Top... Pop... Hop hop... Ve zirzop gençlik!

31 Ocak 2016 Pazar

 

HASAN ABİ’NİN VEFATINA 

İTHAFEN...

Vakit/12.02.2004 tarihli yazısı

Atasözleri, “bir kültürün aynası”dır... Geçmiş dönemlerden süzülerek ulaşırlar geleceğe... Her sözde bir “nasihat”, bir “ibret”, bir “ders” vardır... Tabiî, anlayabilene!..

Uyarır atasözleri;

“Zorla güzellik olmaz!”

Ya olursa?..

Mutlaka, bir yerden patlar!..

“Kan” akarak patlar, “irin” olarak patlar, “bomba” olarak patlar, “isyan” olarak patlar!..

Bir an gelir;

“Çığ” olarak patlar ki, kurtulmanın çaresi olmaz!..

ZORLA ÖZGÜRLÜK!!!

Önceki gün meydana gelen “3 olay”, bazı atasözlerini hatırlattı bana...

“Zorla güzellik olmaz!”

“Zulüm ile âbâd olanın, ahiri berbat olur!”

“Zulüm eken, isyan biçer!”

“Zalime yardım, halka zulümdür!”

“Zor ile menzil alınmaz!”

“Zulüm ile cihan yıkılır, kazma-kürekle yıkılmaz!”

Ve “atasözlerimiz” arasına girmiş, ama benim yeni öğrendiğim bir söz:

“Zulüm ile Bağdat viran olur!”

Yıllar, belki de yüzyıllar öncesinden söylenmiş, ama bugün bile yaşayan sözler bunlar!..

Ne garip tevafuktur ki;

Bu sözü okuduğum gün, gerçekten de Bağdat’ı “viran” eden “patlamalar” meydana geldi...

55 ölü, 150 yaralı!..

Failleri ve sebebi ne olursa olsun, bu olayın, bir “halk patlaması” olduğu gerçeğini hiç kimse inkâr edemez!..

Olmuyor işte;

“Zorla güzellik” olmuyor!..

Sen, istediğin kadar “okyanus ötesi”nden gel, istediğin kadar “bomba ve füze” yağdır, istediğin kadar “asker” yığıp, ülkeyi baştan başa “işgal” et, olmuyor!..

“Demokrasi” ve “özgürlük” nutuklarının içi boş ve sen “baskı ve tecavüz”lere devam ediyorsan, alacağın karşılık budur!..

Boşuna dememiş atalarımız;

“Zulüm eken, isyan biçer!”

İşte, biçiyor Amerika!..

“İsyan” biçiyor!..

Ve böylece;

“Zulüm ile âbâd olan”ların ahirleri, “berbat” olmaya doğru hızla ilerliyor!..

“IQ seviyesi” zaten düşük olan Bush oğlu Bush’un, “halk desteği” de günden güne düşüyor!..

Öyle görünüyor ki;

“Mazlumun ahı, indirecek şahı!”

Bu işler;

Yale Üniversitesi bünyesinde “gizli dernek” kurup, “kafatası ve kemik” amblemlerin önünde “yemin”ler ederek “üst yönetim”lere gelmekle bitmiyor!..

Her yıl “15 Yale mezunu”nun “ABD üst yönetimi”ne getirilip, yapılan gizli yeminlere “sadakat”le de bitmiyor bu işler!..

İşin içine “zor” girdiğinde, “oyun”lar, bir süreliğine belki bozuluyor!..

Ama, ya sonra?..

Bu defa; zor, “zorba”nın oyununu bozuyor!.. Zorbanın ve “yalaka”larının!..

Olmuyor işte;

“Zorla güzellik olmuyor!”

Dahası;

Zorla yedirilmek istenen “aş”ın, “ya karın ağrıtır, ya baş!” gerçeği, bir kere daha tecelli ediyor!..

Amerika’nın başı ağrıyor Irak’ta!.. 

Sadece başı ağrısa yine iyi, midesine “kramp”lar giriyor!..

En başta da Bush’un!..

Çünkü;

Çanlar, Bush için çalıyor!..

Çünkü, rakibi Kerry, Bush’un elindeki “vatanseverlik” kozunu, onun “Vietnam kaçağı” olduğunu belgeleyerek yerle bir etmiş durumda!..

Demek oluyor ki;

“Mazlum Irak halkı”nın ahı, tahtından indirecek Bush gibi şahı!..

FRANSA DA ÇÖKECEK!

Hiç şüpheniz olmasın ki, Fransa da, “iflâh olmaz” bir sona doğru hızla ilerliyor!..

Önceki gün, “başörtüsü yasağı”nı Meclis’ten geçirdiler!..

Hem de;

36’ya karşı, 494 oyla!..

Sonuç, şöyle de özetlenebilir:

Gâvurluk: 494, Özgürlük: 36...

Evet, özellikle “gâvurluk” diyorum, çünkü Fransa’nın yaptığı resmen ve alenen “gâvurluk”tur!..

Çünkü Fransa;

1905 yılında “Katolik ve Protestanlara tavır” almak için geliştirdiği laikliği, 100 yıl sonra “Müslümanlar”a dayatmaktadır!..

1905’teki “Kilise-Devlet kapışması”nda Müslümanlar yoktu!.. O zaman “göç” de yoktu!..

Ne zaman ki;

Fransızlar “zor ve pis” işlere burun kıvırmaya başladı, o zaman “göçmen akını” başladı Fransa’ya!..

Ancak;

Son yıllarda başlayan “işsizlik”, “yoksulluk” ve “sosyal dışlanma” sonucu, “göçmen gruplar” kendi aralarında birleşmeye yöneldi!..

Çünkü;

Fransa’daki “Cumhuriyet kurumları”na karşı “güven” azaldı... Ve tüm gruplar, “kendi varoluş şekilleri”ni öne çıkarmaya başladılar!..

Öyle ya;

Hem “en pis işlerde” çalışıyorlar, hem de “dışlanıyor”lardı... O halde, “dayanışma ruhu” geliştirilmeli ve “kökenlere geri dönülmeli”ydi!..

Aslına bakarsanız;

Fransa’da olan budur!..

“Dışlanan” insanlar, kendi kökenlerine göre gruplaşmışlardır!.. Kimi “ırkî” olarak, kimi de “dinî” olarak!..

Fransa’yı “korkutan” da budur!.. Fransız Cumhuriyeti’nin, “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik” ilkelerini hayata geçiremeyen ve dolayısıyla “entegrasyon”u sağlayamayan Fransa, şimdi “zor” kullanarak, sistemi ayakta tutmaya çabalamaktadır!..

Ne var ki;

“Zorla güzellik olmaz!”

Sen kalkar;

1905’te “kiliselerin tasallutu”ndan kurtulmak için getirdiğin kuralları, yıl 2004’te “Müslüman”lara dayatırsan, bir gün gelir ki, insanlar patlar!..

Irak’ta olduğu gibi, belki “bomba” olarak patlamaz, ama mutlaka patlar!..

Önce “çığlık” olarak patlar, sonra “çığ” olarak patlar!.. Bir “kırbaç” olup, Şirak’ın yüzünde “şırrak” diye patlar!..

Zannetmeyin ki, kendi kafamdan uyduruyorum tüm bunları...

Hayır... 7 Şubat günü Paris’te düzenlenen “Laiklik ve Entegrasyon” konulu bir “konferans”ta dile getirilen görüşlerin özetidir, yukarıda aktardıklarım...

O konferansta, Fransız Rahip Christian Delorme’nin bir sözü vardı ki, bu söz “Fransa’nın açmazı”nı, olanca çıplaklığı ile seriyor gözler önüne...

Şöyle diyor Rahip Delorme:

“Fransa’daki göçmenler; Fransa’yı sevdiklerini ve Fransızlarla bir arada yaşamak istediklerini sürekli söylüyorlar... Ama, bir gün olsun; hiç kimse onlara ‘Fransa da sizi seviyor’ demedi!.. Onlar, 20 yıl önceki bir yürüyüşte de dile getirmişti sevgilerini... Bugün ise, bir sağırlar diyaloğunun içinde buldular kendilerini!.. Böyle bir bakış açısıyla entegrasyon sağlanamaz!..

Özgürlük ve eşitlik belki sağlanabilir, ama kardeşliği sağlayamazsınız!”

İşin özü bu!..

Sözün özü de bu!..

Ne var ki;

Fransız 494 milletvekili, “yasak”larla, “dayatma”larla, “kardeşlik” sağlanabileceğini zannediyor!..

Zorla “güzellik” olsaydı; Mari Antuanet’in “pasta yesinler” dediği Fransız halkı, herhalde “ekmek bulamaz” duruma düşmezdi!..

EY 28 ŞUBAT GENÇLİĞİ!

Evet, “3 olay” da peş peşe geldi... Irak’ta “patlama”lar, Fransa’da “başörtüsü yasağı”nın Meclis’ten geçmesi!..

Ve 3. olay:

“İzmir’de popstar izdihamı!”

Hepsi de; “zorla güzellik olmaz” sözünü doğrulayan olaylar!..

ABD ve Fransa’ya “çuvaldız”ı batırdığımıza göre, şimdi de Türkiye’yi “iğne”leyelim!..

Dünkü Vakit’in manşeti, aslında her şeyi ortaya koyuyordu:

“Ey 28 Şubat gençliği”

Hemen altında;

“Birinci vazifen; popstar elemelerini kazanıp, Televole ekranlarına çıkmaktır!.. Aradığın şöhret, kokuşmuş ekranlarda mevcuttur!.. İstibalin, çıkaracağın kasetlerdedir!”

Şu üç cümle; bir “Türkiye fotoğrafı”nı hayli “ironik”, bir o kadar da “acı” olarak sermektedir gözler önüne...

Ama, daha acısı;

Birilerini “taklit” ederek veya “şöhret” olma umuduyla, tam 4 bin “Türk genci”nin, bir otel önünde geceden kuyruğa girip, orada “yorgan-yatak sabahlaması”dır!..

Bu, nasıl bir “gençlik”tir ki; 

“Kullanılıp-atılacağı” veya “kucaktan kucağa-yataktan yatağa satılacağı” iğrenç bir dünyada yer kapabilmek için, birbirini ezmektedir!..

Bu hâle nasıl geldiler?..

Kim bu tablonun sorumlusu?..

Cevabı Vakit’in manşetinde:

“28 Şubat!”

COP’TAN POP’A!

Şöyle bir düşündüm de, bu “tesbit” gerçekten çok doğru!..

Ne garip değil mi,

“Postmodern darbe” ürünü gençler, bugün “Popstar Harbi” yapıyor!..

Dün “cop”tan kaçıyorlardı, bugün “top” ve “pop” peşindeler!..

Kimliksiz, dertsiz, tasasız, sorumsuz, kaygısız, idealsiz ve sancısız bir gençlik!..

Olmuyor işte!..

“Zorla güzellik olmuyor!”

Sen kalkar;

Hepsini de “tek tip düşünme”ye, “tek tip giyinme”ye zorlarsan, sonunda olacağı budur!..

Patlar!..

Hiç kimse, başka sebep aramasın, İzmir’de önceki gün yaşanan manzara, bir “patlama”dır!..

Bir “çığlık”tır!..

“Kokuşmuşluğa” ve “çürüme”ye doğru hızla akan bir “çığ”dır!..

Sen onların gönlüne bir “ideal” koyamazsan, onun beyni “idol”lere yönelir!.. “Allah”tan uzaklaştırırsan, “şeytan”ları veya şeytan kılıklıları “ilâh” edinir kendine!..

Uzun lâfın kısası;

İzmir’de yaşanan tablo; bir “çözülme”nin, bir “kopma”nın, bir “yozlaşma”nın, bir “kokuşma”nın ve de bir “çürüme”nin işaretleridir ki; bu gidişle “Türkiye Cumhuriyeti”nin tarihe karışıp, yerini “Televole Cumhuriyeti”nin alması, işten bile değildir!..

Çünkü bu gençlik;

“Öz”ünden koparıldı!.. “Kültür”ünden uzaklaştırıldı!..

“Din”in yerine, “kin” yerleştirildi yüreklerine!.. “Hocalar”dan nefret ettirilip, “ekranlardan seçilen kocalar” sokuldu kafalarına!..

Sonunda, izdiham!..

Ümitler “şans”a ve “dans”a bağlandı!.. Ya kazı-kazan biletini sıyırarak, ya da pistte kıvırarak bulacak yolunu!..

Başka!..

Yatarak!.. Kendini satarak!..

Başka “hedef” verilmemiş ki!.. Başka “alternatif” gösterilmemiş ki!..

Dahası;

“Egemen”lerin, “buyurgan”ların, “savurgan”ların bildiği başkaca yol yok ki!..

BU GİDİŞ NEREYE?

Bir yazar, soruyordu dün?..

“Referandumdan neden korkuyorlar?”

Korkunun sebebi ortada:

“Değer”lerinden ve “ideal”lerinden koparılan bir gençlik; sorarım size, “hıyarım var” diyen birinin peşine, “tuzluğu kapıp da” koşmaz mı?..

Denktaş, bunun için karşı çıkıyor “referandum”a!.. Biliyor ki, bir referandum yapılsa, Kıbrıs’ın çoğunluğu “evet” diyecek “Rumlarla bütünleşme”ye!..

“Ankara” da korkuyor “referandum”dan!..

Çünkü, o da biliyor;

“Cop”la hizaya sokamadığı gençlerin, “haydi hooop” deyip, hep birlikte “AB kapısı”na yığılacağını!..

Bildikleri için de;

“Egemenlik”lerini kaybetmemek için, “cop”larla, “top”larla, “pop”larla, “soy-sop” edebiyatıyla kesmeye çalışıyorlar “çığ”ın önünü!..

İşin doğrusu; kendilerinin besleyip-büyüttükleri “canavar”la boğuşuyorlar bugün!..

Ne var ki; geçti Bor’un pazarı!.. Kendilerinin oluşturduğu bu “çığ”ın altında, kendileri de kalacak!..

Çünkü; “çığlık”ları duymadılar!.. “Cop”la bastırmaya kalktılar “ah”ları!..

“Zorla güzelliğin yolu” buraya kadar!..

Şimdi; buyursunlar, ayıklasınlar pirincin taşını!..

Washington ve Paris’i bekleyen akıbet, Ankara’yı da bekliyor!..

“Ne ekersen, onu biçersin!”

Atalarımız, yüzyıllar önce söylemiş!..

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana “patlamalar” bile az!..

Ama; yazık... Bu ülkeye yazık...

“Cumhuriyet devrimleri”ni yaşatmak için, “cop”lara sarılanların, nasıl bir “evrim”e yol açtıkları ortada:

“Top... Pop... Hop hop... Hazır lop!”

Ve “evrim”de son merhale;

“Zirzop bir gençlik!”

Alın, tepe tepe kullanın!..

“Yatın!.. Satın!.. Atın!..”

Devrim tüccarlarına bu yakışır!..

 

-------------------------------------------------

Uzanlar’a gel, Uzanlar’a! 

Türkiye, gerçekten “garip” bir ülke... Garip olduğu için de, “garip olaylar” yaşanıyor!..

Aynı zamanda “Uzanlar’ın avukatlığı”nı yapan Bilgin Yazıcıoğlu; kalkıp, “düzmece” bir mektubu, mahkemeye “delil” olarak sunuyor!.. Evet, “düzmece” bir mektup!.. Çünkü Vakit’te, Nurullah Kuloğlu isminde bir personel yok!.. 

Dün de yoktu, bugün de yok!..

Ama, bay avukat, “işte kanıt” diyor!.. Ama aynı avukat; meselâ, “Uzanlar’ın Ürdün vatandaşlığı” konusunda ortaya çıkan “Pasaportlar” ve “Resmî Gazete” konusunda suskun!..

Niye savunmuyor “müvekkil”lerini? Yoksa, o olayın savunulacak bir tarafı mı yok?!?

 

  • Fatih kerimFatih kerim1 yıl önce
    Gazeteile ismi bütünleşen birabimizdi. Onun bütün yazıları güncel. Her zaman okunur.
  • Erdem YılmazErdem Yılmaz1 yıl önce
    Allah rahmet eylesin, ismini, yazını görünce hala burnumuzun direği sızlıyor mücadele adamı Hasan ağabey...
  • meri yavuzmeri yavuz1 yıl önce
    Allah rahmet etsin..
  • mahmut kolatmahmut kolat1 yıl önce
    Büyük usta taa o günlerden görmüş olacakları.