Elitler(!) yel değirmenine karşı

10 Şubat 2017 Cuma

“Elit”, Türkçe’de en yalın hali ile “seçkin” anlamında kullanılır.

Arap literatüründe ise elite en yakın “münevver” kelimesidir.

Batı toplumundaki karşılığı olarak “entelektüel” kabul edilebilir. 

Piyasadaki anlamı ise “kendini imtiyazlı gören üst sınıf” demektir.

Elitlik daima farklı isimlerle de olsa var olagelen bir tarzdır.

“Elitlik” bir onur mudur? 

Gerçek anlamı ile kullanıldığında, Evet!

Ancak, şu sıralar Türkiye’de elitlik pek de itibar edilen bir “unvan” değildir.

Nedeni de kendini elit sananların içine düştükleri durum.

Elitler, her dönemde farklı kisvelere bürünmüşler ve çoğunlukla da kendilerini toplumun ana kitlesinin üstünde görmüşlerdir.

Yaygın kanaatin aksine, elitlik bir inanç değil, yaşam tarzı farklılığıdır.

Ancak, Cumhuriyet döneminde ülkenin kaynaklarını söğüşleyerek türeyen elit zümre, kendini dinin karşısına oturtmuştur.

Bu nedenle, Türk toplumunda elitlik müessesesi, kendine özgü bir şekle bürünerek, adeta din düşmanlığı ile özdeşleşmiştir.

Yeni Türkiye rejiminin “laiklik” maskesi ile dine şaşı bakması sonucu, ortaya çıkan bu imtiyazlı sınıf, kendini ülkenin ve kaynaklarının yegâne sahibi olarak görür.

Bu algı, milletle bu zümrenin arasında daima “ölçülebilir” bir mesafenin oluşmasına neden oldu.

Söz konusu kesim, kendi dışında kalanları “ikinci sınıf” olarak damgaladı.

Bunun sonucunda, sınıflar arasında daima bir astlık-üstlük mücadelesi yaşanmaya başladı.

Demokrat Parti’ye (DP) 1946 seçimlerinde reva görülen muamele buna en güzel örnekti.

Çünkü DP’ye oy verenler ekseriyet “köylüler” idi ve bunlar ise “açık oykapalı tasnife” layıktı.

Elitle, ayak takımının oyu nasıl aynı değerde olabilirdi ki?

Oysa CHP elitlerin partisi idi ve –ne şekilde olursa olsun- iktidarda kalmalıydı.

Yine o yıllarda elitleri oluşturan “patronlar ve beyaz yakalılar” halkın üzerinde tam bir tahakküm kurmuştu.

Mesela, alelade bir beyaz yakalının yanına bile, alt sınıftan (!) olanlar iki büklüm girebiliyor, nahak yere azarlanıyor, sonunda da şapka elinde gerisin geri huzurdan çekilebiliyordu.

Ülkenin güzide üniversitelerinde akademik ilerlemenin yolu (çok az istisna dışında) “kadeh kaldırmaktan” geçiyordu.

Bilimsel çalışmalar herhalde sarhoş kafa ile daha hassas yapılıyor olsa gerekti ki, bu şekilde bir yol izleniyordu.

Bu örneği, diğer kurumlara aktarmakta mümkündür.

Elitlik diasporası en taze haliyle 28 Şubat sürecinde arzı endam ediverdi.

Bu dönemde, göreve kabulde, kişilerin kendi vasıfları kadar, eş ya da ebeveynlerinin hayat tarzları da belirleyici oldu.

Bu süreçte bir pozisyona talip olduğunuzda, evli iseniz eşinizin, bekârsanız anne-babanızın hayat tarzları elitlerin kriterlerini sağlaması gerekiyordu.

İki binli yıllardan itibaren AK Parti ile konumları biraz daha sarsılan elitler, son kozlarını oynamak üzere her fırsatı değerlendirme çabasındalar.

Her defasında da milletten okkalı bir tokat yeseler de, iflahı gayri kabil olarak varoluş mücadelelerini azimle sürdürmektedir.

Nisan’da yapılacak Anayasa referandumunu da, bu iddia ile bir “arenaya” çevirme gayreti içerisine girmiş bulunuyorlar.

Onlar için, ne pahasına olursa olsun, referandumun “hayırla (!)” sonuçlanması şarttır.

Çünkü “milletin kazandığı her zafer, elitler için bir yenilgi” demektir.

Türkiye elitlerinin bu amansız mücadelede geldikleri son nokta bana “Donkişot’un maceralarını” hatırlatıyor.

Ne diyelim!

Varsın elitlerimiz yel değirmenine “dev” muamelesi çeksinler.

Nasıl olsa, rüzgâr durduğunda gerçekler ortaya çıkacaktır.

Hayırlı Cumalar…

 

  • VeysiVeysi9 ay önce
    İbrahim hocam, Cumhuriyet döneminde, kuruluş zamanı, devlet eliyle burjuvazi oluşturulduğunu herkes az buçuk söyler, bilir.Türk modernleşmesinin sınırlılığına dair eleştiriler hep gelir. Bunların birçoğu haklıdır.Ancak hocam ben sizin yeni dönem zenginleri hakkında ne düşündüğüzü merak ediyorum. Yeni zenginlerin nasıl oluştuğu hakkında da bir yazı bekliyorum. Saygılar.
  • AliAli9 ay önce
    Ibrahim bey çok güzelbir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.
  • hakan hakan 9 ay önce
    Hayırlı Cumalar hocam