Siz hiç “boş ayakkabı”lara ağladınız mı?

17 Ocak 2016 Pazar

 

HASAN ABİ’NİN VEFATINA İTHAFEN...

VAKİT / 02.04.2006

 

Biliyorum, “garip” bir soru... Hatta “saçma” bir soru!.. “Ayakkabı”ya; hele hele “boş ayakkabı”ya ağlanır mı hiç?.. Hadi, “çocuk” olsa neyse... Ama “kocaman insan”ın, bir ayakkabı için gözyaşı dökeceğini, hatta “hıçkıra hıçkıra ağladığını” söylesem; herhalde “geyik muhabbeti” yaptığımı filan zannedersiniz!..

Ama, öyle değil... “Boş ayakkabıya gözyaşı” olayı bir gerçektir ve yaşanmıştır!..

Hem de Amerika’da!.. New York’ta!..

Manhattan caddelerinde!..

“NE BİÇİM MEMLEKET BURASI!”

En iyisi mi, daha fazla meraklandırmadan, “Gülçin Hanım’ın hikâyesi”ni anlatayım sizlere!..

Efendim, Gülçin Şaşmaz, 1970’li yılların sonlarında “master” yapmak üzere Amerika’ya gitmiş bir “öğretmen” hanım...

“2 yıllığına” gitmiş!..

Ama, “20 yıl” kalmış orada!..

Serüveni uzun, “hikâye”leri çok!..

Ama, birisi; evet, “boş ayakkabılar” hikâyesi, hayli ilgimi çekti... Kim bilir belki de “günün mânâ ve ehemmiyetine uygun” olduğu için bu kadar etkilendim...

Hele dinleyin, bakalım siz ne diyeceksiniz?..

Gülçin Hanım, “ilk günlerin heyecanı” ve “telâşı”ndan olsa gerek, pek bir şey düşünemiyormuş!..

Ancak “gün”lerin “hafta”ları, haftaların “ay”ları, ayların da “yıl”ları kovaladığı günlerden bir gün, şöyle geçirmiş içinden;

“Ne biçim memleket burası?!?.. Ne ezan sesi var, ne de minare!”

Belli ki, “Amerika’da olduğunun” bile farkında değil!.. Belli ki, “buram buram Türkiye” kokuyor burnunda!..

“Gurbetlik” canına tak etmiş olmalı!..

Manhattan caddelerinde, öylesine yürüyor... Kafasında, hep o soru:

“Ne biçim memleket burası?!?.. Ne ezan sesi var, ne de minare!”

O DA NE... BİR EZAN SESİ!

İşte bu düşünceler içinde yürürken, uzaklardan bir yerlerden “ezan sesi” gelmiş kulağına!..

İrkilmiş!..

Kendine gelmiş!..

“Herhalde kafayı yiyorum” demiş!..

Öyle ya, burası Amerika!..

Burada “ezan sesi” ne arar?..

“Hallüsinasyon görüyor olmalıyım!” diye geçirmiş içinden!..

Saatlerce “çöl”de yürüyüp de, “susuzluktan kavrulan”ların “serap” görmesi gibi bir şey!.. Onlar da, uzaklarda “vaha”lar görür, oraya doğru koşarlar da “kızgın kumlar”dan başka bir şey bulamazlarmış ya... İşte Gülçin Hanım da, öyle bir “hallüsinasyon”a maruz kaldığını zannetmiş!..

Ama, hayır!..

Yürüdükçe “ezan sesi” yakınlaşıyor ve daha net duyuluyor!..

Hızlı adımlarla, sesin geldiği yöne doğru yürümeye başlamış!.. Mecnun’un Leylâ’sına yürüdüğü gibi!..

İşte burası!.. “Ezan sesi”, işte bu binadan geliyor!..

Bakmış, kapı aralık... Girmiş içeri!.. Burası, 3 katlı bir apartman dairesi!..

Kapıya doğru ilerleyince bir de ne görsün?..

Bir “ayakkabılık!”

Evet, evet bir “ayakkabılık!”

Gelen, “ayakkabı”sını çıkarıp, koymuş ayakkabılığa, girmiş içeri!..

İşte o an!..

“Zemberek”ler boşanmış ve “hıçkıra hıçkıra ağlamaya” başlamış Gülçin Hanım!..

Öyle ya;

Bu ayakkabılık, sadece “mescid” ve “cami”lerde olur! Sadece “Müslüman”lar ayakkabılarını çıkarır, öyle girer “ibadet mahalli”ne!..

“Şükür” demiş, “Şükürler olsun Sana Yarabbim!.. Hem ezan duydum, hem de namaz kılan Müslümanlarla karşılaştırdın beni!..”

“BENİ O BİNA AYAKTA TUTTU!”

Meğer, “genç bir Alman karı-koca”ya aitmiş o bina!.. Her ikisi de “Müslüman” olduktan sonra; kendileri daha küçük bir eve taşınıp, burasını “mescid”e dönüştürmüşler!..

Gülçin Hanım, ne zaman ruhu daralsa, ne zaman huzur arasa, hep oraya gitmiş!..

“Namaz”lar kılmış, “dua”lar etmiş!..

“Ayakta kalışımı, kimliğimi kaybetmeyişimi o binaya borçluyum” diyordu, “O binaya ve o boş ayakkabılara!..”

Anlatırken;

Gözlerinden hâlâ yaş geliyordu!..

Unutmadan söyleyeyim;

Hani, “dört dörtlük Müslüman” deriz ya, “dinin her emri”ni yerine getirme çabası içinde olan insanlar vardır ya; Gülçin Hanım, onlardan biri değil!.. “Başı açık”.. Kâh “etek”, kâh “pantolon” giyen bir hanım!..

Çevresindekiler, “çağdaş öğretmen” diyorlar ona!.. “Emekli” olmasına rağmen, komşu çocuklarına “İngilizce dersi” veriyor!..

Tabiî, hatırlarını kıramadığı için!..

PKK, KİME HİZMET EDİYOR?

Gülçin Hanım için, “çağdaş” tabirini özellikle kullandım ki; bazıları “din empozesi” yapmaya çalıştığımı filan zannetmesin!..

Ama, buradan hareketle, “günün mânâ ve ehemmiyetine uygun” birkaç çift söz söylemek istiyorum!..

Türkiye’nin hâl-i pürmelâli ortada!..

Diyarbakır’da başlayan ve ortalığı “savaş alanı”na çeviren görüntüler, büyük şehirlere de sıçramış durumda!..

“Bomba”ların; ne zaman ve nerede patlayacağı belli değil!.. Doğu ve Güneydoğu’da “baskı ve tehdit”le kepenk indirten, indirmeyenlerin “dükkan” ve “mağaza”larını ateşe veren PKK yandaşları, İstanbul ve İzmir gibi yerlerde, “otobüs durakları”nın çevrelerine ve “çöp konteynırları”na bomba koyup, patlatıyor!.. “Ölü”ler var, “yaralı”lar var!..

Belli ki; insanlarda oluşturacakları “korku ve panik”le, sokağa egemen olmak istiyorlar!..

“Nihaî hedefleri” ise, sayın Başbakan’ın da önceki gün ifade ettiği gibi; “Türkiye’yi parçalamak”!.. 

Yani, “Güneydoğu”yu Türkiye’den ayırıp, “Kürdistan” ilân etmek!..

Tabiî, “şimdinin stratejisi” değil bu!.. “Apo, Bekaa’da” iken de aynı strateji yürütüldü!..

Peki, ne oldu?..

“Mezra”lar yakıldı, “köy”ler boşaltıldı ve onbinlerce insan “mecburî göç”e maruz kaldı!..

Kim “zarar” gördü bu işten?..

Elbette “Kürt” vatandaşlar!..

Ne “toprak”larını ekebildiler, ne de “hayvan”larını otlatabildiler!.. “Kâbus dolu yıllar”ın sonunda, her biri, bir yerlere dağılıp gitti!..

Kimi Kuzey’e, kimi Güney’e, kimi de Batı’ya!..

Tam ortalık sakinleşip, yavaş yavaş da olsa “köye dönüşler” başlayınca; ne hikmettir bilinmez, PKK, yeniden sahneye çıktı!.. Son bir-iki yıldır olup-bitenler, hepimizin malûmu!..

Manzara bu olunca;

Bölgeye “yatırım” yapmayı plânlayan işadamları da ürkmeye ve “Biz vazgeçtik!.. Gelmiyoruz!” demeye başladı!..

Sorarım size;

“PKK’lılar” ve “yandaşları”nın bu yaptığı “iş” midir şimdi?.. Yoksa, “birilerinin siparişi” midir?!?..

TÜRKİYE’Yİ KAYBETMEK İSTEMİYORSAK!

Şunu, “hepimiz”in görmesi, bilmesi ve tedbirlerini ona göre alması lâzım:

Diyarbakır ve civarı illerde; evet, “PKK’nın ağırlığı” vardır!.. Ama bu ağırlık, tamamen “baskı, şiddet, korku ve yıldırma” metodlarıyla sağlanmaktadır!.. Yoksa, “sevgiye dayalı” bir halk desteği yok!.

İşte bu tablo, çok iyi değerlendirilmelidir!.. “Toptancı bir bakış”la, Diyarbakır’ın havasını teneffüs eden herkes “potansiyel bir PKK’lı” veya yandaşı olarak görülürse, “çok büyük hata” yapılmış olur!..

Çünkü oralarda, “Marksist ve ateist bir örgüt” olan PKK ile uzaktan-yakından ilgisi olmayan, “yönü Kıble’de, alnı secdede Müslümanlar” var!.. Evet, onlar da “Kürt”, ama “PKK’lı” değil!..

Eğer onlar da “PKK ile aynı kefeye” konulur ve “strateji”ler bunun üzerine bina edilirse, işte o zaman; sadece Güneydoğu’ya değil, Türkiye’ye de “ihanet” edilmiş olunur!..

Çünkü, “PKK”nın da, bu “piyon”ları kullanan “Siyon”ların da beklediği budur!..

Böyle bir atmosferde, “Biz kazanacağız!” diye çıkılan yolun sonunda; korkarım ki, “kaybeden” Türkiye olur!..

Herkes, aklını başına almalı ve körüklenmek istenen “yangın”ların “düğmesine basan” ve “kibritini çakan” dış mihraklar ortaya çıkarılmalıdır!..

Aksi halde;

“Birlik ve bütünlüğü sağlayalım” derken, “parçalanma süreci”ni kendi ellerimizle başlatmış oluruz!..

“Dış güçlerin istediği” de budur!..

KÜRTÇÜLÜĞE KARŞI TÜRKÇÜLÜK MÜ?!?

Şurası bir gerçek:

PKK denilen örgüt; tıpkı bir zamanlar yine Batı tarafından kullanılan Ermeni terör örgütleri Hınçak, Taşnak ve Asala gibi, “maşa” bir örgüttür!..

Hınçak, Taşnak ve Asala örgütleri, nasıl “Ermenilere ihanet” etti ve “son kullanma tarih”leri dolduğunda, nasıl defterleri dürülüp, “çöp sepeti”ne atıldıysa; hiç şüpheniz olmasın ki, PKK da “kullanılacak” ve işi bittiğinde “tarih çöplüğü”ndeki yerini alacaktır!..

Şimdi kullanıyorlar PKK’yı!..

Çünkü, “Güneydoğu’nun boşaltılması” lâzım!.. Sadece “Türkler”in değil, “Kürtler”in de çıkarılması lazım o bölgeden!..

Ki, “Arz-ı Mev’ud”a zemin hazırlansın!..

Hiç kimse laga-luga yapmasın!..

“Oyun” budur!.. “Nihaî hedef” budur!..

PKK da, bu oyunun bir piyonudur!..

Eğer bu “sinsi emel” görülemez, hadiselerin “dinî ve tarihî derinliği” iyi tahlil edilemezse; korkarım ki, “eşeği” dövdüğümüzü zannederken, “palan”ını döven insan durumuna düşeriz!..

Bu iş;

“Kürtçülüğe karşı Türkçülüğü pompalamak”la da çözülmez!.. Çünkü, “Türkçülük” körüklendikçe, “Kürtçülük” alevlenir!.. Tıpkı, şu anda; dış güçlerce pompalanan Kürtçülüğe karşı, Türkçülüğün tırmanışa geçmesi gibi!..

Herkes, şunu görmeli artık:

Bizim Dilipak’ın da, dün ısrarla vurguladığı gibi;

İstanbul’da, Sakarya’da “Kürtler”i köşeye sıkıştırırsanız, Diyarbakır’da, Urfa’da, Batman’da, Şırnak’ta yaşayan “Türkler”in başı belâya girer

Eğer orada “Türkler”in mal ve can güvenliği yoksa, Kuzey’de ve Batı’da da “Kürtler”in can güvenliği tehlikeye girer.

Sonunda, bu işten “kazançlı” çıkan, ABD olur, İsrail olur!.. Ama, asla “Türkiye” olmaz!..

Çünkü ABD ve İsrail;

Bölgedeki “nüfuz”larını sürdürebilmek için “Nüfussuz bir Güneydoğu” hedefliyor!..

ÇÖZÜM “O SES”TE!

O halde, ne yapmak gerek?..

“Çözüm” ortada!..

Evet, “Gülçin Hanım” örneğinde!.. Çözüm, onun; “boş ayakkabıları” gördüğünde, “gözlerinden boşanan yaş”ta!..

Ne diyordu Gülçin Hanım;

“Ayakta kalışımı ve kimliğimi kaybetmeyişimi o binaya borçluyum!.. O binaya ve oradaki boş ayakkabılara!”

O bina, “İslâm”ın sembolü!.. O bina, hangi “dil” ve “ırk”tan olursa olsun, “yönlerini Kıble’de birleştirenler”in sembolü!..

Tıpkı, “Çanakkale”de olduğu gibi!..

Evet, o bina;

“Müslümanlar’ın sembolü!”

Dile kolay; tam 20 yıl, o “bina” ile, o “çatı” ile “ayakta” kalabilmiş Gülçin Hanım!..

Hiç şüpheniz olmasın ki;

“Türkiye’yi ayakta tutacak” olan da, yine o “bina”lardır, o “çatı”lardır!.. Çünkü o binalarda, müezzinler, günde 5 vakit, “Hayyalel felâh” demektedir, “Haydin kurtuluşa” demektedir!.. “Türkiye’nin kurtuluşu” da, işte bu “çağrı”da, işte bu “ses”tedir!..

Bu “ezan sesi”nde!..

Gerisi, boşa gayret!..

 -----------------------------------------------------------------

Diyarbakır, Osman Baydemir’in umurunda mı?

Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’i dikkatle izliyorum... Hemen her fırsatta, “Diyarbakır” adına konuşuyor!.. Görenler de, onun “Diyarbakır’ın menfaatine” konuştuğunu zanneder!..

Ama, ben; onun “Diyarbakır’ı düşündüğünü” hiç sanmıyorum!.. Eğer Diyarbakır’ı düşünmüş olsaydı, ellerindeki “proje” ve “yatırım planları”yla kendi ayağına gelen “İTO üyeleri”ni dinler ve “işbirliği imkânları”nı görüşürdü!..

Ama o, bırakın “görüşme”yi, bir “hoşgeldiniz” bile demedi!.. Demek ki; Diyarbakır, umurunda değil!.. Kimbilir, belki de Diyarbakır’ın “aç, yoksul ve işsiz” kalması, daha çok işine geliyordur!..

 

  • gecegece1 yıl önce
    ONyıl önce yazdığın nasilda bu gün le örtüşüyor hasan abi
  • alper gündüzalper gündüz1 yıl önce
    mekanın cennet olsun...
  • İbrahim Yamanİbrahim Yaman1 yıl önce
    Allah gani gani rahmet eylesin
  • alper özleralper özler1 yıl önce
    Nur içinde yatasın ağbey.Yazılarını özlüycez.
  • KartalKartal1 yıl önce
    Aç, yoksul vede nüfussuz. ...
  • Yusuf CanYusuf Can1 yıl önce
    Abim mekanın cennet,Peygamberimize komşu olrsun inşallah