Kur’an’sız hayat mı? 

15 Ekim 2017 Pazar

İslam âleminin çok önemli konularından biri, elbette beşerî yorumlar hegemonyasıdır. Yakınî iman, geçerli akıl, net vicdan, evrensel mantık ve Kur’an hakikatleri olmadan bu yanlıştan kurtulma imkânı yoktur. Beşerî yorumların din olduğu ve her şeyde hükmün yalnızca Allah Teâlâ’ya ait olduğu şuuru olmadığı yerde birlik, dirlik ve huzur olmuyor. Müslüman korkmadan, yüksünmeden, eğilip bükülmeden, şaşalayıp bunalmadan Kur’an’ın ilke ve beyanlarının hak olduğunu ve bu hakikati açıkça ifade etme azminde olmalıdır.

Konun daha açık anlaşılması için Kur’an’ın ne kadar doğru ve ne kadar uyulmaya layık olduğunu anlamak esastır. Bunu soru haline getirirsek işin aslını bilen de bilmeyen de cevap vermek üzere devreye girecektir. Bu hususta aklı, imanı, mantığı ve bilgileri tam kapasite kullanmaya yönelmek gerekir. Düşünelim, doğruyu, ölümle buluşacak ve ölecek zavallı insan mı belirler? Bu alanda sayısız denecek kadar İslam imajı üretip uygulamaya yeltenen beşerî zafiyet hammalları, hakikatleri vazetmeye yeterli ve yetkili değildir.

İslam toplumları kabul edilemeyecek kadar molozlar diyarı haline dönüştürülmüştür. Hem ülkemizde ve hem İslam coğrafyasında sayılamayacak kadar çok tefrika bataklığı vardır. Her bir tefrika bataklığına birer tanrılık payesi verildiği bilinmektedir. Her tefrika taraftarı kendi tanrıcığına öncelikli hak tanımıştır. Bu tanrı aşılamayacak ve reddedilemeyecek irade kabul edilmiştir. Bu söylemler birer suçlama ya da iftira değil, yaşanan zilletin ta kendisidir.

Evet, İslam coğrafyasında bölgecilik, kamplaşma, mezhepçilik, ideolojik saplantı, siyasî şartlanma, aşiret katılığı, tarikat tarafgirliği, çıkarcılık budalalığı, nefsanî dürtüler ve daha nice etkenler Kur’an hakikatlerini gölgelemektedir. Bu açıdan bakınca Kur’an ve sünnet hakkında yorum yapacak taraftarın yorumu, diğerlerinden çok farklı olacaktır. Burada her tür tefrikayı bir kenara koyalım. Yalnızca tarikat tefrikasına yoğunlaşalım. Bazı kaynaklarda yüz doksan dört çeşit tarikat adı veriliyor. Bunların hiç biri bir başkası ile anlaşamıyor ve uzlaşamıyor. Bunların hiç biri, klişeleşmiş tanrı anlayışlarını aşıp geçemiyor.

Oysa kâinat mülkünün sahibi Allah Teâlâ onların yaptıklarını reddediyor ve doğrusunun ne olduğunu bizzat bildiriyor; Başkasına değil, hep boyun bükerek O Allah’a dönün ve O’ndan ittika edin, namazı kılın, müşriklerden olmayın. Onlar ki dinlerini parça parça ettiler ve grup grup oldular. Bunlardan her zümre, yanlarında olan bilgilerle keyiflenirler. (Rum: 30/31,32) Ayette görüldüğü gibi dinde tefrika şirktir. Şirk koşan müşriktir. Müşrikin felahı yoktur. İnsanların farklı görüş ve yorumları söz konusu olma ihtimaline karşı Cenab-ı Hak bunu da bir başka açıklama ile dile getirmektedir

Ey Resûlüm! Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır, sonra Allah onlara yaptıklarını bir bir haber verecektir (Enam:6/159). Dini paramparça yapmanın anlamı çok açıktır. Dini, tevhid anlayışından soyutlayıp Allah Teâlâ’dan başka mabut, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den başka metbu’lar edinmek demektir. Cenabı Hak daha çarpıcı bir ifade kullanır.

Allah ve Resulü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve inanmış bir kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur (Ahzap: 33/36). Mümin, mûkîn ve muvahhit bir müslüman için bu ayet karşısında hiçbir kaçamak yoktur. Çünkü müslüman en başta Kur’an delillerini rehber edinir, Allah’ın ve Resul’ünün emirlerini yerine getirir. Allah’ın hakkını gasp etmeye kalkışanlar, Rabbinin ayetleri ile nasihat edilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Mücrimlerden biz intikam alırız (Secde: 32/22). Buna göre eğer müslümanlar yaptıklarında doğru iseler niçin Cezayir, Etopya, Libya, Mısır, Suriye, Irak, körfez ülkeleri, Yemen, Pakistan, Afganistan velhasıl niçin hep İslam ülkeleri fitne fesat ile çıfıt çarşıları gibi kaynamaktadırlar? İşte, yaşananlar!

Kur’an‘sız ve sünnetsiz hayat, müslüman hayatı olamaz ve olmuyor da!

Hele okumuş cahillerin, Kur’an karşısında debelenmeleri, başka bir cinnet tablosu sergilemekte ve düşündürmektedir! 

Esselamu aleykum. 

 

  • Hak yol islamHak yol islam1 ay önce
    "Kerbela olayından sonra şii suni ayrımı olmuş ta Şiiler hz hüseyin, suniler de yezit taraftarı"diye iftira yapan,demekle yetinmeyip buna göre mslmn katline cevaz hatta emir veren Şiilerden daha beter dini parçalamış, ümmeti bölmüş daha doğrusu ümmete savaş açmış güruh görülmedi,bunlar kendileriyle hiçbir zaman dost olamayacağımiz kur'an da bildirilen yahudi ve hıristiyanla,diyalog yolunu seçerken mslmn lara bu saldırganlığı yine Kur'anin" kendi aralarinda merhametli dusmana karsi cetin"olma emrinin aksine reva görüp dediğiniz gibikur'an hakikatlerini golgelemekte dolayı si ilekur'ana yaşama imkânı vermemeye çalışmaktadirlar.Tarikatları savunmuyrum ancak tarikatlar ihtilafa duşseler bile-ki bu bir derece normal veRabbimiz "aranizdaki ihtilafları peygambere-sunnete-götürün" buyurur-bu denli vahşete,düşmanla işbirliğine, dini de bu densizlige alet ederek sebep olmadı. Saydığıniz ülkelerdeki fitne nin en büyük sebeblerinden biri de bunlar değilmi.Mesele ihtilaftan çok ihtilafın nasıl çözülemediğinden dır ki buda yine şia nin karşı olduğu hadis ve sünnet ile mümkün olabiliyor.Yine bu İslam ülkelerinin cezası da olabilir ki bir toplumda kötülükler men edilmez ise ceza umumi olur nitekim "faziletli kimseler haram dan,bozgunculktan men etmeli değilmiydi" (Maide 63)buyrulur. Şia yı hak mezhebe dâhil edemeyen İslâm âlimleri sadce bununla yetinmiş, bunun bid'at sapıklık olduğunu anlatmamış, tehlikesine karşı uyarmamustir,sonucu görüyoruz zaten, gözlerimizi kör deccal bağnazlık kör etmediyse(deccalin kör bağnazlık olabileceğini düşünüyorum) Zaten tüm bu gruplasmanin nedeni kendi grubuna körü körüne bağlılık değilmi?