THY- Euroleague

Güce tapan liderler sorunu

18 Aralık 2017 Pazartesi

Gerek Türkiye’nin gerekse Müslüman dünyanın son dönemde maruz kaldığı sorunlara neden olan kişilerin (hususen liderlerin) sorunu “güç” kavramıyla ilgilidir. Şu bir gerçek ki İslam dünyası 19. yüzyıldan itibaren Batıya karşı güç kaybetti ve politika üretmede ve pratiğe dökmede sadece ikincil duruma düşmekle kalmadı, aynı zamanda gücü elinde bulunduran Batılıların işgaline ve sömürüsüne maruz kaldı. 20. yüzyılda farklı devletlere ayrılarak bağımsızlaşan Müslümanların liderleri, eski günlerine dönmek için çabalamak, sömürgeci gruplarla rekabet etmek veya onlara karşı birlikte hareket etmek yerine kendi içlerindeki rakip gruplarla ve halklarıyla mücadele ederek var olan kaynaklarını da tükettiler. 

Halkına karşı cesur ve zalim olan mezkûr liderler rakip Batı olunca kendiliğinden eziklik pozisyonu aldılar ve alıyorlar. Ancak güçlü olana (ABD, İsrail, Avrupa, Rusya, vs.) yaranma, rakiplerini ve halkı ezmek ve saf dışı etmek için onlardan yardım isteme, üst kimliğe (Araplık, Müslümanlık) saldırı olunca susma ve pusma birer karakteristik ve karaktersiz özellik oldu. 

Bahsettiğimiz topluluk (cemaat) ve devlet liderlerinde güçlenmek yerine güce tapma ve güçlü olanın gücünden istifade etmek için güçlüye teslim olmak gibi bir tutum var. Öyle ki bazen sırf hoş görülmek için öyle şaklabanca hareketler yapılıyor ki, Batılı liderler bile o kadarını fazla bulabiliyorlar. Mesela Mescid-i Aksa’nın etrafındaki arsa ve evleri BAE lideri El Nahyan’ın satın alıp İsrail’e hediye ettiğini duymuş muydunuz? Filistinlilerin iyi niyeti istismar edilerek alınan gayr-ı menkulün kendisine hediye edilmesine Netanyahu bile şaşırıyordur. 

Ya da FETÖ lideri Fetullah Gülen’i düşünün. 1980’lerden bu yana yurtdışındaki okullarını CIA ajanlarına açması, devletin içine sızmış hain üyelerinden topladığı gizli bilgileri Amerikalılara vermesi güce köle olmanın belirtisidir. Emin olabilirsiniz ki ilk önce Amerika FETÖ’nün değil, FETÖ Amerika’nın kapısını çalmıştır. Çünkü Amerika süper güçtür ve kapıyı çalan kişi supernatural (doğaüstü) bir konum elde etmek için o gücü kullanmak istedi. Karşılığında da kendi imkânlarını (gücünü) sundu. Şu kesin ki eğer ABD değil de mesela Çin bu devrin süper gücü olsaydı, Pensilvanya’ya değil Pekin, Guangzhou ya da Shanghai’ye yerleşirdi.  

Şu günlerde Suudi veliaht prens Muhammet Bin Salman da sırtının sıvazlanması için akreple yatağa girmiş durumda. Bu eziklik ve güçlü olana, onu o konuma getiren cemaat ve ülkenin kaynaklarını kullanarak acziyetini bir Herkül’e dönüştürme denemeleri ileride de devam edecektir. Ne var ki kediden kaçıp aslanın bacakları arasına sığınıp kediye meydan okuyan fare misali elde edilen saltanatlar kalıcı olmak şöyle dursun, sonu çoğunlukla hüsranla bitiyor. 

Bediüzzaman hazretleri, insanın acz ve fakrını bilip Allah’a iltica etmesi halinde O’nun sonsuz kudretine dayanacağını ve o kudreti (gücü) arkasına alacağını söyler. Bu devrin sözde liderleri Rabbine sığınmak yerine kuldan medet umma gafletindeler. Sözde bazı hocalar (Osmanlıca tabirle ulema-i su’) düşünün ki vaazlarında “O’nu bulan her şeyi bulur” derler ve fakat kendileri maddi güce sahip ülkelerde nefsani güç tatmini için ikamet ederler. Kudüs gibi kutsal bir şehir göz göre göre elden giderken ortadan kaybolan sözde Müslüman devlet adamları var. Söz konusu ezikler utanmak yerine kutsala sahip çıkana aslan kesiliyorlar. 

Daha da kötüsü, dinle aldatmalarına rağmen en ulvi/uhrevi dini makamları da kimseye kaptırmazlar.  Dünyevi olarak da kimisi dünyayı Trump’la birlikte yönettiğine inanır, kimisi de CIA’yı kullandığını iddia eder. Daha da beteri, güce tapan bu şahıslara inanan ve onlara tüm güçlerini feda eden insanlar var. Sırat-ı Müstakim’de kalabilmek hakikaten zor.

 

YORUM YAZ