THY - TR Çıkışlı Mauritius

Cehaletle olmaz devletsiz yürümez 

26 Kasım 2017 Pazar

Görülen köy kılavuz istemez. Evet, herkes, çeşitli platformlarda aklının yettiği, dilinin döndüğü ve şartlandırıldığı nispette konuşuyor. Birçoğu bilse de konuşuyor, bilmese de konuşuyor. Hem beynine sıkıştırılan rastgele bir program doğrultusunda konuşuyor. Nicesi konuştukça haddini aşıyor, ne dediğinin farkına varamıyor. Hız kontrolü yapamıyor.

Güyâ Kur’an’ı savunuyor, peygamberi devre dışı bırakmaya kalkışıyor. Ya da Kur’an’ın içeriğinden bihaber ulu orta konuşuyor. Çoğu zaman ağababalarının yorumlarına ya da siyasî mülahazalarına hoparlörlük yapıyor. Herhangi bir konu hakkında konuşuyor, cehlini afişe ediyor. İnternet bilgisi ile bir şeyler söylüyor, olaylar arasında bağlantı kuramıyor. Müslümanlardan kimileri bilgilenme üzerine çalışma yapıyor, meseleleri birbirlerine karıştırıyorlar. Toplanıyor saatlerce konuşmadan sonra, başladıkları yerden biraz daha geri gidiyorlar. Bazen aşırılaşıyorlar işi kavgaya dönüştürüyorlar. Belki iyi bir niyetle toplanıyorlar, hırçınlık, kin ve nefretle dağılıyorlar. Elbette bu onarılmaz bir yıkımdır.

Evet, görülen köy kılavuz istemez. Müslümanlar genelde birilerine kızıyorlar, hurra hep beraber üstüne yükleniyorlar. Gözümüz kararıyor ondan başka bir şey göremiyoruz. İlk vahyi “Oku” diye anlatıyoruz, okumamak için gücümüz yettiğince direniyoruz. İmam Hatip Liselerinde hitabet dersi var fakat genelde gençlerimiz, bir “selam” hitabını duymamış gibi davranıyor selam vermiyorlar. Sosyal hayatımızda dertlerimiz tedavi kabul etmez boyutlara ulaşmış, kangren olmuş, her tarafta ahlâkî değerlerimiz erozyona maruz kalmış, irşat faaliyetleri, derin dondurucuya bırakılmış ve kimse ciddiyetle işi üstlenme azminde görünmüyor. Samimiyetle işe başlayan çok insanımız var. Fakat iş kendi rayına oturmuyor.

Dans ve tahrik edici müzik olduğu yerde gençlerimiz alanları dolduruyor, sonuna kadar kendini müziğin ritmine kaptırıyor, kendine göre doyasıya eğleniyor. Yoğun heyecan duygularıyla kendini arıyor. Amma daha çılgınlaşıyor. Çünkü ruhunu ve kalbini boşluğa atıyor. Fakat din hizmeti veren insanlarımız yani biz sorumlular, asırlardan bu yana ülkeler fethettiren dinimizin heyecanını aksettirme bunalımından çıkamıyoruz. Çünkü heyecanı, biz kaybetmişiz. Neden işleri hep tersinden alıyoruz? Niçin İslam gibi bir sistemi topluma, özellikle gençliğimize sunmakta sıkıntı yaşıyoruz. Elbette bunun çok sebebi vardır. 

Bunların başında gelenlerden biri çok önemlidir. Öncelikle bugün biz Müslümanlar, i’laî kelimetullah idealimizi kaybetmişiz, Kardeşlik bağlarını koparıp atmışız. Konuşma âdabını, tekniğini ve inceliğini hatta etkin olanını unutmuşuz. Kur’an medeniyetinde konuşma dilini unuttuk. Cenab-ı Hak konuşma hakkında ilkeler veriyor. Kur’an’ı savunan insanın Kur’an dışına çıkmaması ve konu hakkında Kur’an beyanları ile hareket etmesi şaşmaz ve şaşırtmaz bir ilkedir. Çünkü Kur’an, her konuda şaşmaz ayar yapar. Aklı başında her insan ilgili ayetleri okuyunca hakkı teslim etmek zorunda kalır. Ayarı garantili olduğu için yalpalama riskinden korunur. Allah Teâlâ, Peygamberini örneklemesinde ayette O’nu şöyle anlatır:

Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de ismini yazılı buldukları ümmi O Peygambere O Resûle tâbi olurlar; O kendilerine iyiliği emrediyor, onları, münkerden, nehyediyor; onlara temiz şeyleri helal kılıyor, murdar şeyleri de onlara haram kılıyor, onların ağır yüklerini sırtlarından kaldırıyor, üzerlerindeki prangaları söküp atıyor. Ve onlar ki, O Resûle iman ederler, kendisine tâzim ederler, O’na yardım ederler ve kendisine indirilen Kur’an’a tâbi olurlar, işte bunlar felaha erenlerdir.” ( 7/157)

Evet, son Peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem kendisine uyulması gereken Resûldür. Ona itaat etmek farzdır. O iyiliği emreder, kötülüklerden meneder. Temiz şeyleri helal kılar, habis şeyleri de haram kılar. İnsanların sorumluluklarını giderir.

İşte bu büyük görevi, layıkı veçhile ancak devlet yerine getirir. “Dinsiz devlet kördür” “devletsiz din topaldır.” Devlet dini sahiplenmelidir, din de devleti ilkeleri ile şekillendirmelidir. Cahil, korkak, dirsekçi ve çıkarcıların eline dini bırakmak ihanettir, tefrikadır ve felakettir. Zaten İslam âleminin bugünkü hali budur. Gerçekten boşuna dememişler; “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” Esselamu aleykum. 

 

YORUM YAZ