Dostunu Yakın Tut, Düşmanını Daha Yakın!

24 Kasım 2017 Cuma

NATO ile aramızdaki sıkıntılar bitmediği gibi her gün yeni bir skandal ile yüz yüze kalıyoruz. Havada uçuşan yalan özürler, sanki yarın daha iyi olacakmış gibi.

On yıllardır dünyada yüzsüzce ve ahlaksızca hüküm süren uluslararası politikaya seyirci kalıyoruz. Hiçbir uluslararası kanunun tanınmadığı, her türlü hukuksuzluk ve haksızlığın kitabına uydurulduğu bir dönem içerisindeyiz. Küresel güçlerin küresel vampirlere dönüşüp,  gezegenimizi adeta rehin aldığını bir dönem…

Artık öyle bir noktaya geldi ki, rest çekelim diyoruz! Sesimizi duyuralım, masaya yumruğumuzu vurup gidelim. Ama hayır!

Avrupa birliği sürecinde ne oldu, her gelinen kritik aşamada Cumhurbaşkanımızın itinayla söylediği bir şey vardı “masayı deviren biz olmayacağız”.  Bu duruş, bugün NATO ile ilgili duruşumuzun nasıl olacağını gayet net gösteriyor.

Bu oyunu onların kuralına göre oynayacağız, onların sisteminde oynayacağız ve artık her şeyin kitlendiği bir noktada kalkıp giden onlar olacak, biz değil. Tabii bugün halen daha Avrupa birliği kapısında beklememiz ve tüm kriz ve darbe tarihimize rağmen halen NATO üyesi olmamızın nedeni sadece onların kalkıp gitmesini beklememiz değil.

Dostunu yakın tut, düşmanını daha yakın tut! Bu siyaseti ve denge politikasını sürdürmemiz gerekiyor. Dost ile düşmanı karıştırmadığımız, dostumuzu unutmadığımız sürece, düşmanımızı daha yakında tutmamızda bir sakınca yok. Ancak içimizde dost ile düşman algısı henüz gelişememiş siyasetçiler var. Her seçimden sonra, her mağlubiyetten sonra, milletten yedikleri her tokattan sonra Avrupa’nın ve batının kapısını çalan, kendi ülkesini şikâyet eden siyasetçiler.

Batının ülkemiz için çizdiği yolu kabul eden, gerekirse Amerikan mandalığına dahi sıcak bakabilecek kadar “vatansever” olan bu siyasilerin en son NATO skandalı sonrasında aldığı zoraki tutumu gördük. Dün kabul edilemez gördükleri skandalın milleti birlik ve beraberliğe yönelttiğini gördüklerinde ne yaptılar? Mecburiyetten alınan tavır sonrasında tutumları “acaba bir oyuna mı geliyoruz” oldu. Milletin birliğini hazmedemeyenler, durumu iktidarın pekişmesi ve güçlenmesi için yapılan bir oyun olarak gördüler.

Normal tabii, işlerine gelmeyen, kendi yelkenlerini şişirmeyen her türlü gelişmeyi tiyatro, oyun olarak gören bu zihniyet zaten devlet yönetmeyi evcilik oyunu sanıyor. Ne demelerini bekliyoruz ki?

Ancak durum ne tiyatro ne de oyun, tablo sarsıcı ve acı bir şekilde gerçek. Dolar adeta felaket çanı gibi çalıyor. Böyle bir durumda bu topraklarda yaşayan her bir bireyin yerini belirlemesi tavrını ortaya koyması gerekiyor.

Kimse kolay olacağını söylemedi. Her gün televizyonlardaki şehit haberleri ile gözyaşı döken ve bir şey yapamadığı için çaresizce kıvrananlar için şimdi fırsat. Bu kuşatmaya dayanacağız, milletçe vatanımıza ve toprağımıza sahip çıkacağız.

Kimse kolay olacağını söylemedi. Geçmişte ağır imtihanlar ve zorluklarla karşılaşanları düşünün.

“Yoksa sizden öncekilerin örnek olan, ibret veren halleri, başınıza gelmeden cennete giriveririz mi sandınız? Onlar yoksulluklara uğradılar, zararlara düştüler, çetin sıkıntılara çattılar. …”

Bakara,214

Hak yolunda doğruluk için çekilen cefaları tarih kitaplarından ve Rabbimizin kelamından okuyup “büyük insanlarmış demeyi biliyoruz” işte bize fırsat.

Özendiğimiz gurur duyduğumuz büyüklerin yanında başımızı öne eğmeden yürüme fırsatı.

İşte tam bağımsızlık fırsatı.

İşte özgürlük fırsatı.

İşte geleceğimizin, büyük ve güçlü Türkiye’nin anahtarı.

Ama direnebilene, ama sabredebilene, ama mücadele edebilene!

YORUM YAZ