THY - Adıyaman

Zeytin Dalı Harekâtı’nı konuşurken..

03 Şubat 2018 Cumartesi

Yıl 1969. İzmir’in Buca ilçesinde kamp yapıyoruz. Bizden bir sınıf üstte “H” adında bir arkadaş var. Biraz kabadayı bir tip. Kavgacı. Akranlarını ve kendisinden küçükleri, zayıfları sindirmiş; onlara kaba kuvvetini kabul ettirmiş. Kimisi korkusundan kimisi başına bela almamak için “H” ile mesafeli. Tabii çevresinde onu sever görünen yalakalar da var.

Tartışma niçin, nasıl çıktı bilmiyorum. Bir gün onu Yusuf isimli pehlivan yapılı bir arkadaşıyla tartışırken gördüm. İşin sonunu meraktan olsa gerek çevrelerinde onlarca arkadaşı da onları seyrediyor. Bir kısmı da tartışmalarını engellemek için uğraşıyor.

Yusuf kalender bir çocuktu. Kimsenin etlisine sütlüsüne pek karışmazdı. Babası kasaptı, kamp yaptığımız yerin de sahibiydi. Kendisi de pehlivan olduğu için oğlunun beslenmesine ayrıca özen gösteriyor onun da pehlivan olmasını istiyordu.

Yusuf’un gücünü anlamanız için aktarayım. Bir Ahmet abimiz vardı. Bize güreş çalıştırırdı. Bir gün göstereceği oyunu Yusuf üzerinden denemek istemişti. Çift kanatla Yusuf’un ensesine yüklendi. Fakat boynunu bir santim bile yere eğemedi. Çırpındı, hopladı, zıpladı hiç fayda etmedi. Sonunda Yusuf’un ensesine oturdu; fakat yine netice değişmedi. Yusuf’ta zerre kadar bir kımıldama yok. Sonunda Yusuf’un beklemekten canı sıkıldı, “yeter be” diyerek ayağa kalktı. O ayağa kalktığında Ahmet Abi Yusuf’un omuzlarında son çırpınışlarını yapıyordu, balıklama yere düştü. Hepimiz güreşi unuttuk kahkahalara boğulduk.

İşte bu Yusuf’la tartışan “H”nin akıbetinin ne olacağını merak edenlerin arasında ben de vardım. Birkaç kişi Yusuf’u kollarından tutarak oradan uzaklaştırmak istiyordu. Bunu fırsat bilen “H”, Yusuf’a ani atakla bir yumruk vurdu. Yusuf kendisini oradan uzaklaştırmak isteyen arkadaşlarını bir silkinişle sağa sola savurdu. Sonra “H”yi evire çevire dövmeye başladı. O kadar çok dövdü ki “H”de elini kaldıracak mecal kalmadı; külçe gibi yere yığıldı. Ağzı burnu kan içinde tanınmaz hale geldi. Hatta günlerce aramızda görünmemek için bir başka yere gizlendi, tedavi süresini bekledi.

Bu kavgada “H”nin son yaptığı hamle hiç hatırımdan çıkmaz. Yere eğildi, aldığı küçük bir çakıl taşını Yusuf’a atmak istedi. Fakat o kadar mecali tükenmişti ki, o çakıl taşı bile hemen kendi önüne düştü..

Sonra öğrendik ki, “H”yi, Yusuf’u çekemeyen bazı arkadaşları kışkırtmıştı. O yere yığıldığında ise etrafında onlardan hiç kimse yoktu..

Bu aynen olmuş bir vakadır. Fakat ben onu burada bir temsili anlatıma vesile olması bakımından aktardım.

Siz Yusuf’u Türkiye, “H”yi PKK, onu kışkırtan arkadaşlarını da Amerika, Rusya, İsrail ve hemen hemen Türkiye’yi çekemeyen bütün batı ülkeleri olarak anlayın. “H”nin yediği dayağı Zeytin Dalı Harekâtı’nın sonuçlarına benzetin. PKK’nın ülkemize gönderdiği füzeleri de verdikleri kayıplara oranla “H”nin son hamlede attığı çakıl taşına uyarlayın. “H”nin aldığı darbelerle yere yığıldığında onu kışkırtan arkadaşlarının hiçbirini onun yanında bulunmayışını da Amerika’nın, Rusya’nın, İsrail’in ve diğer batı ülkelerinin zoru görünce ortadan sıvışmalarına kıyas edin.

PKK, öyle ağır darbeler alıyor ki, yakında aynaya bakma fırsatı bulabilirlerse kendileri bile kendilerini tanıyamayacak. Sekiz yüzü aşkın ölü verdiler. Yüzlerce sığınak ve stratejik yerleri berhava edildi. Mehmetçik kuşatma harekâtını adım adım başarıyla sürdürüyor. Ona oyun oynamaya kalkanların yerlerde debelendiklerini görmemiz hiç de uzak değil. Dünya bu oyunu seyrediyor. Yenilenler bütün eski prestijlerini kaybederek sahayı terk etme durumundalar. Sonuç şimdiden belli gibi. Allah Mehmetçiğimizin her zaman, her yerde yar ve yardımcısı olsun.

Bazı gazeteci, muhabir arkadaşlarımızın, sınırın sıfır noktasından hatta sıcak savaş alanından haber aktarma uğruna gösterdikleri fedakarlıklar şayanı takdir, şayanı şükrandır..

Azı müstesna, akademisyenlerin çoğu malumatfuruşluk peşinde. Sıcak savaşa dair konuşmak yerine bildikleri her şeyi bir tek açık oturuma sığdırmakla meşguller. Her şeye rağmen istisna ettiklerimize candan teşekkürler..

Kimi emekli askerlerimiz anlaşılan emekli olduktan sonra çok kitap okuma fırsatı bulmuşlar. Savaşı anlatmıyorlar savaş felsefesi yapıyorlar. Anlamakta oldukça zorlanıyoruz..

Coşkun Başbuğ gibi çok az strateji uzmanı emekli askerimiz gerçekten bütün askeri birikim ve tecrübelerini sahaya da yansıtarak güncellemede gayet mahirler. Anlattıklarını anladığımız gibi, ifadelerinin netliğinden, üsluplarının sadeliğinden olsa gerek anlatmadıklarını da anlıyoruz. Onları da yürekten kutluyor, teşekkür ediyoruz..

Karanlık ruhlu sözde aydın, akademisyen, yazar, sanatçılarda değişen bir durum yok. Erdoğan düşmanlığı onlara aynı histeri halini yaşatıyor, PKK safında yer alıyorlar. Hepsini şiddetle lanetliyoruz..

Milli irade muhkem kalenin surları gibi. Dayanışma tam. Yüzlerce, binlerce insan savaş gönüllüsü olarak cepheye koşmanın fırsatı doğsun diye Cenab-ı Hakk’a dua dua yalvarıyor. Hepsini teker teker muhabbetle kucaklıyoruz.

Neyse biz baştaki hikâyemize dönelim. 1970 yılıydı. Kestanepazarı adıyla meşhur kurstayız. Gülen sınıfta ders yapıyor. H, avlunun ortasındaki merdivenden üst kattaki yatakhaneye çıkıyor. Gülen bize onu göstererek “Cennetlik birini görmek isteyen buna baksın” dedi. Hepimiz bakıp onu gıpta ile seyrettik. H, genç yaşta vefat etti. Kendisiyle irtibatını sürdürmüş arkadaşların dediğine göre de öldüğünde iflah olmaz bir ateistti. 

 

YORUM YAZ