artık gerisini siz düşünün. Bunların ne olduğuna siz karar verin. Bir de bakıyorsunuz dün Osman’ı kurtarmaya çalışanlar bugün Akşener’in partisini şişiriyor. Bu da ilginç bir detay.

Türkiye’de iktidarı kamçılayacak, söylemleriyle hükümetin icraatlarını iyileştirmede rol oynayacak yapıcı bir ana muhalefet yok. Hiçbir zaman da olmadı desek yeridir. Bunun nedeni ana muhalefetin kumandasının millette olmaması. Onlar başka toprakların sesi, küresel lortların eli olmayı tercih etti.

Bakalım madem partiyi kurdular, Sayın Akşener Hanım ne diyecek, ne konuşacak?

İçi dolu vizyonlu bir yol izleyebilecek mi, yoksa kumandayı Pensilvanya’ya mı teslim edecek göreceğiz.

Millet için var olabilecek mi, milli meselelerde birlik olabilecek mi, yoksa küresel lortların kuklası mı olacak göreceğiz.

Duygusal İstifa

Kimse kusura bakmasın, bu iş basit değil.

Devlet yönetiliyor, hem de ne mücadeleler verilerek yönetiliyor!

Askerinden, vatandaşına ve siyasetçisine kadar ağır bedeller ödeniyor. İlçe başkanından, yardımcısına ve teşkilatına kadar, 15 Temmuzun öncesinde ve sonrasında, AK Parti şehitler vermedi mi? Şimdi istifalar sırasında duygusal anlar yaşayanlar var, elbette durumun kolay olmadığı aşikâr ancak bu yola çıkıldıysa koltuk da verilir, baş da. Kimse sürekli koltuktan koltuğa zıplayıp duracağı hülyasına dalmasın, bu davanın gerçeklerini ve ağırlığını taşıyamayacak olanlar en baştan bu yola çıkmasın!

Diretenlere ve sandık da sandık diyenlere gelince!

Yani sen yelkenini açacaksın, Erdoğan rüzgârını arkana alıp yürüyeceksin, makam sahibi olacaksın ama o rüzgâr yön değiştirince “yok ben eski yönde devam etmek istiyorum” diyeceksin. Adama sorarlar o zaman, en başında neden bu rüzgâra bıraktın kendini diye...

Sosyal Devlet

Büyükşehirlerde kâğıt toplayanları görmüşsünüzdür. Geçen gün Beşiktaş’ta bir kâğıtçı ile yolumuz kesişti, 10 yıla yakın bu işi yapıyormuş biraz konuştuk. Adamların ciddi sorunları var, zabıta el arabalarına el koymaya çalışıyor. Kâğıtların başından 5 dakika ayrılsalar zabıta alıp götürüyor. İş başında da engel çıkartmaya çalışıyorlar. Nedeni, görüntü kirliliği. Ama olay başka, büyük firmalar geri dönüşüm işine girince sokaktaki, çöpteki kâğıt dahi değerlendi, belediyelerin gözü bu kapıya el koymak.

Adamların günlüğü 40 ila 80 lira arasında değişiyor, aylık gelirleri asgari ücret bandında. El arabası 150 lira. Zabıtaya yakalanmanın bedeli 2, 3 günlük iş. Şimdi bu insanlar dilenmiyor, çalmıyor sosyal bir sorun teşkil etmeksizin, geri dönüşüm için çalışıyorlar. Sosyal devlet ve sosyal belediyecilik deyip duruyoruz, hani nerede? Nerede vicdan, nerede insanlık? Diğer belediyelere hâkim değilim bu kardeşimiz Beşiktaş’ta idi. Belediyelerin bu insanları istihdam edip kâğıt toplatması çok mu zor?

Madem belediyeler bu insanlara kâğıt toplattırmıyor, seyyar tezgâh versin. Simitten cevize fındığına kadar sokaklarda satıp rızıklarını arasınlar. Tezgâhları ortaklaşa çalıştırıp kazançlarını dengelesinler ve belediyeye vergilerini versinler. Toplumun kaynaklarının ve zenginliklerinin tek bir sınıfa akması, huzursuzluk çıkartır. Adaletli, sosyal olarak barışık bir toplum için daha çok çaba sarf etmeliyiz!

  • hay bin gunduzhay bin gunduz18 gün önce
    akaryakıt fiyatları az artırılsınbenzin mazıt 10 lira lpg/cng 15 lira olsun dahepsinin fiyatı ortalanır böylece biz de 20 yıl akaryakıta zam mam görmeyiz