Kirli oyunlar

23 Aralık 2017 Cumartesi

Amerika, gururun, kibrin, büyüklenmenin bir topluluğu finalde taşıyacağı yer olan büyük felaketlere, altından kalkılması imkânsız belalara davetiye çıkarmış bulunuyor.

Artık Amerika için yıkım kaçınılmaz, başkasına reva gördüğü her türlü kirli oyun ve entrikanın başına dönmesi mukadder. Tek devletten yalnız devlete düşüşü bu sonuçlara önemli referans.

BM Güvenlik Konseyi’nde Kudüs kararını on dört muhalefete karşı tek başına veto etti. Ardından BM Genel Kurulunda yüz yirmi sekiz ülke Amerika’ya rağmen oy kullandı, Amerika savurduğu o kadar tehdit ve yaptığı bunca kabadayılığa rağmen yanına alabildiği sekiz ülkeyle avunmak zorunda kaldı. Alınan kararların hukuki hiçbir yaptırımı yok, bunu işin başında biz de biliyorduk, Amerika da. Mesele psikolojik gücü ele geçirme çabasıydı.

Türkiye öncülüğünde gerçekleşen BM hamlemiz bu açıdan hanemize kaydı düşülmesi gereken önemli bir başarı. Henüz varılan nokta bir sonuç değil elbet, bir başlangıç; fakat sonuca ümitle bakmamızı temin edecek güçte başarılı bir başlangıç. Kudüs bizimdir ve bizim olarak kalacaktır. Bu sonuca götürücü çalışmada emeği geçen herkesi tebrik ile Cenab-ı Muin’den yardımlarının devamını diliyor, dileniyor, dua ve niyaz ediyoruz.

Bu arada; küresel güçlerin, ölümü gösterip bizi sıtmaya razı etmek istediklerinin de farkındayız. Ortadoğu’da Putin adına gerçekleşen ön açmaların bu oyunun bir parçası olduğunda kuşku da yok. Fakat kader, onların hile ve oyun için yaptıkları bu tür şer atraksiyonları onların hiç beklemedikleri hayırlı sonuçlara tebdil edebilir. Biz de ilahi lütuftan böylesi hayırlı sonuçların ihsanını bekliyor, beklediklerimizin lütfedileceğine de aksine zerre kadar ihtimal vermeden inanıyoruz. Mevla’m görelim neyler, neylerse güzel eyler..    

Gülen, Kudüs’e götürülüp Mesih ilan edileceği vakit için gün sayıyor. Çevresindeki meczupların dünyanın çeşitli ülkelerine dağılıp havralar, kiliseler için güzellemeler yapmaları boşuna değil; bu “büyük gün” için zemin hazırlanıyor. Belki topluca tanassur edecekler. Yahudi olmak isterlerdi; fakat kan bağları buna el vermiyor. Vatikan zaten Yahudi kontrolünde; Yahudi sempatizanı olmaları şimdilik yeterli.  

Vatikan buluşmasında Papa, Gülen’e “Yoksa sen o musun?” demiş; Gülen de “Ne oyum ne de başkası” diye cevap vermiş.. Senelerce cemaat içinde bu yalanı dillendirdi durdular; şimdi de hasat vakti. Ama neyin hasadı farkında değiller. Zakkum meyvesinin. Cehenneme mahkûmların yiyeceği olan zakkum meyvesini hasat edecekler bundan sonra Gülen ve aveneleri. Karınlarında kaynayan kaynar su ile yaşayacaklar hep. Ne çokluğun ne varlığın bereketini göremeyecekler asla. Bir ihanetten bir başka ihanete savrulacaklar. Zillet ve meskenet mührünü yiyecekler onlar da topluca, o sevdikleri, sempati besledikleri toplum misali. 

İsrail, Gülen’i Mesih ilan ettiğinde bir taşla birkaç kuş vurmuş olacak zahir. Hem Müslümanların hem de Hristiyanların gönlünü hoşnut edecek; ama her iki dinin müntesiplerini de ellerindeki esir Mesih’le ipotek altına almış olacaklar. Ne ki yaptırmak istiyorlarsa onu bu sahte Mesih’in ağzından dillendirerek dünyaya buyrukta bulunacaklar. Ne ki yapılmasını istemiyorlarsa onu da yine aynı usulle hal yoluna koyacaklar..       

Bu zakkum meyvelerinin tohumu kırk sene evvel atıldı. Daha 70’li yıllarda Mehmet Tabanca denen Gülen meczubu (Rabbani meczupları tenzih ederim) onun Mesih olduğunu yaymaya başladı. 1990 yılında da bu nesepsiz düşüncelerini, ayet ve hadisleri alet etme pespayeliğini de kullanarak Hüseyin Gemici adındaki diğer bir Gülen meczubuyla birlikte kitaplaştırdı. Kitap piyasaya çıkarılmadı; fakat kapalı devre olarak yaygınlaştırıldı. Özellikle, askeri öğrencilere, yargıda görev alacaklara, üst seviyede bürokrat olacaklara, yine üst seviyede görev yapacak emniyet mensuplarına, büyük iş adamlarına ve onların çocuklarına bu kitaptaki içerik anlatıldı, onların beyinleri bu hurafelerle zehirlendi..

Ben, birebir görüştüklerimi ta o zamanlar uyardım; diğerlerini de verdiğim konferanslar ve seminerlerle uyarmaya çalıştım. Nitekim bu tür uyarılarımın tepkisel karşılığını da kısa zamanda aldım; konferanslara, seminerlere çağrılmaz oldum..

O zamanlar aynı düşüncede olduğu için beni destekleyen bir Abdullah Aymaz vardı. Gülen onun karşı duruşundan da çok rahatsızdı. Hatta daha ilk dönemlerde onu benim elimle ihraç etmek istedi; ben Gülen’in bu kirli oyununa düşmedim ve arabulucu oldum. Meğer bu iyiliğim onun için kötülük yerine geçmiş. O zaman ihraç edilmiş olsaydı şimdi hiç olmazsa pek çok değerini kurtarmış olurdu. Nitekim Aymaz da savruldu. Mehmet Tabanca’nın dediklerine benzer yavelerle avunmaya durdu.. 

 

YORUM YAZ