Gördüm Duydum Bilmiyorum

02 Eylül 2017 Cumartesi

Suriye’de iç savaş çıktı seneler önce. Daha işin ucu kaçmadan, Türkiye olarak artan tansiyonu duyurmaya çalıştık. Savaş şiddetlenince her fırsatta zulüm gören ve katledilen insanların sesi olduk. Batı ne bu işin başında nede sonrasında Suriye’yi gördü. Fransa’nın ilk yaşadığı terör saldırısı ile dünya liderleri Fransa’ya akın ederken, binlerin, yüzbinlerin hayatlarını kaybettiği Suriye sanki başka bir evrende idi Batı için.

Birleşmiş Milletler ise,  rejimin Suriye halkına karşı kimyasal silah kullanmasından sonra dahi etkin bir rol oynamadı. Hatta Trump’ın BM için attığı twit, durumu açıkça gözler önüne seriyor:

“BM büyük bir potansiyeli olmasına rağmen, şuan sadece insanların bir araya geldikleri, konuştukları ve iyi vakit geçirdikleri bir kulüpten ibaret. Çok üzücü!”

Trump bu twiti atarken aklında ne vardı bilinmez. Ancak BM bugüne kadar insan haklarını ya da üyelerini koruyan bir yapıdan çok, belli başlı Batılı ülkelerin ekonomisi, çıkarları ve güvenliğinin garantörü olmaktan ileri gitmedi.

Afrika’da birçok ülkede karşıt gruplar silahlandırıldı, sonra ülke içi gerilim artırılarak bu grupların birbirleri ile savaşması sağlandı. Hükümetler bu çatışmalar sonrasında zayıflayıp işlevsiz hale gelince BM olay yerine barışı sağlama bahanesi ile ülkeleri kontrol etmeye gitti. İç savaşla gücünü tüketmiş ve herhangi bir müdahaleye karşı çıkamayacak hale gelmiş bir ülke, zayıflamış ya da kontrolü tamamen kaybetmiş devlet. Oyun oynanmış ve artık büyük şirketlerin bu bölgeleri sömürgeleştirmesine sıra gelmişti. Kim karşı çıkabilirdi? BM bu bölgeler için sömürü şirketlerinin paralı asker gücü olmaktan öteye gidebildi mi?

Bu ahlaksız oyun suratlarına çarpıldığı zaman ise vicdanları sızlamadı, çünkü Batının insanlık namına bir değeri kalmamıştı. Birçok kez Erdoğan “dünya beşten büyüktür” derken ortada dönen bu ahlaksız, insanlık dışı tezgâhı gösteriyor ve buna çomak sokuyordu.

Bugün ise gene Arakan’dan acı haberler alıyoruz, yaşanan vahşetin çığlığı olmaya çalışıyoruz. Ancak ne duyan var ne gören. Aslında gayet iyi görüyor, duyuyor ve durumu biliyorlar. Bu ülke, yer altı zenginlikleri ve konumu ile hem batı hem de Çin için gayet önemli. Obama 2. başkanlığına seçildiğinde ilk gittiği ülkelerden biri Myanmar idi. Yaşanan soykırımın nedeni ise bölgenin Batı ve Doğu arasında sıkışması. İki taraf da bölgenin zenginliklerini sömürmek ve coğrafi konumundan yararlanmak istiyor. Olan ise masum Müslüman halka oluyor.

Ne yapabiliriz?

Elbette ki yaşanan vahşeti dünyaya duyuracağız. Ama onlardan bir şey beklediğimiz için değil, yaptıkları vahşeti suratlarına çarpmak için. Eğer Arakan için, Filistin, Suriye, Irak, Libya, Mısır, Yemen için ilaç olmak ve yaralarını sarmak istiyorsak, bunu biz yapacağız. Bunu da yaptığımız işi daha iyi yaparak, daha çok gelişerek, daha çok çalışarak mücadele ederek yapacağız.

Arabayı biz yapacağız, biz geliştireceğiz!

Silahı biz yapacağız, biz üreteceğiz!

Gıdayı ve ilacı aynı şekilde biz üreteceğiz.

Müdahale edileceğimiz zaman, kendi elimizle, kendi araçlarımızla bunu gerçekleştireceğiz. Yoksa Batıdan aldığımız uçaklarla değil yardım götürmek, havalimanından bile çıkamayız.

Değişeceğiz!

Güçleneceğiz!

Yazacağız, çizeceğiz, konuşacağız, tartışacağız, gelişeceğiz ve mücadelemizi Allah için muzaffer olarak neticelendireceğiz.

İslam’ın yolu budur, Müslüman olmanın şartı budur!

Mevlana Ebul Kelam Azad’ın Ölümsüz Müdafaasında söylediği gibi

“Pek acıklı olmakla beraber şu da inkâr edilemez ki, hainane baskıdan, yabancıların İslam diyarına musallat olmalarından gene Müslümanlar mesuldürler. Çünkü Müslümanlar, İslami yaşayışın icaplarına kaybederek uyuşuk ve pısırık bir hayatı benimsediler. Ve böylece İslam'ın başına bir felaket kesildiler. Bunu söylerken Müslümanlar arasında zulmü alkışlayan, zalimlere yardakçılık eden ahmakların, hainlerin bulunduğunu görürken kalbim adeta parçalanıyor.”

Bayrama mahzun giriyoruz. İslam coğrafyasındaki kardeşlerimizin acıları yüreğimizi dağlıyor. Bu ebedi yurdumuz, tüm dünya mazlumları için bir deniz feneridir, umut ışığıdır. Bu ışığa tahammül edemeyenlerle, Hak için azimle mücadeleye devam ederken, kardeşlerimize dua edelim. Tüm İslam âlemi olarak refah, barış ve esenlikle iştirak edeceğimiz bayramlar elbette yakındır.

Kurbanın sevgi, vefa, sadakat ve fedakârlık olduğu bilinci ile bayramımızı; ülkemize fitne ve fesat tohumları ekme çabalarını boş çıkarmak için, kardeşliğimizin, birliğimizin, muhabbetimizin pekiştirmesine ve paylaşılmasına vesile kılalım. Gönüllerimizi ırk, dil ve renk gözetmeksizin kardeşlerimize açalım. Allah’ın selamını yayalım ve kucaklaşalım.

Bu vesileyle, mübarek Kurban Bayramınızı, tebrik ediyor; bayramın, ülkemizle birlikte tüm İslam âlemi ve insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. 

  • Mustafa ArpacıMustafa Arpacı2 ay önce
    Şu anki dünyanın gerçeklerini kaleme dökmüşsünüz.Bir tarafta güdülmeye,sömürülmeye, ayrıştırmaya açık kendilerini geliştirmeyen,birbirlerine karşı muhabbet duymayan çağın silahları ve donanımları ile donanmayan bir İSLAMülkeleri grubu ( bizler).Diğer tarafta ise dünya nizamını kendi menfaatleri üzreine kuran,hiç bir insanı değerlere sahip olmayan,emperyalist,hayatlarını sömürü üzerine kuran bir başkasına hayat hakkı tanımayan bir BATI gerçeği var bu denklemin illa bu dünyada çözüleceğini veya ahirette hesapların görüleceğine inananlardanım.Günümüzü tasvir ettiğiniz için teşekkürler...Rabbim uyanışımıza vesile olsun.