Kur’an gücü insan zaafiyeti

13 Ağustos 2017 Pazar

Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah’ı tesbih etmektedir. O, Aziz’dir, Hâkim’dir.

Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah’ın hoşlanmadığı, sevmediği, kin beslediği, hiddetlendiği çok büyük suçtur. Biliniz ki Allah, kendi yolunda, malzeme ve bölümleri birbirine kenetlenmiş bir bina gibi olup saf bağlayarak çarpışanları sever. (Saf:61/2-4) 

Cenab-ı Hak, bu ayetlerde, evrensel varlıkların ibadetini, insanın dikkatine sunuyor. İbadette de tevhidin esas olduğunu telkin ediyor. Göklerin, galaksilerin, aradaki varlıkların ve var adına ne varsa hepsinin Allah Teâlâ’yı tesbih ettiğini dile getiriyor. Rabbimiz burada akıllara durgunluk verecek ve bütün inananlara çok yüksek dozda hakikatin özünü telkin edecek hatırlatmalarda bulunuyor. Eğer yer ile göklerde Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar, yok olurdu. O halde, Arş’ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları bütün noksanlıklardan berî ve yücedir. (Enbiya:21/22) 

Bu muhteşem hakikatler karşısında Allah’tan başka kim hüküm verebilir, kim fikir yürütebilir, kim Allah’a kafa tutabilir. O’ndan başka kim ezel ve ebet olabilir? Zaman ve mekândan kim münezzeh olabilmiştir? Kim kalıcı hüküm koymuş ve kimin hükmü kalıcı olmuştur. Allah Teâlâ’ya şirk koşulan hangi tanrıcık baki kalabilmiştir? Hangi güçlü devlet ve hangi medeniyet varlığını koruyabilmiştir? Allah Teâlâ’ya inanmayan ve O’nun kudretini kabul etmeyen hiçbir irade değer sahibi olamamıştır. O’nun kitabını O’nun iradesi doğrultusunda anlamak istemeyenler O’nun kulu olma hakkını kaybeden bahtsızlardır. 

Sen Kur’an’ı okuduğun zaman, biz, seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. Kalplerinin, onu anlamalarına engel olacak kabuklar, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Onlar Kur’an’da yalnız Rabbini zikrettiğin zaman arkalarına dönüp kaçarlar. (İsra:17/45,46) Bu minval üzere Kur’an’dan nasibini alamayanlar, ilginç ve çarpıcı beyanlarla anlatılıp uyarılırlar.

Ey Resûlum! Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır, sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecektir. (Enam:6/149) Evet, hüküm Allah Teâlâ’ya aittir amma uygulamayı Allah Teâlâ kullarına görev olarak vermiştir. Yapmadıkları takdirde onları ağır ifadelerle uyarır. Yaratan, yaşatan, sayısız tehlike ve afetten koruyan, öldüren ve sonra yine yaratacak olan, hesaba çekecek yine yalnızca Allah Teâlâ’dır. Yaratıp nice nimetle donatan ve bunca nimetin güzellikleri arasında yaşayan insana Rabbimiz Cenab-ı Hak, özellikle akıl gibi bir bilgi işlem merkezi vermiştir. İyiyi kötüden ayırma yeteneği olan akla da, kullanma kılavuzu olarak Kur’an gibi bir Kitabı göndermiştir. Bu gerçeği Kitabında şöyle beyan etmektedir. 

İhtilaf ettiğiniz herhangi bir şey hakkında hüküm yalnızca Allah’a aittir.  İşte bu hükmü veren Allah benim Rabbimdir. Ben ancak O’na tevekkül ettim ve yalnız O’na sığınırım. (Şûra: 42/10) Evet, hüküm Allah Teâlâ’ya aittir. Bu hakikati anlamaları için mümin kullarına seslenir uyarıda bulunur. Ey iman edenler, Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir şey hakkında anlaşamaz tartışırsanız onu Allaha ve peygambere havale edin, eğer Allah ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu, hem hayırlı, hem netice itibariyle daha güzeldir. (Nisa:4/59) Bu ayette Allah Teâlâ’ya, Resûlüne ve müminlerden sorumlulara itaat etmeyenler değerlendirmeye alınır. Cenab-ı Hak, hükmüne uymayanları layık oldukları mekâna yerleştirir. Açıkça, müslümanlara;  Allah ve ahiret gününe inanıyorsanız, itaatte kusur etmeyin, tehdidinde bulunur. 

Görme ve anlama özürlüsü olmayan müslümanlardan kim, hangi mezhebe, hangi tarikata ve hangi siyasî oluşuma bağlı olursa olsun düşünmelidir. Allah Teâlâ’nın Kitabı Kur’an’ın öğretilerine rağmen hangi beşerin dogmalarına takılmayı yeğleyebilir? Her mümin müslüman şartlanma marazından kurtulmalıdır? “Tefrika şirktir. Şirk ilâhî yardıma engeldir.” Müşriklerin felahı yoktur. Ne mutlu vahyi ile aklı buluşturanlara! Ne mutlu beşer zaafından arınıp Kur’an gücüne sarılanlara!  Esselamu aleykum.      

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca3 ay önce
    Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim aşağıdaki yazıyı dikkate alarak binlerce mağdur Yardımcı Doçente yardımcı olmanızı istirham eder, saygılar sunarım. A-)7 Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim bir yazıyı sizlere sunmak istiyorum: “…Sayın Cumhurbaşkanım; Size, ‘Yardımcı Doçent’ Kadrosunda çalışan binlerce Öğretim Üyesi adına bir mağduriyetimizi arz etmek istiyorum: Emsallerimizin, ölünceye kadar atama işleminin dışında kullanmadıkları, bir ömürde bir defa, bir biçimde, Yabancı Dil Sınavı’ndan aldıkları 65 Puanını gösteren belgeyi alamadığımız için, yıllardır bulunmamız gereken Profesörlük kadrosuna bir türlü geçemedik. Emsallerimizin makaleleri varsa, bizim de var; emsallerimizin kitapları varsa bizim de var; emsallerimizin ‘Bilim Doktoru’ diploması varsa, bizim de var; emsallerimizin 20-30 yıllık üniversite hocalığı hizmeti varsa, bizim de var; ama emsallerimiz Profesör, biz Yardımcı Doçent kadrosundayız ve binlerce Yardımcı Doçent olarak 50 yaşımızı geride bırakmış olarak emekli olmak üzereyiz. Binlerce Yardımcı Doçentin anılan mağduriyetini, sizlerin yardımına ve takdirlerine saygıyla arz ediyorum. 07.02.2017…”B-)Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler: Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olanlar Doçent yapılmalıdır. Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş ve yaşı 50’yi geçmiş olan Yardımcı Doçentler de Profesör yapılmalıdır.