THY - İmaj

Cuma vakti iki saat tatil olsa kıyamet mi kopar, irtica mı hortlar?

27 Ocak 2017 Cuma

Kendimi bildim bileli, bu ülkede “Cuma namazına gitmek” hep sıkıntılı olmuştur.

Bu sıkıntı bazen idarecilerin tutumları, bazen de –bu günlerde olduğu gibi- mesai saatleri yüzünden yaşanır.

İlk-orta-lise öğrenciliğimde (1970’lerde) kaçak göçek, dersleri kırarak namaza yetişebildiğimiz yerinden uyardık.

Üniversite hayatında ise (1980’lerde), fakülte yönetimince ısrarla Cuma namazı saatine konan 4 saatlik derslerin son ikilerini devamdan kalmak riskini de göze alarak, bazen de hocalarımızın güç bela kullandıkları inisiyatiflerinden faydalanarak, Cuma Namazı’nın en azından farzına yetişirdik.

Yedek subay okulunda (Narlıdere) (1989), öğrenci statüsü ile beş vakit namazı çok zor şartlar altında olsa da, kıldık. Ancak Cuma namazlarını kılabildiğimize dair hafızamda bir iz yok.

Yedek subay olarak çalıştığım bir yıl boyunca ise (1990, 9. kolordu), bazı fedakârlık yaparak da olsa, askerlerimizle birlikte kışlada Cuma Namazlarımızı kılabildiğimizi hatırlıyorum. Bu ‘hoşgörüde’, PKK ile mücadelede eratın moralini yüksek tutma çabasının payı büyüktü. 

İş hayatımda (1990-Allah bilir) ise, şükür Cuma Namazlarımızı eda etmeye çalışıyoruz.

Özellikle 1993’te Özal’ın vefatı (Allah rahmet eylesin) ile kamu kurumlarını ve üniversiteleri teslim alan dindar düşmanı 28 Şubatçı kadrolar, İsrail’in Mescid-i Aksa’da Filistinli kardeşlerimize uyguladığını, Müslüman Türk gençliğine uyguladı ve namaz kılanları ya cezalandırdı ya da bir bir fişledi.

Örneğin, üniversitelerde namaz kılanlara kadroları ve özlük hakları verilmedi.

Türlü bahane ve uydurma gerekçelerle bazılarının da işine son verildi.

Bu süreçte de ‘Cuma namazı kılmak’, ezilmek için yine en önemli gerekçelerdendi.

Neyse ki, Millet 2003’te duruma el koydu ve AK Parti’yi iktidara taşıyarak, istibdatçıların “bin yıllık hayallerini”, bir günde çöpe attı.

Bu dönemde değişen zamanlarda ‘Cuma Namazı mesaisi” tanzimi yapıldı.

Ancak, hiç biri –bana göre- istenen sonucu oluşturmadı.

Öğrenciler ve öğreticiler, af ve mağfiret için değil de, saat 13’teki ders ve sınavlarına yetişmek için hocanın hutbeyi kısa tutup farza bir an önce başlaması için dua eder oldu.

Memurlar, coğrafi konumlarına göre, ya namazı bir an önce eda edip yemeğe yetişmek, ya da mesaiye geç kalmamak için imam hatibin sözleri yerine gözlerine odaklanmak zorunda.

Hele bir de çoğunlukla olduğu gibi hutbe uzunsa, süre bir türlü geçmek bilmez.

Bu konuda, cemaat suçlu mu, imam duyarsız mı? Değil.

Hükümet sorumlu mu? Hayır.

Peki o zaman, sorun neden her kesimi memnun edecek bir çözüme ulaşamıyor?

Bunun en önemli sebebi, Edirne’den Van’a kadar yaklaşık 75 dakika civarında değişen namaz vakitleridir.

Çünkü mesai saatlerinde yapılan ufak çaplı ayarlamalar, bu fark yüzünden eriyip gidiyor.

Ya batıdakileri memnun ediyor, doğudakiler mağdur oluyor, ya da tersi.

Yani, tamamı ile herkesi tatmin edecek bir çözüm olmuyor.

Aslında bunun temel çözümü Cuma gününün, İslami yaşayışa da uygun olarak tatil edilmesidir.

Ancak şu aşamada bu pek olası görünmüyor.

Çünkü böyle bir teşebbüste, irticanın zıplama, şeriatın hortlama ve de en önemlisi laikliğin sonlanma riski olduğundan, anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri zedelenebilir.

Bu mümkün olmadığına göre, benim bu noktada yetkililere bir önerim var:

Cuma günü öğlen tatili, en az 120 dakika olarak (12.00-1400 veya 1230-1430 gibi) düzenlensin. Buraya eklenen süre de aynı gün akşam mesaisinin sonuna veya diğer günlere eklenerek telafi edilsin.

Umulur ki bu sayede, çalışanlar gönül rahatlığı ile huzur ve huşu içinde Cuma namazlarını eda edebilir.

İmam da hutbesini -süre kısıtlaması olmadan (!)- rahatça okuyabilir.

Allah Cumalarımızı kabul etsin.  Amin!

 

YORUM YAZ