Çocuk ve Disiplin

04 Haziran 2017 Pazar

Buğra 9 yaşında, ilkokul 3. sınıf öğrencisiydi. Okulda ders başarısı çok iyiydi. Buğra, bencil davranan, düşüncesiz, kaba bir çocuktu. Ailesini korkutup sindirerek, istediği yöne yönlendirmek istiyordu. Anneyle beraber misafirliğe gittiğinde, diğer çocukların oyuncaklarını alıyordu ve her konuda kendi dediğinin olmasını istiyordu. Buğra anne-babasının uzun yıllar özlemini çektiği ilk çocuklarıydı. Ailesi onu şımartıp her istediğini yerine getirmişlerdi. Bunu da çocuklarını hayır diyemeyecek kadar çok sevdikleri için yaptıklarını söylüyorlardı. 

Çocuğunuzun içinde yaşayabildiği sınırlara ve yaşamı boyunca başarılı olması için ihtiyaç duyduğu yönlendirmeyi büyük bir güvenle alabileceği sevgi dolu bir otoriteye ihtiyacı vardır. 

Eğer çocuğunuzun bir gün önce ağzını açmasına izin vermeyecek olursanız, hemen ertesi gün de aynı koşullar altında konuşmasına olanak tanırsanız çocuğunuzu arsız edersiniz. 

Eğer ebeveyn olarak çocuğunuzun sizi küçük düşürmek ya da aşağılamak amacıyla susturacak şekilde konuşmasına izin verdiğinizde, çocuğunuzun saygı duyabileceği kimse kalmaz. Sonuçta çocuk güvenliğini kaybeder. 

Değerli okuyucular disiplin, bir çocuğa izleyeceği yolu öğretmektir. Ama bizler genelde bu kelimeyi cezalandırma olarak yorumlarız. Maalesef çocuklara en çok uygulanan ceza yöntemi ise dayaktır. 

Dayak bir anlık öfkeyle verilen, çoğu kez de amacını aşan bir ceza yöntemidir. Öğretici değeri az, etkisi kısa süren bir yıldırma yöntemidir. Çocuk çoğu kez hak ettiği için değil, anne baba sinirli olduğu için dövülmüştür. Çoğu zaman, çocuğum söz dinlemiyor, arkadaşlarına vuruyor gibi şikâyetlerle polikliniğe getirilen çocukların anne babalarına bakıyorum. Aslında hasta olan çocuk değil anne-baba. Anne-baba kendi iç dünyalarında huzurlu, mutlu, güvenli olacaklar ki çocuklarına karşı sabırlı, anlayışlı davranabilsinler. 

Annelerin sık sık başvurduğu, bir başka disiplin yolu da acındırma yoludur. “Beni çok üzüyorsun, canımdan bezdirdin. Senin yüzünden hasta olacağım” diye süren yalvarmalar, annenin ancak güçsüzlüğünü ortaya koyar. Bu yolla çocuk tedirgin olur, ancak uslanmaz. 

Bazen de anneler, çocuğa küserek yola getirmeye çalışırlar. “Konuşma benimle. Ben senin annen değilim. Git kendine başka anne bul.” Çocuk anneyi kızdırdığında, annenin soğuk durması, sorularına kısa cevaplar vermesi sakıncalı değildir. Ama küs kalmak olgun bir davranış değildir. 

Çocuk için hiç yanılmayan anne-baba değil, insanca davranan anne-baba daha eğiticidir. Anne-babanın ara sıra yanılması ve bunu kabul etmesi çocukları rahatlatır. 

Çocuğa en etkili yöntem: suçuna karşılık çocuğu sevdiği bir şeyden yoksun bırakmaktır. Bu sokağa çıkmama, TV izlememe, oyuncaklarını belli süre için saklamak gibi cezalar olabilir. Ceza, suçu aşmamalı, hem de uygulanabilir ve gerçekçi olmalıdır. 

Çocuklar için gerçekten önem taşıyan durumları, ceza aracı olarak kullanmamak iyi olur. Örneğin, önceden kararlaştırılmış bir geziden, söz verilmiş bir armağandan yoksun bırakmak da çocuğun başkaldırmasına yol açar. 

Bir diğer ceza yöntemi ise; çocuğun yaptığını düzelttirmek yoludur. Bilerek kırdığı arkadaşının oyuncağını ya da bir şeyi çocuk harçlığından ödemelidir. 

Çocuklarımızın  anne ve babalarının sözlerini dinlemeleri, doğru iyi davranışlarda bulunabilmeleri için en önemli koşul onlara sevgimizi sözcüklerle ve davranışlarla belli  etmektir. Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur; “Çocuklarınızı çok öpün, zira her öpücük için size cennette bir derece verilir ki, iki derece arasında beş yüz yıllık mesafe vardır. Melekler öpücüklerinizi sayarlar ve sizin için yazarlar.” 

Ailede, çocuğunuzun arkadaşlarının veya akrabalarının yanında açık ilgi ve açık onay gibi davranışlarla çocuğunuzun kendini değerli ve önemli hissetmesi sağlanmalıdır. Tüm aile bireyleri çocuğa karşı “koşulsuz sevgi” yaklaşımı içinde bulunmalıdır. Bu konuda “şöyle davranırsan seni daha çok severim” şeklindeki yaklaşım; “Bu şekilde davranmazsan seni sevmem” anlamına da geleceği için sağlıklı bir yaklaşım değildir. 

Çocukla iletişimde “sen dili” yerine “ben dili” kullanılmalıdır. 

Çocuğumuzu eğitirken ceza kullanmaktan çok, küçük de olsa yaptığı olumlu davranışları ödüllendirilmeli, bu ödüllerde ifade, jest ve mimiklere yer verilmelidir.. 

Değerli okuyucularım, eylül başına kadar yazılarıma ara vermek istiyorum, bana destek veren ve dualarını esirgemeyen herkese çok teşekkür ederim. 

Hayırlı, sağlıklı, huzurlu günler geçirmeniz ve yepyeni yazılarda buluşabilmek dileğiyle Allah’a emanet olunuz. 

PSİKOTERAPİST 

KIVANÇ TIĞLI BULUT 

Danışma telefonları: 

0212 503 79 95 / 0506 401 79 91  

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca3 ay önce
    Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim aşağıdaki yazıyı dikkate alarak binlerce mağdur Yardımcı Doçente yardımcı olmanızı istirham eder, saygılar sunarım. A-)7 Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim bir yazıyı sizlere sunmak istiyorum: “…Sayın Cumhurbaşkanım; Size, ‘Yardımcı Doçent’ Kadrosunda çalışan binlerce Öğretim Üyesi adına bir mağduriyetimizi arz etmek istiyorum: Emsallerimizin, ölünceye kadar atama işleminin dışında kullanmadıkları, bir ömürde bir defa, bir biçimde, Yabancı Dil Sınavı’ndan aldıkları 65 Puanını gösteren belgeyi alamadığımız için, yıllardır bulunmamız gereken Profesörlük kadrosuna bir türlü geçemedik. Emsallerimizin makaleleri varsa, bizim de var; emsallerimizin kitapları varsa bizim de var; emsallerimizin ‘Bilim Doktoru’ diploması varsa, bizim de var; emsallerimizin 20-30 yıllık üniversite hocalığı hizmeti varsa, bizim de var; ama emsallerimiz Profesör, biz Yardımcı Doçent kadrosundayız ve binlerce Yardımcı Doçent olarak 50 yaşımızı geride bırakmış olarak emekli olmak üzereyiz. Binlerce Yardımcı Doçentin anılan mağduriyetini, sizlerin yardımına ve takdirlerine saygıyla arz ediyorum. 07.02.2017…”B-)Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler: Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olanlar Doçent yapılmalıdır. Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş ve yaşı 50’yi geçmiş olan Yardımcı Doçentler de Profesör yapılmalıdır.