Zaman zaman gülümsemek “ağlama”yı önler!

22 Ocak 2016 Cuma

­Bazı oku­yu­cu­la­rım, hak­lı ola­rak ya­kı­nı­yor... Son gün­ler­de hep “stres” ve “ge­ri­lim” yük­lü ya­zı­lar yaz­dı­ğım­dan şi­kâ­yet edi­yor­lar.

Di­yor­lar ki;

“Yi­ne olup-bi­te­ni yaz... Ama, bi­raz ol­sun gül­me pa­yı bı­rak!.. Çün­kü, ar­tık gül­me­yi de unut­tuk!”

Hak­lı­lar.

Ama, ben de hak­lı­yım bi­ra­der... He­men her gün, te­le­fo­nun öte­ki ucun­dan “hıç­kı­rık”lar ge­li­yor­sa, “göz­yaş­la­rı sel olup akı­yor­sa, ben ne ya­pa­bi­li­rim ki?

Ha­ni; “Mar­ko Pa­şa” gi­bi, din­le­yip din­le­yip de, “eee son­ra?” di­ye­mem ki!..

Et­ki­le­ni­yo­rum el­bet­te... Kim­yam bo­zu­lu­yor!

Eee, ne ya­pa­ca­ğım o za­man?..

Yap­tı­ğım şu;

Yük­len­di­ğim “stres yü­kü”nü, ol­du­ğu gi­bi bo­ca edi­yo­rum An­ka­ra’ya!..

Öy­le ya;

Tek tek va­tan­da­şın fer­ya­dı­nı duy­mu­yor­lar­sa, ba­ri ben­den duy­sun­lar!..

“Cam” her ne ka­dar “ilet­ken” de­ğil­se de, bi­zim “Ay­na”mız, “ilet­me” gö­re­vi de gö­rü­yor eve­lal­lah...

An­la­ya­ca­ğı­nız;

Top­lum na­sıl­sa, han­gi ah­val ve şe­ra­it için­dey­se, “Ay­na”dan yan­sı­yan da o!..

Mil­le­tin su­ra­tı asık­sa, in­san­la­rın yüz­le­ri gül­mü­yor­sa, zor­la gül­dü­re­mem ki!.

“Pal­ya­ço”la­rın bi­le iş­siz kal­dı­ğı böy­le bir or­tam­da, “soy­ta­rılar ve “dal­ka­vuk”lar bi­le di­kiş tut­tu­ra­maz!..

Tut­tu­ra­mı­yor­lar da!..

“Dal­ka­vuk”luk­tan da öte “nu­ma­ra”lar ve çiz­dik­le­ri “pem­be tab­lo”la­ra rağ­men, bir tür­lü “ak” gös­te­re­mi­yor­lar “ka­ra”yı!

“Ya­la­ka­lık”la­rı bi­le kâr et­mez ol­du ar­tık!..

İn­san­lar “tır­lat­ma” nok­ta­sın­da!

Tın­mı­yor­lar on­la­rı!..

YÜZ GÜL­DÜR­MEK İÇİN!

Ama ben; yi­ne de bu­gün, eğer be­ce­re­bi­lir­sem, bi­raz­cık “te­bes­süm” et­tir­mek is­ti­yo­rum siz­le­re!

Öy­le de­miş, kim de­miş­se;

“Za­man za­man gü­lüm­se­mek, ağ­la­ma­yı ön­ler!”

Her ne ka­dar; “ağ­la­na­cak” bir hal­dey­sek de, bu­gün, gü­le­lim bi­raz!..

Za­ten hep öy­le yap­mı­yor mu­yuz;

Gül­mü­yor mu­yuz, “ağ­la­na­cak” ha­li­mi­ze!..

Ba­şı­mız­da;

Bir “hu­ni”miz ek­sik!

........

Say­fa­da­ki fo­toğ­ra­fa ve o fo­toğ­raf­ta­ki “pan­kart”la­ra ters düş­se de, bir “Der­viş fık­ra­sı an­la­ta­yım si­ze.

Me­ğer, bu “fık­ra­lar” son gün­ler­de dil­den di­le do­la­şı­yor­muş An­ka­ra’da.

İş­te on­lar­dan bi­ri:

“Ame­ri­ka ge­zi­sin­den dö­ner dön­mez, Av­ru­pa’ya gi­den Ke­mal Der­viş’e sor­muş­lar:

“Ame­ri­ka’ya pa­ra al­ma­ya git­ti­niz. Bu­nu bi­li­yo­ruz. Pe­ki Av­ru­pa’ya ni­ye git­ti­niz.”

Der­viş, “Av­ru­pa’ya da pa­ra ver­me­ye git­tim” de­miş.

“Ki­me?”

Şam­pi­yon­lar Li­gi’nde Ga­la­ta­sa­ray ile kar­şı­la­şa­cak ta­kım­la­ra.”

“Ne­den?”

“Ye­nil­sin­ler di­ye..

Çün­kü bu mil­le­tin baş­ka tür­lü yü­zü gül­mü­yor!”

70 MİL­YON KUR­BAN!

Evet, “yü­zü asık” mil­le­tin... Dert­li mi dert­li, aç mı aç!..

Çün­kü, her­kes “kriz” kur­ba­nı!..

Sa­hi, “kur­ban” de­dim de ak­lı­ma gel­di... “Kur­ban”lı Der­viş fık­ra­la­rın­dan bi­ri de şöy­le:

Ya­hu­di asıl­lı Ame­ri­ka­lı eşi, Ke­mal Der­viş’i te­le­fon­la ara­yıp bay­ra­mı­nı kut­la­dık­tan son­ra sor­muş:

“Ha­ya­tım, kur­ban kes­tin mi?”

Der­viş, “Yok şe­ke­rim” de­miş,

“Ge­rek kal­ma­dı, çün­kü gör­dü­ğüm ka­da­rıy­la Bü­lent Ece­vit be­nim ye­ri­me de kes­miş!”

“Yaa... Sa­yın Ece­vit, kaç kur­ban kes­miş?”

“Yet­miş mil­yon!”

İŞİ­NE SON VE­RİL­Dİ!”

Ece­vit bu, ya­par mı ya­par... İnanç” ek­sen­li ol­du­ğu için, eli­ne bir bı­çak alıp da, bir tek “hay­van” kur­ban et­mez, ama in­san­la­rı“kur­ban” et­mek­te üs­tü­ne yok­tur!..

Hem de;

“70 mil­yon”unu bir­den!..

Ece­vit de­yin­ce ak­lı­ma ge­li­ver­di.

Ön­ce­ki gün, ya­ni pa­zar gü­nü ani­den Ke­mal Der­viş’i ça­ğır­mış Ece­vit!..

Der­viş; zan­net­miş ki, Ma­li­ye Ba­ka­nıSü­mer Oral’la “4 sa­at” bo­yun­ca ne ko­nuş­tuk­la­rı­nı, ne ka­ra­ra var­dık­la­rı­nı so­ra­cak!..

Tam ter­si­ne;

İşi­ne son ve­ril­di!.. Der­hal oda­nı bo­şalt!” di­ye ba­ğır­mış Ece­vit.

Der­viş, şaş­kın ta­biî... Öy­le ya, “işi ve­ren” Ece­vit de­ğil ki, ABD!..

Bir an, “1 Ni­san şa­ka­sı zan­net­miş Ece­vit’in bu söz­le­ri­ni!..

Bak­mış ki, du­rum cid­di... Üs­te­lik, ka­rar­dık­ça ka­ra­rı­yor “Ka­ra­oğ­lan”ın ka­ra su­ra­tı!.. Son de­re­ce de hid­det­li!

“Pı­lı­nı-pır­tı­nı top­la, ter­k et An­ka­ra’yı!” de­yin­ce, sor­muş se­be­bi­ni...

Ay­nı öf­key­le ce­vap ver­miş Ece­vit;

“Biz de se­ni zen­gin­lik uz­ma­nı zan­ne­di­yor­duk!.. Me­ğer sen de fa­kir­lik uz­ma­nıy­mış­sın!

Gör­mü­yor mu­sun;

Biz he­pi­miz za­ten fa­kir­lik uz­ma­nı­yız!

İh­ti­ya­cı­mız yok sa­na!”

AB­RA-KA­DAB­RA!

Fık­ra bu ya; Ece­vit’in oda­sın­dan sük­lüm-pük­lüm çı­kan Ke­mal Der­viş; dün­ya­ca ün­lü “göz bo­ya­yı­cı, par­don si­hir­baz olan Da­vid Cop­per­fi­eld’e te­le­fon aç­mış.

“Ba­na bi­raz kurs ve­rir mi­sin?” di­ye ri­ca­da bu­lun­muş.

Cop­per­fi­eld, “Bu da ne­re­den icap et­ti?” di­ye so­run­ca, se­be­bi­ni an­lat­mış Der­viş:

“Hiç sor­ma... Tür­ki­ye’de, kar­tel ga­ze­te­le­ri­nin dol­mu­şu­na bi­nen her­kes, be­ni kur­ta­rı­cı ve me­sih ola­rak gö­rü­yor... Eko­no­mi si­hir­ba­zı zan­ne­di­yor­lar be­ni...

Ayıp ol­ma­sın;

Hiç ol­maz­sa bir­kaç nu­ma­ra öğ­ret de, şa­nı­ma le­ke gel­me­sin!”

HAY HAY, EM­RİN OLUR!

Her­hal­de öğ­ret­miş ol­ma­lı ki, “ab­ra-ka­dab­ra” nu­ma­ra­la­rı­na çok­tan baş­la­dıKe­mal Der­viş!

Da­ha bir­kaç gün ön­ce;

“On­beş gün­de on­beş ya­sa çı­kar­mak zo­run­da­yız”şek­lin­de­ki söz­le­ri­ni unu­tup, yap­tı“nu­ma­ra”sı­nı;

“Mu­ha­tap­la­rı­mın, Tür­ki­ye’nin iç iş­le­ri­ne ka­rış­ma­sı­na mü­sa­ade et­mem!”

Kim­dir o mu­ha­tap­la­rı?..

ABD, IMF, Dün­ya Ban­ka­sı!..

Da­vid’den “nu­ma­ra”yı öğ­ren­di ya, ak­lı sı­ra “göz” bo­ya­ya­cak!..

Pış­şı­ık!..

Var mı biz­de o göz?..

Ka­çın kur­ra­sı­yız, yu­tar mı­yız hiç bu nu­ma­ra­la­rı?..

Sor­maz mı­yız;

“15 gün­de 15 ya­sa çık­ma­sı­nı is­te­yen kim? ABD mi, IMF mi, yok­sa Dün­ya Ban­ka­sı mı?”

Hem son­ra;

THY’nin bi­let fi­yat­la­rı­nı be­lir­le­mek, Tü­tün Ka­nu­nu,Şe­ker Ka­nu­nu, Si­ya­si Par­ti­ler Ka­nu­nu ve da­hi Mer­kez Ban­ka­sı’nın iş­le­yi­şiy­le il­gi­li dü­zen­le­me­ler “Tür­ki­ye”nin de­ğil de, “ABD”nin “iç iş­le­ri” mi­dir ki, da­ha “ABD’de iken” ve­ri­yor­sun si­pa­ri­şi:

“15 gün­de 15 ya­sa çı­kar­mak zo­run­da­yız!”

Hay hay, em­rin olur!..

Na­sıl is­ter­si­niz “si­pa­rişini­zi?.. Bu­ra­da mı yi­ye­cek­si­niz, yok­sa “pa­ket” mi ya­pa­lım?..

RA­HAT­LIK... YAZ’A!

Her ney­se... Yi­ne “cid­di­yet”e gi­di­yor ya­zı­nın yö­nü. Oy­sa, “te­bes­süm” et­tir­me­ye söz ver­dik...

Bu­gün “ge­ri­lim” yük­lü de­ğil, “ra­hat­lat­ma” amaç­lı ya­za­ca­ğız.

O hal­de, de­vam ede­lim...

Az kal­sın unu­tu­yor­dum, “ra­hat­lat­ma” de­dim de ak­lı­ma gel­di.

Sor­muş­lar Ke­mal Der­viş’e;

“Ne za­man ra­hat­la­ya­ca­ğız?”

Hiç du­rak­sa­ma­dan ve “ke­sin bir dil­le” ce­vap ver­miş:

“Yaz’a doğ­ru!”

Bir “ohh” çek­miş so­ran ga­ze­te­ci­ler...Ama, me­rak da et­miş­ler;

“Na­sıl ola­cak bu?”

Der­viş, baş­la­mış“re­çe­te”si­ni an­lat­ma­ya:

“Uy­gu­la­ya­ca­ğı­mız eko­no­mik po­li­ti­ka­lar sa­ye­sin­de; ya­za doğ­ru top­lu in­ti­har­lar, top­lu ci­na­yet­ler ve top­lu has­ta­lık­lar ya­şa­na­cak!

Top­lu ölüm­ler, nü­fu­su­mu­zu azal­ta­cak ve böy­le­ce, ka­lan sağ­lar ra­hat­la­ya­cak!”

ZOR­LA OL­MU­YOR!

Ol­du mu?..

Alın si­ze “ra­hat­la­tan” bir ya­zı!..

Gü­le gü­le oku­yun!..

Ben­den bu ka­dar!..

Bir da­ha da, “ra­hat­la­tan” ya­zı is­te­me­yin ben­den!

“Mi­de”le­rin bom­boş ol­du­ğu in­san­la­ra, “def-i ha­cet”e çı­ka­mı­yor­lar di­ye “müs­hil” ila­cı ve­ril­mez ki bi­ra­der!..

Mi­de­ye gir­me­yen şey, na­sıl çık­sın dı­şa­rı?..

O he­sap;

Aç­lık­tan “ha­ri­ta”ya dön­müş bir yüz, na­sıl “gül­sün” ki?..

Ol­mu­yor iş­te;

Zor­la “te­bes­süm” ol­mu­yor!..

Ben­den “gül­dür­me­mi” bek­le­ye­ce­ği­ni­ze, gidin “anamızı ağ­latan­lar”ın yakasına yapışın!..

Biz gülemiyoruz,

Bari on­lar ağ­lasın!..

Yet­ti be!..