Top geçer, tank geçer... Ama, cami geçemez!

21 Ocak 2016 Perşembe

HASAN ABİ’NİN VEFATINA İTHAFEN...

Vakit / 16.08.2006

 

“Spor yorumları” da yapan bazı “hıyar uzmanları”nın, “kodu mu oturtan” Genelkurmay Başkanı özlediği bir Türkiye’de; “askerî” konuların, artık “zerzavatçı”ların diline düşmesi, elbette bir “irtifa kaybı”nın göstergesidir!..

Ancak, şu da var ki;

Bu ülkede, zaten hiç kimse “kendi alanı”nda konuşmuyor!.. Hem, bilmiyor ki, konuşsun!..

İşte gördünüz.. Adam, güya “spor” yorumcusu!.. Ama, “spor”un dışında, her salataya “maydanoz” olmakta üstüne yok!..

“Meyve”de, “sebze”de, özellikle “hıyar”da bir deha!.. “Tavuk” konusunda, kafalarına “kavuk” geçirmiş ulema kadar uzman!..

Meğer, “askerlik” konusunda da; “ünlü Türk büyükleri” listesine girecek kadar uzmanmış da, haberimiz yokmuş!..

“Kodu mu oturtan bir Genelkurmay Başkanı” istiyormuş adam!..

Eee, isteyenin bir yüzü kara;

Vermeyen zenci!..

Bakarsınız, o da lâyığını bulur!..

Bir “Kor-General” çıkar karşısına; bi “kor” ve kıçının üstüne oturtur!..

Böylece “özlem”ini gidermiş olur!..

KOMUTANA SUNULAN RAPOR!

Her neyse... Benim asıl mevzum, bu değil... Tam, “asker”lerle ilgili bir fıkra anlatmaya niyetlenmişken, içinde “asker” konusu geçtiği için; bu mevzuya da değinmeden geçemedim...

Fıkrayı bilirsiniz...

Bir askerî birlik, bir bölgeden bir bölgeye “intikal” hâlindedir... Hava kararınca, bir yerde “mola” verilir... Birlik komutanı, bundan sonraki “güzergâh” üzerinde neler olduğunu öğrenmek için, bir “keşif kolu” görevlendirir!..

Askerler giderler, keşiflerini yaparlar ve dönüşte, “rapor”larını yazıp, komutana takdim ederler!..

Raporda şöyle yazmaktadır:

“Güzergâhımız üzerinde bir köy var... O köyden top geçer, tank geçer, jeep geçer, ama asker geçemez!”

Raporu okuyan komutan, “bu ne iş” diye düşünür ve derhal keşif kolundaki askerleri çağırır!..

“Ne demek; top geçer, tank geçer, jeep geçer, ama asker geçemez?”

Askerlerden biri, heyecanla anlatır:

“Komutanım!.. O köyün girişinde bir köprü var!.. Köprünün girişine de, sağlı-sollu iri yarı iki köpek bağlamışlar!.. O köprüden askerlerin geçmesi mümkün değil!”

Doğrusunu söylemek gerekirse;

Türkiye’deki birçok alanda, “fıkradaki olayın gerçeği” yaşanıyor!..

Köyün geçişindeki “köprü”lerin başı tutulmuş!.. Her taraf; iri yarı ve besili “saldırgan köpekler”le dolu!..

Aynı zamanda;

“Köpeklerin serbest, taşların bağlı olduğu köy”ü andırıyor Türkiye!..

Gel de geç, geçebilirsen!..

Gel de yürü, yürüyebilirsen!..

Gel de, “icraat” yap!..

Yapabilirsen!..

Hemen, “topyekûn saldırı”ya geçiyorlar!..

ORASI, İSTANBUL’UN İLK CAMİSİ!

İşte yine “saldırı”ya geçtiler!.. Belli ki; bazı “mahfil” ve “odak”lardan “Saldır Co!” talimatı almışlar!..

“Olamaz” diyorlar;

“İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Rumelihisarı’na cami inşa edecek!.. Bu, asla olamaz!”

Bakın, niye “olamaz”mış;

“Cami yapmak için seçilen o yer; yaz gecelerinde İstanbullular için vazgeçilmez bir konser ve eğlence mekânıdır!”

Çüşş!.. Oha!.. Höst!..

Pardon, “Hoşt!”

Ulan, mideleri besili, beyinleri embesil adamlar;

Hele söyleyin, orası ne zamandan beri “konser ve eğlence mekânı” oldu!?!

Orası, zaten “cami”ydi!..

Hem de, 1451-1452’den beri!..

Dahasını da söyleyeyim;

Orası, “İstanbul’un ilk camisi”dir!..

Evet, evet; hem de “İstanbul’un fethi”nden önce, bizzat Fatih Sultan Mehmed tarafından inşa ettirilmiş “ilk cami”dir!..

Bugün, “Boğazkesen Camii” olarak bilinse de, asıl adı “Ebu’l Feth Camii”dir!..

Hadise bu kadar açık ve net iken, kalkıp da; “Cami yapmak için hedef seçilen yeni yer Rumelihisarı” demiyorlar mı; insanın çıldırası geliyor!..

Zannedersiniz ki;

“Konser ve eğlence mekânı” yıkılıp, yerine “cami” inşa edilecek!..

Çünkü, öyle takdim ediyorlar!..

Oysa, “gerçek” şu:

Orada zaten “cami” vardı!.. Ama, 53 yıl önce camiyi tamamen yıkıp, üzerine “konser pisti” yapmışlar!..

Sizin anlayacağınız; “yaz gecelerinin vazgeçilmez eğlence ve konser mekânı” dedikleri o yer, aslında “Ebu’l Feth Camii”nin bulunduğu yerdir!..

Ortada bir “tecavüz” olduğu doğru!.. Ama bu tecavüz; “konser alanı”na değil, “namaz mekânına”dır!..

Çünkü “sanatçı” sıfatlı bazı “haysiyetsiz, şahsiyetsiz ve cibiliyetsizler”in tepine tepine “şarkı-türkü-pop” söyledikleri!.. “Müzik” adı altında, ortalığa “cıs tak, cıs tak” gürültülerinin yayıldığı, “zıkkım içesiceler”in, sarhoş kusmuklarıyla kirlettiği o mekân, bir “cami”dir!..

Bunu, ispata da gerek yok!..

Çünkü “dans”lar yapılıp, “şarkı”ların söylendiği pistin hemen bitişiğinde, “minare” vardır!..

İşte o minare, “Ebu’l Feth Camii’nin minaresi”dir!..

Ulan “gerzek”ler;

Hadi, içinde yüzyıllarca “namaz” kılınan mekânı “konser alanı” diye yutturdunuz diyelim, peki; o “minare”ye ne diyeceksiniz?..

O “minare” ki;

“Burası cami” diye, bas bas bağırıyor!..

CAMİYİ YIKTIRAN, MASON CELAL BAYAR!

Heey “cahil”ler, okuyun şu satırları da, biraz “bilgi” sahibi olun!..

• BİR: O mekân, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından, hem de “İstanbul fethedilmeden önce” yaptırılan ve bu özelliği itibariyle de “İstanbul’un ilk camisi” unvanını taşıyan bir “mescid”dir!.. Dolayısıyla; “tarihî ve manevî bir değeri” vardır!..

• İKİ: Bundan 53 yıl önce; “su katılmamış bir mason” olan Celal Bayar tarafından verilen talimatla, 1953’te başlatılan “restorasyon” kılıflı “yıkım”a kadar; yıkık duvarları ve kırık minaresi ile ayakta kalma mücadelesi veren bu mâbed, maalesef “iman ve tarih şuurundan mahrum” kifayetsiz muhterisler ile “tarih ve maneviyat katili” hoyrat eller tarafından “konser alanı” olarak düzenlenmiş ve böylece “500 yıl boyunca ayakta kalmayı başarmış duvarlar” da yıktırılmıştır!..

• ÜÇ: Üzerinde zıp zıp zıplanan ve kusuluncaya kadar içki zıkkımlanılan o mekân, “Fatih’in askerlerinin mahalli”dir!..

• DÖRT: Bırakın “tapu kayıtları”nı, “müzenin levhaları”nda bile; orası, hâlâ “cami” olarak görünmektedir!..

Söyler misiniz;

Hangi zırtaboz; hâlâ, “konser alanı” diyor bu “mâbed” için?!?

• BEŞ: Caminin bulunduğu yerin altına, yuvarlak bir “sarnıç” oyulmuştur. Ayrıca avludaki evlerin ve garnizonun su ihtiyacını karşılamak üzere evvelce değişik yerlerde üç de “çeşme” yapılmıştı... Hisar’ın dışında güney duvara bitişik bir de “mezarlık” bulunmaktaydı!..

• ALTI: C kulesinin arkasında da “şehitler” denilen ve “fetih şehitleri”nin gömüldüğü bir mezarlık ile bir “Bektaşi tekkesi” bulunuyordu. Ayrıca; hisarın içinde kurulmuş olan mahallede de Nakşibendiye’den “Nalbur Mehmed Efendi Tekkesi” mevcuttu!..

ELİN GÂVURU TARİHİNİ KAZAR, BİZ İSE TARİHİMİZİ KAZIRIZ!

Sen, bütün bunları “bilmezden” gel; sonra da kalk, “orası konser alanı” de!..

Şu hale bakın;

“Dağ”dan gelmiş adamlar, “bağdakini kovmaya” çalışıyor!..

“Babasının tapulu malı”ymış gibi; burasının “konser alanı” olduğunu iddia ediyor!..

Orası “cami” ulan, “cami!”

Hem de yüzyıllardır!..

Ne yani;

50-60 yıl önce; yıkılıp da, üzerine “konser alanı” yapıldı diye, “cami” olmaktan mı çıktı orası?..

Çok zor mu, yeniden inşa etmek?..

Yıkıveririz “korsankondu konser alanı”nı, yapıveririz “cami”yi!.. Böylece, “fetih şehitleri”nin kemiklerini sızlatma vebalinden de kurtulmuş oluruz!..

Size bir şey söyleyeyim mi;

Bütün dertleri, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne psikolojik baskı” uygulayıp, caminin yeniden “inşa” edilmesini engellemek!..

Neymiş; “röleve”si neye göre çıkarılacakmış, neye göre “restore” edilecekmiş?.. Hem; “cami” yeniden inşa edilse bile, “ibadete açılamaz”mış!.. Çünkü efendim, burası, tıpkı Ayasofya gibi bir “müze”ymiş!.. “Müzede de, ibadet edilemez”miş!..

Dikkat edin; “kabuklu Hıristiyanlar” değil, nüfus kâğıtlarında “Müslüman” yazan bazı bürokratlar söylüyor bunu!..

Demek ki, bunlar da “kafası kabuklu”lardan!..

Şu “mankurt”luğa bakın;

Elin gâvuru, taa “Milâttan öncesinin Roma’sını yeniden ihya etmek” için, “Gimnazyum”un çevresinde kazı yapıp, fellik fellik “tarih” arıyor, bizimkiler ise “tarihi kazımaya” ve ebediyyen “gömmeye” çalışıyor!..

İT ÜRÜR, KERVAN YÜRÜR!

Şimdi gelin de, fıkraya konu olan “keşif kolu”ndaki askerlere hak vermeyin!..

Ne diyorlardı;

“O köprüden top geçer, tank geçer, jeep geçer, ama askergeçemez!”

Niye?.. Çünkü, köprünün iki yanını “iri yarı ve besili köpekler” tutmuş!..

Şu benzerliğe bakın ki;

“Rumelihisarı” da öyle!..

“Konser verilir!.. Eğlence düzenlenir!.. Kusuncaya kadar içilir!.. Zıp zıp, hop hop zıplanır!.. Müzik çalınır, şarkı-türkü söylenir!..

Amma velâkin; cami yapılamaz!”

O niye?..

Çünkü efendim, Türkiye’nin bazı “köprübaşları”na olduğu gibi; Hisar’ın kapılarına da, “iri ve besili köpekler” bağlamışlar, habire havlıyorlar!..

Ancak, yine de “tırsmamak” lâzım!..

Malûm; “it ürür, kervan yürür!”

-----------------------------------------------

0.57 YÖK!

Bilirsiniz; bazı “kişi” ve “kurum”lar, “kendi isimleri”nden ziyade, “takma isimleri” veya “lâkap”larıyla öne çıkar!..

Meselâ George W. Bush... Kendisi, bir “ABD Başkanı” olmasına rağmen, “IQ seviyesinin 85 olması” ile anılır!.. “85 Bush” demeleri bundandır!..

Bizim de, geçmişte “Öküz” lâkaplı Cumhurbaşkanlarımız vardı!.. “Hafiye”lere ve “casus”lara “007 James Bond” denildiğini de hepiniz bilirsiniz!..

Bana öyle geliyor ki; “Bilim’de yok olan YÖK”e de, bundan böyle “0.57 YÖK” diyenler, pek de haksız sayılmaz!..

“Başörtü yasağı”nda var!.. “Katsayı adaletsizliği”nde var!.. “Yolsuzluk”ta var!.. “Siyasî kadrolaşma”da var!.. Ama, “bilimsel araştırma”ya gelince, “yok!”... Üniversitelerde, öğretim üyesi başına düşen “bilimsel makale” sayısı “0.57” imiş!..

Evet, evet böyle bir YÖK’e en uygun isim; olsa olsa “0.57 YÖK” olur!..

TV’deki yarışmacılara “08 Müjgan” denildiği gibi.

 

  • mehmet haci lalemehmet haci lale1 yıl önce
    Allah rahmet etsin kardeşimize. Artık saldıranlara layıkı ile cevap veren kimse varmı? Bilmiyorum.