“Halis hürriyeti Hakk’a kölelikte bulan bir gençlik”

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 4 Mayıs 2017’de İstanbul Gençlik Festivali’ne katılmış ve gençlerin 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimine karşı verdikleri mücadeleyi,  “(…) Gençlerimiz Hem erkeğiyle hem bayanıyla... Tankların altına girdiler mi? Girdiler. Yıldılar mı? Yılmadılar. ‘Ben Nene Hatun’un torunuyum. Ben Fatih’in torunuyum’ dediler” şeklinde konuşmuştu…

Erdoğan, gençlerin enerjisinin, heyecanının, dinamizminin kendilerini güçlendirdiğini belirterek, binlerce genci bir arada görünce kendi gençliğini de hatırladığını dile getirmiş ve lise yıllarından itibaren Millî Türk Talebe Birliği’nin çalışmalarında vazifeler üstlendiğini de vurgulamıştı.

 İŞTE ERDOĞAN’DAN GENÇLERE ÖĞÜTLER: 

(…) Her alanda başarılı olacağınızı düşünüyorsanız kendinizi hızla yetiştirin…

Milletimizin hakikaten vatanını seven, milletini seven gençlerini oralarda görmek istiyoruz... 

Bizim; iradesini şu veya bu kişiye, şu veya bu örgüte teslim eden değil, kendi fikriyle, kendi düşüncesiyle, kendi kararıyla hareket eden gençlere ihtiyacımız var…

Gün, kim var denildiğinde sağına-soluna bakmadan ben varım diyecek, benim olmadığım yerde kimse yoktur bilinciyle hareket edecek gençlerimizin öne çıkma günüdür, işte sizler bunlarsınız (…)

“ANADOLU KITASI BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ DAVA TAŞINI GEDİĞİNE KOYAN GENÇLİK” 

Ve konuşmasını şu cümlelerle noktalamıştı Cumhurbaşkanımız Erdoğan: (…) Ne dediler ben Fatih’in torunuyum, Nene Hatun’un torunuyum. O gece şehid olan vatandaşlarımızın içinde 16-17-18-19-20 yaşlarında nice körpe fidanlar vardı. Bu vesile ile ben bir kez daha kendilerine Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimizi şükranla anıyorum. İşte bu gençlik, erkeği ile kızı ile Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını gediğine koyan gençlikti (…) 

‘MÜFREDAT DEĞİŞECEK’ MESAJI…

Dün de Beştepe’deki Külliye’de gençleri ağırlayan Erdoğan, FETÖ kahpelerinin, FETÖ alçaklarının darbe girişimine göğsünü siper eden gençlerle durdurulduğuna dikkat çekerek, hainlere karşı verilen mücadeleyi ‘sessiz devrim’ olarak nitelendirdi…

Şanlı tarihimizi bize okutmadılar. Bir takım gariplikler. Müfredatımız da bu şekilde değişecek. Tarih sadece geçmiş değil aynı zamanda geleceğimizi aydınlatan bir fenerdir. Kızıl elmamız her şeyiyle sizlere emanet” diyerek müfredatın değişeceğine de vurgu yaptı Erdoğan…

(…) Ben karşımda Anadolu kıtası büyüklüğünde bir dava taşını gediğine koyacak bir gençlik gördüm, görüyorum. Siyasete başladığım günden bu yana beni hiç mahcup etmeyen gençlerimizin güvenimizi boşa çıkarmayacağından ümitliyim” diyerek Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Gençliğe Hitabesi’nden’ bir alıntıyla gençlere çok önemli mesajlar verdi…

‘OKU, DÜŞÜN, UYGULA NETİCELENDİR’

…Ve gençlere Erdoğan’dan bir öğüt daha: 

 (…) Artık reformları siz yapacaksınız, devrimleri siz yapacaksınız. Türk milletinin ne kadar güçlü olduğunu dünyaya siz göstereceksiniz. Bakın darbe demiyorum devrim diyorum, reform diyorum (…)

(…) Öğrencilerimiz, gençlerimizle bir araya geldiğimizde hep aynı tavsiyeyi kendilerine söylerim; ‘Oku, düşün, uygula neticelendir.’ Okudun, düşünmedin bir anlamı yok. Okudun, düşündün ama uygulamaya koymadın gene bir anlamı yok. Okuyacaksın, düşüneceksin, uygulamaya koyacaksın. Ondan sonra da neticelendireceksin (…) 

ÜSTAD’I RAHMETLE ANARKEN…

Bizim jenerasyonun çoğunun bildiği hatta ezberlediği ‘Gençliğe Hitabe’yi unutmayalım, unutturmayalım…

Şimdi sizleri; “Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!” diyen 23 Mayıs 1983 yılında ‘Rahmet-i Rahman’a uğurladığımız büyük mütefekkir, büyük şair, dava adamı Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in 1975 yılında MTTB’nin tertip ettiği Milli Gençlik Gecesi’ndeki o muhteşem ‘hitabesiyle’ baş başa bırakıyorum…

Makamın Cennet olsun Üstad…

GENÇLİĞE HİTABE…

 

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik...

Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını Allah’ın, Kur’ân’ında “belhüm adal” dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk’ü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri, yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün “dikey”leri “yatay” hale getirecek bir nida kopararak “mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün dâvacısı bir gençlik...

Halka değil, Hakk’a inanan; meclisinin duvarında “Hakimiyet Hakk’ındır” düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakk’a kölelikte bulan bir gençlik...

Emekçiye “Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!”; kapitaliste ise “Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!” ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan ve bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığını, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâm’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...

“Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan fert fert “Ben varım!” cevabını verici, her ferdi “Benim olmadığım yerde kimse yoktur!” duygusuna sahip bir dâva ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik...

Bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara “Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başınıza gelmezdi!” diyecek ve gerçek Müslümanlığın “ne idüğü”nü ve “nasıl”ını gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allah’ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin alemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O’ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...

Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım.

Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır!

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!

Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!...

Allah’ın selâmı üzerine olsun... 

Necip Fazıl KısaküreK

 

  • Kepezli OsmanKepezli Osman6 ay önce
    Hocam ilahiyat mezunu genclerin kahir ekseriyeti subhanekenin manasini bilmiyorinternetten bulduklari fetvalarla imami azam tenkit ediyor bu ilahiyat hocalari ehlisunnet degilmi.
  • Ubeydullah Karaburun Ubeydullah Karaburun 6 ay önce
    Kadir bey biliyoruz sizin genclere nasiyhatinizi sunni sii diye bir ayirimi olmayan dört mezhebi beyenmeyen hayreddin karaman ilhamli bir genclik
  • Ubeydullah Karaburun Ubeydullah Karaburun 6 ay önce
    Allah cc nun Ismi serifi ÁLÁ yi Kurani kerimin bir suresi olan Raki sisesinin uzerine yazmissiniz sizin iktidar bu kafaylami genclik yetistirecek.basimiza tas yagdirmasaniz bari.
  • Ali Ali 6 ay önce
    Vallahi bizim gördüğümüz gençlik çıkara koşuyor.