THY- Güney Avrupa Haziran

Gülen’in görünen sonu

22 Temmuz 2017 Cumartesi

Bütün ümitlerini Kılıçdaroğlu’nun “uygun adım marş” yürüyüşüne bağlamışlardı. Akıllarınca Kılıçdaroğlu yürümeye başlayınca yer yerinden oynayacak, ne kadar Tayyip Erdoğan muhalifi varsa yollara dökülecek, İstanbul’a yaklaşıldığında yollara dökülenlerin sayısı milyonlar olacak; İstanbul’a girildiğinde ise bütün Türkiye ayaklanacak ve bugüne kadar görülmemiş bir halk hareketiyle iktidar devrilecek, ilk iş olarak hapishaneler boşaltılacak, ne kadar FETÖ tutuklusu varsa serbest bırakılacak ve eski görevlerine hem de terfi etmiş olarak geri döneceklerdi. Sonra da iktidardan ve iktidar yanlılarından bir bir hesap sorulacaktı.

Buna aynen böyle inanıyor, Gülen’in kehanetinin bu sefer doğru çıkacağını aksine zerre kadar ihtimal vermeden kabul ediyorlardı. Bu kadar tozutmayan bazıları ise, en azından 15 Temmuz kutlamaları bu büyük yürüyüşün gölgesinde kalır, toplum üzerindeki etkisini kaybeder, diye düşünüyor ve bu ham hayalle teselli buluyordu. 

Fakat işte görüldüğü, bilindiği gibi beklentilerinin hiç biri yine gerçekleşmedi. Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşüne ilgi kendi taraftarlarında bile en alt düzeyde kaldı. Finalde Maltepe Meydanında yapılan mitinge katılım iki yüz bin kişiyi bile bulmadı. Hem yürüyüş hem de miting ertesi gün gündemden düştü, kolektif hafızada hiçbir iz bırakmadan silindi gitti. 

Hele, 15 Temmuz kutlamalarında İstanbul’da ve bütün vatan sathında milyonlar, bir sene önceki coşkuyu katlayarak sokaklara dökülünce Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü ve mitingi, güneşe kıyasla titrek ışıklı muma dönüştü. Hem FETÖ’cüler hem de onlara cesaret aşısı yapanlar bir kez daha hüsrana uğradılar. Yaptıkları işin nasıl bir girdaba sürüklendiğini bir defa daha acı acı tattılar. Bundan böyle yapacaklarında da aynı hüsranı yaşayacaklar, bahar bekledikleri her mevsimde hazanla ve kara kışla karşı karşıya kalacaklar. 

Şimdilerde mevcut boşluğu yapay atraksiyonlarla doldurma peşindeler. Gülen’in, 15 Temmuz’un seneyi devriyesi münasebetiyle yabancı gazetelere verdiği son röportajları bu cümleden sayabiliriz. 

 Adil Öksüz’le ilgili sonsuz köşeli yuvarlak sözler söylemekten başka, doğruya ve gerçeğe dayalı tek kelimelik açıklama yapamayan bu kimliksiz, bu kişiliksiz kişi, kendisinin darbeyle ilişkisi olmadığını savunacak kadar da yüzsüzleşmiş haldedir. Gülen, senelerce yanında molla olarak tuttuğu, kendisine askeri hizmet ünitesini teslim ettiği ve o gün Akıncı Üssünde yakalanan ve katmerli bir ihanet eseri olarak serbest bırakılıp kaçması temin edilen Adil Öksüz’le ilgili bu kaypak, bu yalancı, bu sahtekar tavrını sürdürdükçe, 15 Temmuz darbe girişiminin birinci sorumlusunun Gülen olduğuna onun bu sefil hali maşeri vicdan için yeterli delil olacak ve olmaya da devam edecektir. 

Diğer taraftan Gülen, 15 Temmuz’un hemen ertesinde verdiği röportajlarda niçin yapılan darbeyi telin yolunu değil de darbeye karşı direnişi itibarsızlaşma yolunu tercih etmiştir. O gün darbeye tiyatro, direnişçilere ise ahmak demekten çekinmeyen Gülen, bugün ne oldu da darbeyi telin etmektedir. O gün hayatını kaybedenlere -ki Gülen onlara şehit demekten özellikle kaçınmaktadır- taziyelerini bildirme gibi bir ikiyüzlülük sergilemektedir. 

Gülen’in bu yüzergezer hal ve tavrı hiç kuşkusuz sadece milletin kahir ekseriyetinde değil, kendi bağlıları arasında bile öfkeyle, tiksintiyle karşılanmaktadır. Kendisi de dahil Gülen’e inanan, güvenen hiç kimse kalmamıştır. Daha önce onda vehmettikleri kuvve-i kutsiye sebebiyle ona bağlananlar, şimdilerde karamsar bir hayal kırıklığı içinde çırpınıp durmaktadır. Bu röportajlarda söylediği yalanlarla Gülen, değil kurtarıcı bir lider, pespayelikte kendi cinslerinin bile çok altında bir mahluk olduğuna ayna tutmuştur. Böylece, şeytanın yalanının dahi bir yerde biteceği fakat onun yalanının asla bitmeyeceği çok açık görülmüştür. 

Bir de, Gülen’in, seccadeye ayakkabılarıyla basarak verdiği pozun gerisindeki ekranda, geleceğin bahar olacağını söyleyen Türkçe yazılmış bir mesaja yer verilmiş. 

İşte buraya yazıyorum: Gülen, insanların ondan beklentileriyle kendinde var olan düşük seviyeli kapasite arasındaki boşluğu asla dolduramayacaktır. Yakın gelecekte mevcut yapı ikiye bölünecek, ayrılan kısmın merci edindikleri noktanın hak ve hakikat kaynaklı gücü, küçük bir azınlık dışında diğerlerini de kısa zamanda kendisine çekecektir. Gülen’i, en yakın sandıkları kişilerin bile lanetle anacağı, anlatacağı günler bana çok da uzak görünmüyor. O, kazandıklarını layık olmadan kazandı; fakat kaybettiklerini müstahak olduğu için kaybetti, kaybediyor, kaybedecek.

 

YORUM YAZ