Aktif nur

08 Aralık 2018 Cumartesi

İslam’ın başta iman ve ibadet esasları olmak üzere bütün meseleleri aktiftir, dinamiktir; her zaman, her ortamda ve müntesibi bulunan her şahıs için yaşanılabilir olma özelliğine sahiptir.

İslam özü itibariyle eskimez ki, tecdide, yenilenmeye tabi tutulsun; ölmez ki, ihya edilsin, diriltilsin. Yenilenen ve yenilenecek olan Müslümanların İslam’ın özüyle olan irtibatıdır. İhya edilen ve edilecek olan da İslam’ın kendi mana ve muhtevası değil, bu mana ve muhtevadan mahrumiyeti sebebiyle gerçek hayattan uzaklaşmış, ölmüş fetret dönemi Müslümanlarının fertleri, toplumlarıdır ve bu fertlerin, toplumların oluşturdukları hayat alanlarıdır. 

İhya ya da tecdit misyonu üstlenecek çalışmaların mutlaka bu gerçekleri göz önünde bulundurması ve bütün çalışmalarını, bütün söylemlerini aktif ve dinamik bir üsluba büründürmeleri gerekir. Gerisi, maksada ulaşma bağlamında söyleyecek olursak sadece lüzumsuz gayret ve boşa giden emek olur.

“Biz ona şiir öğretmedik, bu ona gerekmezdi de” (Yasin, 69) ayetinin işaretiyle Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde bir tek mücerret (soyut) düşünce ve kavram yoktur. Söylenenlerin hepsi müşahhas( somut)tır, tekliflerinin hepsi de pratiğe yöneliktir. Zaten İslam’ın ilk iki kaynağının bu özelliğidir ki, öncelikle bu iki kaynaktan beslenen İslam da daima aktiftir, sürekli dinamiktir. 

İman, pasif bir kabulleniş değil, aktif bir nurdur. Bu nur iledir ki, kişi mümin olduğu andan itibaren akli, kalbi, ruhi pek çok tahavvül ve değişimlere uğrar. Bu müspet değişim kısa zamanda onun hal, davranış ve fiillerine tesir eder; imanın amel-i salihle beslenmesi oranında da söz konusu tesir kişide yeni bir karaktere dönüşür. Böylesi bir inkılabı imandan başka hiçbir güç bu ölçüde ve bu seviyede gerçekleştiremez. Onun içindir ki Kur’an, kişiye kazandırmayı hedeflediği bütün erdem ve faziletleri iman esasları üzerine temellendirir; yeni ve mükemmel insan inşasını bu temeller üzerine kurar.

İman, hem nurdur, hem kuvvettir. Hakiki imanı elde eden adam bütün dünyaya meydan okur; imanının kuvvetine, gücüne göre iç- dış hadiselerin tazyikinden, baskısından kurtulur. İman teslimiyeti, teslimiyet tevekkülü, tevekkül iki dünya mutluluğunu netice verir. İman bir intisaptır, Allah’a bağlanmaktır. Mümin, bütün olay ve hadiseleri söz konusu intisabın verdiği moral gücüyle, Cenab-ı Hakk’ın isimlerini, sıfatlarını göz önünde bulundurarak değerlendirir. Onun öyle bir Rabbi, öyle bir himaye edicisi vardır ki, O her şeyi bilir, O’nun gücü her şeye yeter, O ilmiyle, kudretiyle, iradesiyle her şeye o şeyden daha yakındır. O ne dilerse ancak o olur, olmasını murat etmediği hiçbir şey de varlık sahasına çıkamaz.

Peygamber Efendimizin yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda gerçekleştirdiği büyük İslam inkılabının ana dinamiği vahiyle gelen iman esaslarıdır. Bu sayededir ki, o vahşi, bedevi kavim, bu kısa sürede bütün kötü adet ve alışkanlıklarından arınarak medeni topluluklara üstat ve muallim haline gelmiştir. 

Onlardan öyle hayırlı bir model topluluk oluşmuştur ki, nebilerden sonra insanların en değerlileri sahabe adı verilen bu topluluktur.

İlim elbette çok önemlidir; fakat insanı değiştiren ilim değil imandır. Bu bağlamda ilk akla gelen isim hep Hz. Ömer olmuş ve imanın bu değiştirici gücü “İslam’dan önce Ömer, İslam’dan sonra Ömer” vecizesiyle anlatılmıştır. 

Arjantin’deydim. Oranın tanınan ünlü düşünür ve şairlerinden birisi konuğumuzdu. Yemek esnasında Türkiye’deki edebi akımlarla ilgili bazı sorular sordu, sohbetimiz şiir ve edebiyat üzerine yoğunlaştı. Yemek sonrası teolojik konulara girildi. Üç- dört saat sonra, İslam’la ilgili önceki müktesebatının da tesiriyle artık Müslüman olmak istediğini söyledi. Sevindik. Ne yapılması gerektiğini de zaten biliyormuş, şehadet getirdi. Daha kelime-i şehadeti getirir getirmez yüzünde öyle bir ışık öyle bir nur parladı ki tarif edemem. O anda orada bulunan herkes bu ışığı, bu nuru gördü, bazıları hayretle ayağa fırladı ve tekbir getirmeye başladı. Gabriyel, geldiğinden çok farklı bir insan olarak evden ayrılmıştı. İnanın adeta nurdan bir heykeli andırıyordu… 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent7 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; Doçent olduğumuz gün, emsallerimiz hangi dosya ile Profesör oluyorlarsa, biz de aynı dosya ile Profesör olmak istediğimizi; deneyim kazanmanın murat edildiği 5 yıl Doçentlik kadrosunda boşuna kalmak istemediğimizi; 5 yılın 5 katından fazla Üniversitemizde öğretim elemanı olarak çalışıp, 10 binlerce öğrenci mezun edip deneyim kazandığımızı; Üniversitemizde Doçentlik kadrosunu almak için gerekli olan puanın 5 katından fazla bir puanla Doçentlik kadrosunu aldığımızı; emeklilik yaşımızı geride bırakıp ömrümüzü verdiğimiz Üniversitemizde, Profesör olmak için 5 koca yıl beklemememiz gerektiğini; dosyası dolu ama ömrü de dolu Yaşlı Doçentler olarak, Profesör olmak için, zaman sınırı olmadan, dosyamızı Doçent olduğumuz Üniversitemize sunmamıza kapı aralamanızı sizden istirham eder, saygılarımızla taleplerimizi arz ederiz:A-)1-5 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 5 yıl sonra Profesör olabilmelidir.B-)5-10 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 4 yıl sonra Profesör olabilmelidir. C-)10-15 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 3 yıl sonra Profesör olabilmelidir.D-)15-20 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 2 yıl sonra Profesör olabilmelidir. E-)20-25 yıl öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent 1 yıl sonra Profesör olabilmelidir. F-)25 yıldan fazla öğretim elemanı olarak çalışmış bir Doçent hemen Profesör olabilmelidir.
  • Süleyman Sırrı DinçerSüleyman Sırrı Dinçer7 ay önce
    Özellikle..son..paragrafınızdan..çok..etkilendim.Sevgili ..Gabriel'i..tebrik..ediyorum..ne..mutlu..O'na..ve..sizler..vesile..olduğunuz..için..ayrıca..ne..mutlu..size..
  • Genç doçentGenç doçent7 ay önce
    Eğer istenilen yapılırsa,genç doçentlerin kabahatı ne?Beş yıldan sonra birde profesörlük için şartların sağlanması lazım. Yani tek beş yıl bekleme şartı yok.
  • Mustafa KöseMustafa Köse7 ay önce
    Yeni İman eden nurlanır,dahatagutu yok ,şirki yok amel yapmadan vefat etse Kur'an'a göre cennete . Biz düşünelimimanı nasil kurtaracağız benim tagutlarım senin tagutlarını döver , şirk koşmakta sinin eline kimse su dökemez.
  • HOMO TOKMAKUSHOMO TOKMAKUS7 ay önce
    Oralara kadar gitmisken su bizim Fetullah iblisinin yanina da ugrayip ona da bir sehadet kelimesi getirtebilseydiniz keske !
  • Yaşlı DoçentYaşlı Doçent7 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanımız; 25-30 yıl boyunca Üniversitelerde öğretim elemanı olarak çalışmış; 10 binlerce öğrenci mezun etmiş; 50 yaşlarını çoktan geride bırakıp emeklilik aşamasına gelmiş Yaşlı Doçentlerin, Profesör olabilmek için, 5 koca yıl beklemelerine gerek olmadığına karar vermenizi, Yaşlı Doçentler olarak, sizden istirham eder, saygılarımızı arz ederiz.
  • TÜRKMENBAŞITÜRKMENBAŞI7 ay önce
    Yeni Akit Gazetesini Çok Severek Okuyorum Köşe Yazarlarını Hiç Kaçırmam...
  • MehmethanMehmethan7 ay önce
    Lâtif bey üstadım, elinize ,aklınıza sağlık.. Hoşbir yazı, istifade ettik..Fakat aktif pasif yerine Türkçesini kullansaniz. daha memnun olurduk..selamlar..

Günün Özeti