Ateşten Gömlek

09 Kasım 2017 Perşembe

“Ateşten Gömlek”, Halide Edip Adıvar’ın İstiklal Mücadelemizden bir kesitin anlatıldığı romanının adıdır.

İstanbul’un işgal edildiği ve ülkemizin ateş çemberine alınıp; İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Almanlar tarafından paylaşılmak istendiği senelerdir.

Malum işgal yıllarına gelmemize sebep, İttihat ve Terakkicilerdir. Ülkeyi Haçlı Batılılara peşkeş çektikten sonra kaçarak Rusya ve Avrupa’ya sığıntı olmuşlardır.

Haçlı Batının iştahı hiç kapanmamıştır. Bugün de içimizdeki yandaşlarıyla birlikte Haçlı Batı, istikbal ve istiklalimize kastetmektedir. Yani yine ateşten gömlek içerisindeyiz.

Hamdolsun ki, İstiklal Savaşı verdiğimiz yıllara göre daha güçlü bir ülke ve yönetime sahibiz.

Milletimizin iradesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iradesi birleştiği için yıllardır üzerimize çullanan tüm belaları Allah’ın yardımıyla def etmekteyiz.

Şimdi sözü İttihatçıların kötü artığı çevrelerden ziyade kendimize getirmek istiyorum.

Bizim muhafazakâr kesimde yazanların, konuşanların, haberlerin, yorumcuların bir kısmı, fark edilmek için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı veya hükümeti “eneli bir şekilde” istedikleri gibi kaba ifadelerle eleştirebilmektedirler.

Hele bir de “dinini kininin önüne koymuş, vicdan ve akıllarını siyasi hırslarıyla kapatmış; toplumda ciddi bir karşılığı olmayan bazı kimseler var ki”; ateşten gömlek giymiş bir Cumhurbaşkanına öfke kusmaktadırlar.

Cumhurbaşkanı ve hükümete ayar verenleri aksakal bir bilgemiz şöyle tarif etmekte:

“Erdoğan’a ve hükümete karşı düşmanlara koz verircesine eleştirmek; olsa olsa memleket ve millete olan sadakatlerini; cüzdan, mevki ve makama bağlayanlardır.

İstedikleri noktaya gelememiş, istedikleri imkânları elde edememiş, Erdoğan yahut hükümet üyeleri tarafından fark edilmeyi bekleyip de fark edilmeyenlerin öfkesi; yazılara, konuşmalara, haberlere ve sosyal medyaya yansımaktadır.

Meselenin daha da acı tarafı şudur; böyleler kendileri ve çevreleriyle kavgalı kimselerdir. Çaresizlikleri onları fark edilmeye zorlamaktadır”. Geçelim. 

Ateş çemberinde olmamızın bir başka sebebi de bütün bir ümmetin umudu olmamızdır. İslam âleminin umut kapısı Türkiye’dir.

Günümüzde İslam toplumlarını Türkiye’den başka kucaklayacak ve sahip çıkacak ikinci bir İslam ülkesi yoktur maalesef.

Ekonomik, sosyal, siyasal olarak her türlü dış ve iç terör rüzgârına karşı durmak ve yenilmeden yola revan olanlara ayar çekmek, yumuşak koltuklarımızda kolaydır. Oysa esas zor olan, sahadaki insanları anlayabilmektir.

İstiklal hakkı, tabii ki, memleketimizden başka gidecek yerleri olmayan insanlarımızındır. İstiklal ve istikbalimiz, ateş çemberinde karşı duranların zaferi olacaktır.

Kaybettiğimiz ve üzerinde yaşadığımız topraklarımız şehit topraklarıdır. Ezan ve Kur’an’ın kıyamete dek yaşayacağı kutlu coğrafyadır.

Bu gerçeği amentüsü sağlam hangi Müslüman reddedebilir?

Böylesine açık hakikate rağmen; köşelerde, ekranlarda, haberlerde, sosyal medyada Cumhurbaşkanı ve hükümete ayar vermeye kalkmak hangi vicdana sığar?

Ateşi söndürmek varken harlamak, harlayanlara yardımcı olmak, Allah ve ümmet nezdinde ne kadar haklı bir yoldur?

 

  • ahmetahmet10 gün önce
    İstanbul’un işgal edildiği ve ülkemizin ateş çemberine alınıp; İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Almanlar tarafından paylaşılmak istendiği senelerdir. Bu ilk satırı okuduktan sonra yazarın ağır cahil olduğunu görüp gerisini okumadığım yazı. Ulan, Almanlar bizle birlikte aynı cephedeydi ve onlar da ağır bedeller ödediler. Ne ara bizi paylaştılar. Şeyhlerden feslilerden tarih öğrenirseniz ancak bu kadar cehalet akar işte.