THY- Euroleague

FETÖ’nün en sinsi oyunu

06 Ocak 2018 Cumartesi

Yaşlı ve yorgun dünya son bir maceraya daha zorlanıyor: Üçüncü Dünya Savaşı. Her türlü yüce gaye ve idealin yok olduğu, pespaye arzu ve isteklerin tavan yaptığı bir ortamda ortalığı saran fitne dalgaları dölsüz kara bulutlar gibi üzerimizdeki seyrini devam ettiriyor.

 Hadislerde “Herc” adı verilen ve kıyamet alametlerinin önemlilerinden kabul edilen katliamların çoğalması; dünkü baldırı çıplakların şimdilerde ister hakiki anlamda isterse mecazi bağlamda yüksek yüksek binalarda boy gösterir oluşu dünyanın söz konusu akıbete doğru sürüklenmekte olduğunun belirtileri..  

Takdirin bazen tebdil edildiğine inananlardanız. Sadakanın belayı def edişini böylesi bir tebdile, böylesi bir değişime delil getirmek gayet isabetli bir yorum.  İyiliği ikame ve kötülükleri hem ferdi hem de içtimai hayattan sürüp çıkarmak da yine böylesi hayırlı tebdillere bir davetiye. 

Bunlar yapılmadığı, kötülükler toplumda yerleşik, iyilikler iğreti durduğu sürece hayırlı bir değişimi beklemek imkansız. İman eden topluluğa Kur’an’ın öğretisi başkasının sapıklığı ile uğraşmaktan önce kendimizin hidayet üzere olup olmadığımızı muhasebe etmek. Elbette hem dalalet hem de hidayet kavramlarını bütün anlam kapsamlarıyla değerlendirmek şartıyla. Konuyu sadece dini ve ahlaki çerçevede değerlendirmek hidayet ve dalaletin anlam alanını daraltmak olur. 

Bilim, teknoloji, ekonomi, siyaset, spor, sanat ve estetik gibi toplumsal hayatın bütün sosyolojik unsurlarını söz konusu anlam alanına dahil etmek zorundayız. Hayatın bütün ünitelerinde doğruyu bulabildiğimiz ve doğruyu doğru olarak yaşayabildiğimizde, başkasının yanlışları, sapıklıkları bizim içtimai bünyemizi tahrip adına doğrudan etkileme fırsatı bulamayacaktır. Fakat aksi durum her zaman aksi neticeleri doğuracaktır.  

Sözün başında ilk vazifenin kötülükleri sürgüne göndermek, iyilikleri yerleşik hale getirmek olduğunu beyan ettiğimize göre, son ifademizin kötülükle mücadele etmemeyi tavsiye anlamına gelmeyeceği aşikardır. Ama meseleyi sadece kötülükleri bertaraf noktasına kilitlemek; ve fakat bunun yanında iyilikleri ikame noktasında aktif bir pozisyon almamak veya bu noktada zaaf göstermek hiçbir zaman yapıcı, yeterli ve kalıcı bir müdahale olmayacaktır, olamayacaktır.   

İçinde yaşadığımız zaman itibariyle Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerin üzerlerinde gezinen en büyük fitne bulutu, en büyük musibet FETÖ belasıdır. Bu, Türkiye ve diğer Müslüman ülkelerin en büyük mücadele alanını da işaretleyen bir adres anlamını taşımaktadır. Elli yıldır bizleri en sinsi, en acımasız niyetleriyle kandıran söz konusu örgütün yaptığı tahribatı ortadan kaldırmak elbette çok kolay bir iş değildir; ne ki tahrip edilen maddi manevi bütün değerlerimizin yeniden ıslahı bir o kadar daha zordur ve bizler bu zoru da başarmak zorundayız. Bu zor işi başarmamızın yegane çaresi ise, devlet- millet bütünleşmesini temin ile kolektif çalışmaları projelendirmek ve vakit zayi etmeden hayata geçirmektir.

 Eğitim meselemiz bu meyanda en öncelikli konumuz olmak durumundadır. Bence FETÖ’nün en korkunç tahribatı bu alanda olmuştur. Çünkü o bu alanı herkesten önce doldurmuş; fakat eğitimin bizce olması gerekenlerini yani eğitimin İslamileştirilmesini yapmayarak da bu alanının bizim açımızdan boş kalmasının Batı adına bekçiliğini yapmıştır. Bu korkunç oyun, bizim millet olarak şimdilerde bile henüz yeterince sezemediğimiz sinsiliktedir. Bunun için de asıl yapılması geren müdahale gerçekleşmemektedir.   

FETÖ’nün eğitimden sorumlu elemanları Japonya’ya giderler; oradaki yetkililere okul açma taleplerini iletirler. Japonların cevabı şu olur: Sizin gelip burada okul açmanız yerine biz elemanlarımızı size gönderelim, onlar sizin eğitim sisteminizi öğrensinler; eğer uygun görürsek bu sistemi bütün Japonya’da uygulayalım. Tabii ki bu akıllıca teklife FETÖ elemanları verecek cevap bulamazlar..  

FETÖ elemanları aynı teklifle İran’a giderler. İranlı yetkililer muhataplarına gayelerinin ne olduğunu sorarlar. Onlar da kurnazlık yaptıklarını sanıp, “Allah rızası” derler. İranlılar, “Öyleyse siz parasını gönderin, okulu biz yapıp işletelim, sevabı da sizin olsun” derler..

FETÖ elemanları bir keresinde de kapılarından hiç ayrılmadıkları İsrail’in kapısını çalarlar. Onlar da “tereciye tere satmayın” anlamında alaycı bir üslupla Filistin’i adres göstererek, “okulu orda açın biz de sizi destekleyelim” derler. 

Amerika’nın kendi ülkesinde bu örgüte yüzlerce okul açtırması ve dünyanın dört bir yanında okul açmalarına ön ayak olması; İngiltere’nin bu konuda örgüte gösterdiği fevkalade mutavaat, buna mukabil Rusya ve Çin gibi ülkelerin karşı duruşu “vekalet eğitimi” anlamındaki sinsi oyunu ele veren en çarpıcı delillerdir. Biraz daha agah olmamız gerekiyor..   

 

YORUM YAZ