THY - Konya

Nur Talebeleri asayişin bekçisidir!

18 Kasım 2016 Cuma

15 Temmuz’dan sonra, bazı “Hak ve hakikat düşmanlarınca” oluşturulmaya çalışılan “kargaşa ortamı”, yavaş da olsa berraklaşmaya başladı.

Lakin, bazı kardeşlerimizin nahak yere canı yandı, yanmaya da devam ediyor.

İnşallah önümüzdeki günlerde, “menfaat çetelerince” bilerek karıştırılan “At izleri, it izlerinden ayrılacak”.

Çünkü, terbiyesini, Allah (CC)’dan, O’nun Yüce Peygamberinden (sav) ve Kur’an’dan almış müminler mazlumlara zulm edemez.

Zulme rıza gösteremez.

Yine Kur’an’ın asrımıza bakan tefsirlerinin başında gelen “Risale-i Nur” ve onun tercümanı Üstad Bediüzzaman’ın bize bıraktığı ana erklerden biri, “İMAN HİZMETİ ASAYİŞİN TEMİNATI” düsturudur.

Ve bu membadan beslenenher bir “Nur Talebesi”, bu düsturu fikren yaşamak ve fiilen hayatına aktarmak durumundadır.

Buna, Üstad Bediüzzaman’ın muhtelif dönemlerde “derslerinde ve asra seslenişlerinde” de şahit oluruz.

Şöyle ki; 

Bediüzzaman her defasında; 

Elimizde nur var, topuz yoktur.

 Biz tecavüz edemeyiz.

 Bize tecavüz edilse, nur gösteririz.

 Vaziyetimiz bir nevi nuranî müdafaadır (Emirdağ Lahikası)”, diye haykırır.

Üstad, vefatından önce vermiş olduğu son dersinde, bakın konuyu hassasiyetle nasıl vurguluyor;

Aziz kardeşlerim; Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak âsâyişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil ve hariçteki cihad-ı mâneviyedeki fark pek azîmdir (Emirdağ Lahikası)”.

Genelde Müslümanları, özelde Nur talebelerini daima “dünyevi ihtiraslarına” tehlike görenlerin suratlarına, Üstad en yalın ve anlaşılır bir şekilde şu tarihi cevabı da yapıştırır: 

Biz dünyaya bakmıyoruz”. 

Yani Bediüzzaman kast ediyor ki, “Hakiki Nur talebesi Dünya’nın alavereli-dalavereli labirentlerinde ömür tüketemez”.

Ve ima ediyor ki, “Dünyevi hırs ve ihtirasları olanlar, hakiki Nur talebesi olamaz”.

Yine, “En şiddetli garazla, bana zulmeden fâsık, belki dinsiz zalimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki beddua ile de (manevî) mukabeleden o şefkat beni men’ediyor”, diyen dinsiz zalimlere karşı dahi beddua edemeyen bir Üstad’ın tedrisatında yoğrulmuş Nur Talebelerini, bu bataklığın içine çekme çabaları –emin olun ki– beyhudedir. 

Boşa vakit harcamadır.

Bu nedenle, 15 Temmuz’da ellerine geçirdikleri “altın fırsatı”, Nur Talebelerini tasfiye için kullanmak isteyen bir avuç muhterisin, hakiki nur talebelerini, darbecilere bulaştırma gayretleri boşa çıkacak.

Ve inşallah kurdukları pusulara, kendileri düşecektir.

Kamu kurumlarında ve üniversitelerimizde (Iğdır gibi), bilinçli olarak, “hakiki Nur Talebeleri” de töhmet altına alınmak istenmektedir.

Devletimizin ve hükümetimizin en üst mercilerine sesleniyorum;

Lütfen gerekli hassasiyet gösterilsin ve bu “ihtiras tuzaklarından”, “Hakiki Nur Talebeleri” korunsun.

Kurunun yanında yaşın yanmasına müsaade edilmesin.

Masumların günahı yüklenilmesin.

Ve Nur talebelerinin düşmanları şunu iyi bellesin ki,

Karşımıza çıkan şartlar bizi yolumuzdan alıkoymayacak.

Bundan öncekiler gibi, bundan böyle de “kurulan tuzaklar boşa çıkacaktır”.

Çünkü, “İMAN HİZMETİNDE ŞİDDETE YER YOKTUR.

Ve “Bizim vazifemiz hizmettir; neticesi Cenâb-ı Hakk’a âittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.”

O kadar!..

 

YORUM YAZ