Erdoğan’ı savunmak

02 Aralık 2017 Cumartesi

Ehli olanların bildiği gibi, seyr u sülukun başında tek şeytanın tek oyununa yenik düşecek kadar zayıf olan salik, yaşadığı temrinlerle ama yavaş yavaş öyle hale gelir ki, yüz şeytanın yüz ayrı hile ve oyununa mağlup olmaz; her defasında oyunlarıyla beraber şeytanları yenik düşürür; Cenab-ı Hakk’ın insanı halife kılışındaki hikmetin isabetini ve doğruluğunu fiili olarak ispat eder.

Batıni meslekte bu böyle olduğu gibi, ikmal, tekamül ve mükemmellik bakımından zahiri mesleklerde de durum farklı değildir. “Hamdım, piştim, yandım” hayatın zahir-batın bütün ünitelerinde geçerli bir kuraldır; tekâmülde sona ermek hep belli temrinlere, çalışmalara, gayretlere bağlıdır. “İnsan için ancak çalıştığı vardır; ve o çalıştığının karşılığını mutlaka görmek durumundadır” mealindeki yüce beyan, aslında bütün insanlar için ve hayatın bütününde geçerli ilahi prensibi deşifre etmektedir. Ne ki fırsat eşitliği olsa da netice eşitliği söz konusu değildir; kimisi çalışır çabalar sonunda her şeyin en güzelini (hüsna) elde eder, kimisi çalışır, çabalar fakat sonunda alev alev ateşe yaslanır.

Siyasi hayatı çalışma alanı kabul edenler için de durum aynen böyledir. Konuyu Recep Tayyip Erdoğan özelinde açacak olursak, “hamdım, piştim, yandım” tekâmülünün çok çarpıcı bir örneğini görürüz. O tekamül ettikçe, ona saldıran, ona hücum eden şeytanların sayısı da kat kat artmakta, şeytani oyunlar farklı boyutlarda katlanarak çeşitlenmektedir. Elhamdülillah o da her defasında bu taarruz ve hücumları, Cenab-ı Hakk’ın inayeti ve iman kardeşlerinin dualarıyla bertaraf ile siyasi şeytanlarını yenik düşürerek, bu milletin başına geçiş ve seçilişinin liyakatini ispat etmekte; muhaliflerinin ve düşmanların amansız ve imansız hile ve oyunlarını bozarak işlevsiz hale getirmeyi başarmaktadır.

O istikametini koruduğu sürece bu ilahi yardımın ve iman kardeşlerinin ona yaptıkları hayır duaların kesilmeyeceğine ve onun için hep bir sonrasının bir öncesinden daha hayırlı olacağına kanaatimiz tamdır. Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez ve verdiği önceki nimetlerini onların ellerinden almaz hükmüne her sorumlu insan gibi Recep Tayyip Erdoğan da, onunla yol arkadaşlığı yapanlar da elbette dahildir. Zaten bu hükmün istisnası da yoktur. 

Muhalifleri ve düşmanları, onu düz siyaset alanında mağlup edemeyeceklerini anladıkları içindir ki, kendi düştükleri labirent ve bataklığa onu da çekmek istemekte, onu böylesi kaypak, böylesi kokuşmuş bir zeminde mağlup etmek istemektedirler. Baştan beri düşmanlarının onu yolsuzlukla ve diktatörlükle yaftalamak istemelerinin gerçek sebebi de budur. Fakat, geçmişte tutmadığı gibi bu bayat iftiralar bundan sonra da tutmayacak ve her defasında hüsrana uğrayanlar müfterilerin ta kendileri olacaktır.

Onun için hep derim: İftiraya uğrayanları değil iftira atanları kurtarın. Çünkü onlar kendi zaaflarının çamurunda çırpınan zavallılardır. Bu çamurun kimin üzerine sıçradığının ne önemi var; ora da sen olsaydın, sen çamurlanırdın..

Görünen köy şu ki, Kemal Kılıçdaroğlu, kendisine verilen son iftira vazifeleriyle sahiplerinin gözden çıkardığı bir eleman durumundadır. Giderayak, ne kadar bir insanı yıpratacak, siyasi kariyerini bitirtecek pis iş varsa, bunların hepsini Kılıçdaroğlu gerçekleştirecek ve sonunda kendini bitirmiş, kendini tüketmiş olarak ve bir daha asla hatırlanmamak üzere siyasi tarihimizdeki müstahak olduğu yere atılacaktır. Böylece onun yerine geçirecekleri kişi (büyük ihtimalle İlhan Kesici) mazisi yönüyle yıpranmamış, her kesimi kucaklayabilecek potansiyele sahip bir siyasi aktör olarak sahneye sürülecektir. Tabii bu, bu oyunu kuranların fikir sandıkları heveslerinden ibarettir. Cemaziyelevvel okuyucuları için bütün bu atraksiyonların müflis hali şimdiden bellidir.  

Soru soran her zaman bir adım öndedir. Cevap verilmezse öne geçilir. Bu sebeple diyorum ki, Kılıçdaroğlu’nun saçma sapan sorularına Recep Tayyip Erdoğan’ın mukabelesi cevap vermemek şeklinde olmalıdır. Çünkü onun seviyesine inmek için çok ciddi irtifa kaybı gerekmektedir. Cevap adına mutlaka bir şey yapılacaksa, bu sadece avukatlar vasıtasıyla ve hukuk diliyle yapılmalıdır.. 

Bir hatırlatma: Bazı insanlarda nankörlük müzmin nezleden farksızdır; geçer gibi olur tekrar başlar ve hep böyle devam eder.. Kılıçdaroğlu için 15 Temmuz öncesi açılan davaların toptan geri çekilmesi fevkalade yanlış olmuştur. Onun Yenikapı’ya çağrılmasının yanlışlığını o günlerde de dillendirmiştim. Bir daha aynı yanlışlara düşülmemeli.

Çok yönlü, çok karmaşık bir dünya savaşının merkez üssünde kavga veriyoruz. Bu bağlamda bizi zaafa uğratacak her türlü düşman hamlesine karşı yekvücut mukabele etmek zorundayız. Vatanı istiladan kurtarma mefkûresi birlik ve beraberliğimiz için yeterli gerekçedir. Bu mefkûrenin sancağı, Başkomutan sıfatıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın yed-i eminde bulunuyor. Onu savunmak bir vatan, bir namus borcudur.

 

  • latiflatif1 ay önce
    Ehli olanların bildiği gibi ...