İkinci İsrail veya Beşinci Tahran

22 Eylül 2017 Cuma

Türkiye her hâlükârda son derece zorlu tercihler aşamasında. Ancak basit sloganlarla, basiretleri bağlayıp ferasetleri çökerten taktik hamle ve izahlarla değil geleceği mevcut durumu dahi kurtarmak mümkün olmaz. Mesut Barzani önderliğindeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin hem Talabani ve Goran hareketine hem de Bağdat yönetimine rağmen 25 Eylül’de yapılacağı ilan edilen bağımsızlık referandumunu hayata geçirmek üzere sergilediği kararlılıktan şu ana kadar vazgeçmiş değil. 

Avrupa ve Amerika’nın ertelenmesi yönünde tavsiyede bulunduğu bir vasatta Türkiye, İran ve Irak’la birlikte referandum kararından tümden vazgeçilmesi yönünde çağrı yaptı. Ancak bu çağrı yapılmadan önce Habur sınır kapısında süren tatbikat dördüncü günündeydi ve Irak Hava Kuvvetleri’yle İran’ın Kudüs Ordusu bağımsızlık referandumuna karşı ortak askeri operasyon düzenlemek üzere anlaştığını deklare etmişti bile. Amerika’nın örtülü ancak İsrail’in açık, ısrarlı ve resmi desteğinin dışında hemen tüm çevresi referandumun aleyhinde mutabık hareket ediyor. Bu tabloya rağmen Barzani’nin hayata geçirilme imkânı giderek daralan, azalan ve kısırlaşan bir siyasal pozisyonda yeni kazanımlar elde etmekten ziyade eldekileri de kaybetme riski hızla yükselebilir.

Afyon Niyetine Komplo Teorisi

Referandum meselesi yeni ve sürpriz bir mesele değil. İlaveten Irak fiilen üç parçaya çoktan bölünmüş zaten. Bu süreç resmiyet kazansın anlamında bir meşruiyet kapısı açmak anlamında bir önermede bulunmuyoruz. Ancak süreci Benjamin Netenyahu veya kimi İsrailli siyasetçilerin beyanlarına bağlamak, Erbil ve başka bazı Kürt bölgelerinde gerçekleştirilen mitinglerde onursuzca, rezilce İsrail ve Amerika bayrağı dalgalandırmasından yola çıkarak yanlış, kışkırtıcı ve düşmanlaştırıcı politikalara da meftun olma tuzağına da düşülmemeli. 

Kendi içinde hızla bölünerek bitimsiz çatışmalara sürüklenecek bir İslam coğrafyası tablosu İsrail’in sadece tutkuyla arzuladığı değil aşkla şevkle teşvik ettiği bir tablodur elbette. Ancak Kürt sorununu ve bağlantılı olarak bağımsız Kürdistan siyasetini salt “Siyonist İsrail’in Arz-ı Mev’ud haritasını hayata geçirme gayretleri”yle veya “Sevr’i hortlatıyorlar” klişesiyle izaha kalkışmak da boğmaya girişmek de çözüm değil. “İkinci İsrail ve kripto Yahudi Kürtler” üzerinden yürütülen siyasal pratikler bölgeyi resmiyette birlik içerisinde tutsa bile duygu, düşünce, ufuk ve kaygılar bakımından paramparça edip düşmanlık katsayısını yükseltmekten başkaca bir sonuç doğurmuyor. Bir taraftan şu veya bu toplumun kendi kaderini tayin hakkına saygı duymak gerekirken diğer taraftan da ayrışıp parçalanmanın önünü almak gerekiyor. Diktatör Saddam Hüseyin dönemi istatistiği tutulamayacak kadar acılar yaşattı Irak halkına. Arkasından gelen Amerika ve koalisyon güçlerinin işgal ve katliamlarıyla bu oranın kaça katlandığını bilemiyoruz. Ama atlanan en önemli mesele şu: İran ve askeri anlamda örgütlediği Şii Maliki-İbadi hükümetleri döneminde Saddam’ı da Amerika’yı da mumla aratan işkence, tehcir ve katliamlara imza atıldı. 

Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta öngördüğü ‘toprak bütünlüğü’ siyaseti anlamlı ve yapıcıdır. Ancak Suriye ve Irak için öngörülen ve ısrar edilen toprak bütünlüğü siyasetini boşa çıkaran hatta anlamsız kılan bir Şii fanatizmiyle harmanlanmış bir İran ulusçuluğunun bölgeyi cehenneme çevirmesine karşı nasıl bir çözüm üretilecek? Geçen ay kalabalık bir heyetle Türkiye’ye gelen İran Genelkurmay Başkanı Bakıri’nin PKK’ya karşı ortak operasyon anlaşması teklif ettiği yönünde yoğun bir haber bombardımanına tutulmuştuk. Oysa Amerika ve Rusya gibi İran da PKK-PYD unsurlarını Türkiye’ye karşı imkânları ölçüsünde destekliyor. 

Etnik ve Mezhebi Arındırma Tehdidi 

Dikkat çekici olan İran-PKK, Rusya-PKK, Esed rejimi-PKK ilişkileri üzerinde hemen hiç bahis açılmazken Barzani ve Erbil Hükümetini şeytanlaştırıcı söylemlerde önü alınamaz bir enflasyon yaşanıyor. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “referandum savaş sebebi sayılsın” teklifiyle Doğu Perinçek liderliğindeki Vatan Partisi’nin “ikinci İsrail’e geçit yok” eylemleri dizisi yarış yapıyor adeta. Ulusalcı-milliyetçi reflekslerle kaygıyı, korkuyu ve nefreti büyüten söylemler AK Parti tabanına hitap eden yayın organlarında da ne yazık ki bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıp bünyeyi hızla zehirliyor. Bağımsız Kürdistan yönündeki siyasetleri Amerika ve İsrail hesaplarından okumak gerektiği kadar Rusya ve İran’ın Türkiye’yi güneyden kuşatma, doğal ve tarihi nüfuz alanlarını hegemonyasına dâhil etme girişimleri üzerinden de analiz etmek gerek mi? Rusya ve İran’ın bölgeye dönük sistematik bir plan dâhilinde işlettiği kirli ve zorbaca operasyonları üzerine analiz yapmak dönemsel olarak haram mı ilan edildi yoksa?

Musul ve Kerkük’e yönelik tehditler Türkmenleri tehcir ve Kürtleştirme tehditlerinden ibaret değil. Bütün eksiklik, çarpıklık ve oportünist tutumlarına rağmen Mesut Barzani yönetimi sadece Talabani ve Goran hareketi için bir engel değil. Temsil ettiği çizgi itibariyle Barzani en az onlar kadar PKK için de ciddi bir engelken KDP ile PKK’yı eşitlemek, Türkiye’ye yönelik öncelikli tehdit tanımına dâhil etmek cehaletten çok ötesinde bir maraza işaret ediyor. Çünkü bölgedeki Türkmenlerin ve Kerkük’ün geleceğinden başkaca bir ufuk ve strateji üretemeyen miyopluk Amerika ve Rusya’nın zorbalıkları, İran’ın kurnazlıkları karşısında sürekli aciz kalıyor. İtirazlar bağımsız Kürdistan girişiminin getireceği tüm risk ve tehditleri gerçekçi bir biçimde konuşmak, icap eden tüm tedbirleri devreye sokmak hususunda değil. Aksine kalıcı bir ayrışma ve düşmanlığı kışkırtan ulusalcı nefret siyasetine geçit verilmemeli. Ulusalcı siyaset toparlayıcı ve kuşatıcı olmadığı gibi dağıtıcı ve düşmanlaştırıcı yönüyle zemin kaybettiriyor Türkiye’ye.

İkinci İsrail” söylemi kimi haklı dayanakları ihtiva ediyorsa da Bağdat, Şam, Beyrut ve San’a’dan sonra Erbil’in de “beşinci Tahran” kılınmasına yönelik yayılmacı planları da ustaca gölgeliyor. Bölgeyi Kürtleştirme adına tehcire, etnik arındırmaya tabi tutmak ne kadar büyük bir tehditse Şiileştirme adına mezhebi arındırmaya tabi tutmak da o derece büyük bir tehdittir. Türkiye’nin parçası ve temsilcisi olduğu Sünni Müslüman hinterlandı çökertme planlarını ulusalcı perspektif ve siyasetle aşması mümkün mü? Mümkün değil aksine Türkiye için Devlet Bahçeli ve Doğu Perinçek’in temsil ettiği müflis politikalara yakınlaşmak felç edici bir açmazdır.

 

  • YusufYusuf1 ay önce
    Referandum meselesi yeni ve sürpriz bir mesele değil. İlaveten Irak fiilen üç parçaya çoktan bölünmüş zaten. Bu süreç resmiyet kazansın anlamında bir meşruiyet kapısı açmak anlamında bir önermede bulunmuyoruz. Ancak süreci Benjamin Netenyahu veya kimi İsrailli siyasetçilerin beyanlarına bağlamak, Erbil ve başka bazı Kürt bölgelerinde gerçekleştirilen mitinglerde onursuzca, rezilce İsrail ve Amerika bayrağı dalgalandırmasından yola çıkarak yanlış, kışkırtıcı ve düşmanlaştırıcı politikalara da meftun olma tuzağına da düşülmemeli.