2017 Yılı Dilimiz Kimliğimiz Yılı Olmuştu Ama

28 Aralık 2017 Perşembe

2017 senesi “Türk Dili Yılı” ilan edilmişti.

Bu hususta memleketimizde neler oldu ve neler değişti diye sorarsanız, bildiğim bir cevabım yok.

Hak geçmesin, Türk Dil Kurumu birkaç faaliyet yaptı. Bundan öte kayda değer bir icraata denk gelmedim.

Kendi adıma o günlerde birkaç yazı yazdım ve çeşitli okumalar yaptım.

Akabinde kamu kurum ve kuruluşları başta olmak üzere şehirlerimizdeki yabancı isimlerin işgalinden kurtulacak mıyız” diye bekledim ve hala bekliyorum.

Önceki gün bir dostum Kudüs hakkında yapılacak bir toplantıyla ilgili davetiye gönderdi. Programın duyurusunun altında “ikram” ve “kokteyl” olduğu yazılıydı.

Demek “ikram” anlaşılmaz diye “kokteyl” olarak Fransızcasını da yazmışlardı. Öyle ya “ikram” sözcüğü ne de olsa eskilerin kullandığı dil. Tövbe!...

“Batı kafasıyla Doğu Müslümanlığı” derler bu hale. “Doğu kumaşını Batı terzine diktirmek” derler. Diline sahip çıkmayanın kimliği işte böyle işgale uğrar.

Türkçe konuşmasına yahut yazmasına, üç beş yabancı kelime ilave edip, ardından da kullandığı yabancı kelimelerin Türkçesini söyleyerek “aşağılık kompleksini yücelik zanneden dil tahripçilerinden yorulduk.

“Kol kırılır yen içinde kalır” sözünü kim söylediyse iyi söylemiş de keşke şu ilaveyi de yapsaydı:

“Kırıla kırıla kol kalmadı, dilimizde tüy bitti söylenecek söz kalmadı”.

Yerlilik ve millilik hususunda mangalda kül bırakmayan birkaç anaokulunun, yıl içerisinde tanıtımlarını görmüştüm. Gördüklerimden çekindiğim için soru bile soramamıştım.

Anaokulu çocuklarına, daha ana dillerini “sevdirmeden-öğretmeden”, İngilizceyi “sevdirmeye- öğretmeye” başlamışlardı.

Okulun giriş, çıkış, merdiven ve sınıfları, bütünüyle İngilizce kelimelerle donatılmıştı.

Kapıda öğrenciler, başları örtülü bayan ile bıyıkları düzgün, sakalları sünnete uygun baylar tarafından, yine başları örtülü annelerle, bıyık ve sakalları düzgün babaların çocuklarını, İngilizce günaydın diyerek karşılıyordu.

Çocuklarını teslim eden aileler de dışarı çıkarken, kapıdaki güvenlik görevlisine “Selamünaleyküm, hayırlı günler” diyerek gidiyorlardı.

Dahası var da ne kırılacak kolum ne saklayacağım yenim kalmadığından. Bu kadarını söyleyebiliyorum.

Çok bilge (!) ön yargılı ve peşin hükümlü kimseler için de şu notu kaydedivereyim.

Dil öğrenmeye karşı falan değilim. Aksine bütün dillerin bilinmesinden yanayım ve şart olduğunu söylemeliyim.

Önce kendi dilimizi, kültürümüzü, tarihimizi, medeniyetimizi öğrenmeli, kimliğimizi kişiliğimizi bu çerçevede donatmalıyız ki, diğer dünya dillerine ve kültürlerine karşı mukavemetli durabilelim, yoksa görüldüğü gibi kaybolup gitmekteyiz.

İkramın yanına kokteyl yazmak, bu kaybolmanın küçük gibi gözüken büyük bir örneğidir. Hayatımızın bütününde buna benzer nice atladığımız yıkımlarımız var.

Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere kendisini bu topraklara ve millete ait kabul eden yerli ve milli insanlarımız; “dil soykırımı, kültür soykırımı” diye boşuna konuşmuyor.

Yarına devam.

 

  • AaaaaAaaaa21 gün önce
    Kokteyı mi bence küçük değil.efendimikramımızdır yerine ?.........aa