Bir Talihsizlik Eseri midir Troller?

24 Kasım 2017 Cuma

Türkiye uluslararası arenada giderek daha fazla ve çok boyutlu ölümcül sorunlarla boğuşmakta. Belki de nüfuz ve kudretinden önce bekasını korumanın telaşesiyle hareket ediyor. Bu telaşe nedeniyle Hükümet içeride yaşanan sorunları, sıkıntıları, toplumsal alanda depresyona dönüşme riski geçen her gün büyüyen stres odaklarını yeterince fark edemiyor galiba.

Birlik olma, fitnelere geçit vermeme, ne kadar aciliyet içerse de tartışmaları belli bir rahatlama dönemine kadar görmezden gelme veya erteleme yönünde nasihatler uçuşuyor ortalıkta. Bir yere kadar makul ve yapıcı görülebilecek bir yaklaşım biçimidir bu da. Lakin mevcut birikmiş sorunlar, patlama noktasına doğru evrilen stresler siyasi ya da ekonomik sorunlarla birleştikçe söz konusu nasihatler ne kadar iyi niyetli ve yapıcı olsa da ters etkiler oluşturmaktadır. Bastırılmış duygular, oto-sansüre tabi tutulmuş itiraz ve eleştiriler makul ve yapıcı davranışların yerine hissi ve yıkıcı hareketleri itekler çünkü. Çirkin ve çirkef karakterlerle medya üzerinden sürekli taciz edilen toplumlar ise sadece kendi dengelerini kaybetmezler. Parçası oldukları siyasal çizgi ve yapıların da dengesini bozacak potansiyeli hemen her zaman bünyelerinde taşırlar.

Böyle Bir Kötü Kader 

AK Parti Grup Başkan Vekili Bülent Turan önceki gün sosyal medya hesabından şöyle bir mesaj paylaştı: “Ak Parti’nin son dönem en büyük talihsizliği, hiçbir resmi görevi olmadan, derinlikli hiçbir konuşma yapmadan ekran ekran koşturanlara parti adına konuşuyormuş gibi muamele edilmesi”. Mesajın önü arkası yok ama bir bağlama işaret ediyor muhakkak. O bağlam da Sabah yazarı ve Beyaz TV programcısı Rasim Ozan Kütahyalı’nın hep yaptığı ama en sonuncusunda öfke patlamalarına sebep olduğu edepsiz, saygısız ve tiksinti veren çıkışlarıydı. Kütahyalı, hemen her zemine rahatça el koyan ve hızlıca bulunduğu ortama rengini veren bir medya unsuru olarak öne çıksa da öteden beri ciddi bir rahatsızlık kaynağı olarak beliriyor. Tuhaf olan belki de trajikomik olan şey Kütahyalı’nın hemen her kapıyı ‘reis’ adına açıp tasarrufu altına alabilme yeteneğinde öne çıkıyor. 

Kütahyalı’nın en son terbiyesizliğine yönelik kamuoyunda tepkiler çığ gibi büyürken Hükümet veya AK Parti adına kamuoyuna hiçbir tepki açıklaması yapılmadı. Yapılan da işte sayın Turan’ın (eğer biz hüsnü kuruntu yapmadıysak) Grup Başkan Vekili olarak isim, adres, olay vs. hiçbir netlik taşımayan bir siteminden ibaret. Üstelik bu sitem öyle bir naif ki ‘talihsizlik’ olarak nitelenerek adeta önüne geçilemez bir kader gibi lanse ediliyor. Devamındaysa sistematik ve bir silsile halinde işleyen örgütlü kabahatlere ‘resmi görevi olmadan, derinlikli hiçbir konuşma yapmadan’ kategorisinde bir muamele yapılıyor. Mesajın final kısmında ise resmi görevi ve derinliği olmayanlar için “neden bunlara parti adına konuşuyormuş gibi muamele ediliyor?” sorusuyla mesuliyetin meçhul bir sorumluluk alanına paslandığını görüyoruz. Enteresan tabii, parti adına görev ve yetki verilmeyen milletvekili, il veya ilçe başkanı konuşamıyor, ekran ekran koşturamıyor ama talihsizlik eseri birileri bu role soyunup sahne alabiliyorlar!

Mesele Kütahyalı’nın sergilediği rezilliklerden ibaret olsa bir yere kadar anlaşılabilir belki. Ancak burada son dönemde zuhur eden ve her türlü kirli, karanlık ve rezilce söylem ve politikayı öngören örgütlü bir mekanizmanın çürütücü faaliyetlerinin görmezden gelinmesidir. 

Emperyalizmden Önce Ahlaksızlık Çürütüyor

Edepsizlikte sınır tanımayan saldırganlığa siyaset adına, Meclis’ten MHP milletvekili Saffet Sancaklı’nın anında ve gerektiği sertlikte cevap vermesi dışında bir hareket olmuyor. Bir de CHP Grubu’nda Kılıçdaroğlu’nun Balkan muhacirlerine yönelik saldırıyı isim vermeden ama skandalı kınayan bir konuşması oldu. Neden sadece Balkan muhacirlerini değil bir bütün olarak insanların haysiyet ve iffetine ekranlarda saldıran bir trole tepki gösterilemiyor? Birkaç sanatçı ve sporcu, birtakım derneklerin ve sosyal medyanın sergilediği tepkiler yeterli mi sayılıyor acaba? Engel nedir, korkulan kimdir?

Cem Küçük isimli trol tehdit ve şantajlarla, yalan ve iftiralarla siyaset ve toplumu dizayn etme işini günü gelince Mavi Marmara direnişine kirletmeye kadar nasıl vardırmıştı? “Radikal İslamcılar, Mavi Marmara’daki manyak tipler, kafadan İsrail ve Batı düşmanı tipler” gibi Siyonist yaftalamalarla psikolojik operasyonlar tertipledi ve sırtı hâlâ sıvazlanıyor. Küçük’ün ekürisi Cemil Barlas iftiralarına İHH’yı FETÖ’cü olma iftirasını da ekledi ama makbul gazeteci olarak “yürü ya trolüm” muamelesi görüyor. Kurtuluş Tayiz’in “mahallenin siyasal İslamcı münafıkları” iğrençliğine “hop, o kadar da edepsizlik etmeyin” diyen kimse çıkamıyor siyaset sahnesinden. Öte taraftan TGB’nin sergilediği kahramanlıkları öve öve bitiremeyip Doğu Perinçek’in öngördüğü Kemalizmine iman etmeyen Müslümanları “deist/nihilist kafalı İslamcılar, tekfirci vahhabiler” vs. gibi dipsiz bir ahlaksızlık bataklığından, duvardibi namıyla maruf fosseptik çukurundan pislikler saçan Salih Tuna’nın sergilediği kepazelikler. Oryantalistlerin literatürüyle, Siyonistlerin kara propaganda usulleriyle köşe tutan ‘yerli’ misyonerlerle karşı karşıyayız. Ne söylesen eksik kalıyor, hangisine baksan miden bulanıyor.

Hangisi veya hangileri talihsizlik bunların? Beka kaygısını ahlakdışı söylemlerle gidermek, milli ve yerli duruşu yalan ve iftirayı meslek edinmiş tipler üzerinden inşa etmek, FETÖ veya PKK veya emperyalist bir saldırıya bu türden omurgasız, kimliksiz ve oportünist karakterlerle savuşturmak ne mümkün. Aksine bu gibi troller zaafları artıran, toplumsal adalet ve merhamet duygularını sabote eden yıkıcı roller üstlenerek siyaseti kangrene sürüklüyor. Adalet, merhamet, edep ve saygının çiğnenmesine müsaade edilerek varılacak menzil ve akıbet hiçbir toplum için hayır ve güzellik içermez kesinlikle.

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca1 ay önce
    Sayın Cumhurbaşkanım; 1-) Baraj olmaktan çıkarılması gereken yabancı dilden kişinin aldığı puan hesaplanmalıdır. 2-) Kişinin öğretim elemanı olarak hizmet yıllarının toplamına verilen hizmet puanı hesaplanmalıdır. 3-) Kişinin öğretim elemanı yaşamı boyunca yayınlamış olduğu bilimsel makalelerinin puanı hesaplanmalıdır. 4-) Kişinin yazdığı bilimsel kitaplarının puanı hesaplanmalıdır. 5-) Kişinin yaptığı diğer bilimsel çalışmalarının puanı hesaplanmalıdır. Elde edilenlerin toplamı örneğin X puan ediyorsa kişi Doçent yapılmalıdır; örneğin Y puan ediyorsa kişi Profesör olarak atanmalıdır. Yeter ki, yabancı dil baraj olmaktan çıkarılsın. Allah rızası için konuya baktığınızda, bu maddelerin herkesi kapsayan adil maddeler olduğu görülmüyor mu? Saygılarımla.