Aldanmak ahmaklıktandır

20 Ağustos 2017 Pazar

Evrenin ya da dünya gezegeninin geçici yolcuları biz insanlar, aklı kullanmada sıkıntı çekmemeliyiz. Aklın aktivitelerini artırmalıyız. Bize aklı veren Allah Teâlâ’nın sistemi çerçevesinde tefekkür etmeliyiz. Aklı yaratılış hikmeti ve bilgi nimeti ile donatan Rabbimiz, sonsuz zamanın kısa bir bölümünde bizi yaratıyor, yaşatıyor ve öldürüyor. Yaşlılık ve ölüm olayı ile bizim bu âlemde bütün iddialarımız bir daha geri dönmemek üzere bitmiş oluyor. 

Allah Teâlâ nice etkin düşünürü, nice güçlü lideri ve nice yenilmez komutanı bir anda görevinden ayırıyor ve hayatını da bitiriyor. O, dengeler sistemi çerçevesinde hayatı sirküle ederek kendi kanunlarının gereğini sürdürüyor. Bu evrensel mantığın önermelerini yerli yerine oturtmak için insanın aklını bağımsız kullanarak aldanmaması gerekmektedir. Dünya hayatını mutlu olarak sürdürmesi, ölüm sonrası gelecek hayatta da mutluluğunu sürdürmesi, her halükârda kendi lehinedir. Bu ise hayatta bağımsız olabilmektir. Bağımsızlık, masiva kalabalığından arınarak tevhit âleminde kendini bulmaktır. Bu hikmet ve hakikat yolunun dışına çıkmaması için insanın, aklını, bilgi birikimini evrensel mantık normları çerçevesinde kullanmalıdır. Aynı zamanda sonsuz gelecek hayatını riske etmemelidir. 

Bunu başaramaması aldanmadan kaynaklanır. Böylesi aldanmanın altyapısı ahmaklıktır. Aslında ahmaklık bir hakaret sözcüğü değildir. Ahmaklık, bilgi karmaşası, aklî yetersizlik, tefekkür yoksunluğu ve irade bozukluğu şeklinde tezahür eden özürdür, kişinin tutarsız halidir. Onun için de, aldanmak, ahmaklıktır. Aynı zamanda kalp mekanizmasının virüslerle ârızalanmasıdır. Kalp arızası birçok hastalığı peşinden celp eder. 

Cenab-ı Hak bu tür özürlülere teşhis koyar ve bunu kalp bozukluğuna bağlar. Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan çoklarını cehennem için yarattık, onların kalpleri vardır, onlar ile anlayamazlar ve onların gözleri vardır, onlar ile göremezler ve onların kulakları vardır, onlar ile işitemezler. Onlar hayvanlar gibidirler, belki daha aşağıdırlar. İşte gâfil olanlar onlardır. (Araf:7/179) Göre göre, bile bile ve âdeta gönüllü gibi cehenneme girme adayı olmak isteyen cinlerin ve insanların kalplerini çalıştırıp anlayacakları meseleleri algılayamazlar. Gözleriyle görmezler ve kulaklarıyla duymazlar. 

Evet, bunun anlamı, ahmaklıktır. Bu mesele yine Kur’an anlatımı ile dile getirilir. Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, onlarda akıl edecek kalpler olsun veya işitecekleri kulaklar olsun. Velhasıl onların gözleri körelmez; fakat göğüsleri içindeki kalpleri kör olur. (Hac:22/46) Yeryüzünde gezip dolaşmak turizm faaliyetidir. Turizmin temel sebeplerinden biri eski insan ve medeniyetler hakkında bilgi edinip ibret ve hikmet düzeyinde tefekkür etme sanatını gerçekleştirmektir.

İnsanı hikmet boyutundan uzaklaştırıp ahmaklaştıracak sebeplerin başında, yaratılış hikmetine uygun kullanılmayan bozuk kalp, aslına uygun çalıştırılmayan akıl, görmeyen göz ve işitmeyen kulak olarak gösterilmiştir. Bunları dıştan destekleyen insan ve cin şeytanları da eklenince, insan manevi desteklerini kaybeder ve çaresizleşir. Bunları ezel ilmi ile bilen Allah Teâlâ, insanı yaratmadan önce bir konu hakkında meleklere bilgi verdi. İnsan denen bir varlık yaratacak, arz denilen bir gezegende ona halifelik görevi verecekti. Melekler itiraz ettiler. Uyarı aldılar. Fakat ona secde etmeleri için emir verildi. Melekler secde ettiler. İçlerinde İblis secde etmediği gibi Allah Teâlâ’ya kafa tutmaya yeltendi. Huzurdan kovuldu. İblis insanlara düşman oldu ve yemin ederek dedi ki, Onları gerçekten sapıtacağım, kendilerini uzun emellere düşürüp oyalayacak kuruntularla aldatacağım, dedi. Aklını ve iradesini Yaratanın rızası istikametinde kullanabilen insan, kalp aklı ve lüb akıl sahibidir.

İşin özüne dönüp bakınca, müslümanların her alanda aldandıkları görülür. Kimi, din ile laikliği uzlaştırmaya çalışır, kimi tarikat kardeşliğini yutturmaya kalkışır, kimi, tağûtu gözden kaçırmaya yeltenir, kimi, mevcut düzenin faziletini savunur, kimi, aile kurumunun çöküşüne göz yumar, kimi eğitimin karmaşasına eğilmek istemez, kimi, ekonomik isdibdattan keyiflenir, kimi, israfı meşrulaştırmaya zorlanır. Kısacası; “ahmaklık bizim biçilmiş kaftanımız değildir.” 

Esselamu aleykum. 

 

  • DeliormanlıDeliormanlı2 ay önce
    Dini ve dinî amelleri ictimaileştirdikçe aldanmaya devam edeceksiniz. Hala anlamadınız değil mi Atatürk'ün neden kâfir zannedilme pahasına dini şahsileştirmeye çalıştığını?