Onlar da “sarıklı ve sakallı”ydı... Ama, “eser” bıraktılar!

30 Ocak 2016 Cumartesi

HASAN ABİ’NİN VEFATINA 

İTHAFEN...

Vakit/5.01.2004 tarihli yazısı

Yıllar önce, “Alacakaranlık Kuşağı” filmlerinden birini seyretmiştim... Bir genç, varını-yoğunu harcıyor ve “birkaç dil bilen bir uzman” olarak yetiştiriyordu kendini...

Artık, bir “iş” bulup, çalışmalıydı... Ne var ki; müracaat ettiği yerlerden bir türlü olumlu cevap alamıyordu...

“İşsiz”di... “Aç”tı!..

Evde, satılacak bir şey de kalmamıştı...

Tam o anda, bir arkadaşı tavsiyede bulunmuştu kendisine:

“Filanca yerde hatıraları satın alıyorlar!.. Bir günlük hatıra şu kadar para, 2 günlük olanı şu kadar!”

Genç, “çaresiz”di!..

En sonunda, denilen yere gitmiş, beynine “elektrot”lar bağlanmış ve “hatıra emilimi” başlamıştı!..

Karşılığında “para”sını almış ve bazı ihtiyaçlarını karşılamıştı...

Ancak, bir süre sonra o para da tükenmiş ve yine “hatıra satmaya” mecbur kalmıştı!..

“Üçüncü” ve “dördüncü” derken, “hatıra”larının büyük bölümü silinmişti beyninden... Çünkü, her “elektrot” bağlanışında, “hayatından bir kesit” siliniyor ve o dönemi hatırlayamıyordu!..

Meselâ; “üniversite yılları”nı hatırlayamıyordu... Öğrendiği “yabancı dil”lerden ikisini, artık hiç konuşamıyordu!..

“İçi boşaltılmış bir çuval” gibi hissediyordu kendisini!..

Derken; “beklediği iş teklifi” gelmişti... İşe başlamış, eline para geçmişti...

Artık, “hatıralarını geri alabilir”di!..

Aynı firmaya gitmiş, “elektrot”ları yine bağlatmış ve “hatıra nakli”ne başlanmıştı!..

Aaa, o da ne?..

Bunlar, “kendi hatıraları” değildi... Kayıtta bir karışıklık olmuş ve “yaşlı bir kadın”ın hatıraları nakledilmişti hafızasına!..

Derhal geri gitmiş ama acı gerçekle karşılaşmıştı:

“Hatıralarınızı bekletme süresi dolduğundan, sizin hatıralarınızı bir başka insana yükledik!.. Siz, böyle yaşamaya mecbursunuz!”

ONLAR “SARIKLI”YDI!

“Vehametin boyutu”nu ne derece aktarabildim, bilmiyorum...

Bildiğim şu ki; aynı vehameti, şu anda “toplum” olarak biz yaşıyoruz!..

“Hafızamız” silinmiş!..

“Hatıralarımız” yok olmuş!..

O hâle gelmişiz ki;

“Biz, bize yabancıyız!”

Biz; “biz”den, “geçmişimiz”den, “tarihimiz”den, “kültürümüz”den, hasılı kelâm, “bizi biz yapan tüm değerler”den kopmuşuz!..

Ya da; meçhul bir makina, “elektrot”larını yapıştırmış kafamıza, emmiş tüm “hatıra”larımızı!..

Karşılığında belki “para” vermişler, ama geçmişimiz silindiği için; biz, “biz olmaktan” çıkmışız!..

O kadar çıkmışız ki;

Bize ait olan “sarık”lara, “örtü”lere ve “şalvar”lara bile, artık “yaban” gözüyle bakıp, “çağdışı” ilân ediyoruz onları!..

Oysa; bize, bu güzelim vatanı “emanet” edenler de “sarıklı”ydı, “sakallı”ydı, “cübbeli”ydi!..

İşte Osman Gazi...

“Beylikten imparatorluğa” geçişi sağlayan padişah...

Sakallıydı...

İşte Fatih Sultan Mehmed...

Hıristiyanların yaşadığı “Ortaçağ karanlığı”na son verip, insanlığa “Yeniçağ”ı armağan eden sultan!..

Ve yine; tarihe ve insanlığa “Havan Topu”nu armağan eden padişah!.. Üstelik, o “top”ların “balistik” hesaplarını bizzat kendisi yapan büyük bir deha!..

Dahası; 

“Dünya başkenti İstanbul”u fethedip, bize hediye eden büyük komutan!..

Öylesine büyük ki; vefat ettiğinde, Osmanlı topraklarının yüzölçümü; Kırım Hanlığı da dahil, “2 milyon 220 bin kilometrekare”yi buluyordu!..

O da;

Hem “sarıklı”, hem “sakallı”ydı!..

İşte Kanuni Sultan Süleyman...

Osmanlı’yı, “en geniş sınır”larına kavuşturan ve Akdeniz’i bir “Türk Gölü” haline getiren devlet adamı!..

Evet;

O da “sakallı” ve de “sarıklı”ydı!..

Ve, Yavuz Sultan Selim...

Mukaddes Emanetler’i Mısır’dan alıp, İstanbul’a getiren padişah... Topkapı Sarayı’nda “Hatim merasimi”ni başlatan ve bu merasimlere bizzat kendisi de katılan devlet adamı...

O da sakallı, o da sarıklı!..

HANGİ ATATÜRK!

Hangi birisini sayayım?.. Hepsinin de kendine has becerisi, kendine has devlet yönetimi vardı ki, 600 yıl boyunca “huzur, barış ve adaletin sembolü” oldular dünyada...

Onlara; “Beylikten imparatorluğa” giden yolu açmalarında, onlara, “çağ kapayıp, çağ açmaları”nda ne “sarık”ları engel oldu, ne de “sakal”ları!..

Onlar olmasaydı;

Bırakın “Çağdaş Türkiye”yi, acaba “Türkiye”nin kendisi olacak mıydı?..

“Sarıklı mücahidler” olmasaydı, bu topraklar hâlâ “düşman çizmeleri” tarafından çiğneniyor olmayacak mıydı?..

Biliyorum; bazıları, “Ya Atatürk olmasaydı?” diyecek...

Doğru; ya Atatürk olmasaydı?..

Ama, hangi Atatürk?!?

Ya da; kimin Atatürk’ü?..

Benim bildiğim, benim tanıdığım, benim incelediğim Atatürk, hiçbir zaman ne “sarık”la uğraşmış, ne de “sakal”la!..

Benim bildiğim Atatürk;

“Tesettür” ve onun bir parçası olan “başörtüsü” ile de uğraşmamıştır!..

Tam aksine;

Tesettürlü hanımların da toplum hayatına kazandırılması için çaba sarfetmiştir.

Bunun aksini iddia edenler;

Ya “Atatürkçü” değildir,

Ya da “yalancının teki”dir!..

SARIKLI ATATÜRK!

Bugün; “Atatürkçü” olduklarını iddia edenler, Fatih’teki “cenaze görüntüleri”ni ve bir “iftar yemeği”nde gizli kamerayla çekilip, “servise sunulan” fotoğrafı tartışıp, bunun üzerine ahkâm kesiyor!..

Diyorlar ki;

“Bu görüntüler çağdaş Türkiye’yi yansıtmıyor!.. Bunlar, Atatürk Türkiyesi’ne yakışmayacak çağdışı görüntülerdir!”

Kim söylüyor bunları?..

Kendilerinden başka herkesi “Atatürk düşmanı” ilân edip, “Atatürk’ü kendi tekellerine alan”lar!..

Peki, “Atatürk’e rağmen Atatürkçülük” yapanlar, yukarıdaki fotoğrafa ne buyuruyorlar?..

Hemen söyleyeyim ki;

Bu fotoğraf, “gizli kamera” ile çekilmedi!.. Bir “cenaze töreni”nde veya bir “iftar yemeği”nde de çekilmedi!..

Bu fotoğraf;

“Meclis’in önünde” çekilmişti...

Evet, Meclis’in önünde!..

Bu fotoğrafı, Atatürk’ün Son Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ın Hayat Yayınları arasında çıkan “Fotoğraflarla Atatürk” kitabından aldım...

Hasan Rıza Soyak, “Sarıklı Atatürk” fotoğrafının altına şu notu düşmüş:

“İlk günlerde, Meclis’te büyük ekseriyeti teşkil eden sarıklı mebuslara, kendisinin de Trablusgarp’ta, onlarınkine benzer bir kisve hediye edilmiş olduğunu söylemiş ve onlarla birlikte bu fotoğrafı çektirmişti.”

Hele söyleyin;

Atatürk, bu “fotoğraf”ın tarihe geçecek bir “belge” olacağını bilmiyor muydu?..

Elbette biliyordu!..

Ama, ne yaptı; “sarıklı ve sakallı milletvekilleri”ni etrafına toplayıp, kendisi de “sarıklı” bir kıyafet giyerek, onlarla birlikte bu “görüntü”yü verdi!..

Pardon; aynı kitapta, bir de “Sakallı Atatürk” fotoğrafı var... Hem de “Derne Komutanı” olarak!..

Şunu söylemek istiyorum:

Ne yüzündeki “sakal”, ne de başındaki “sarık”, Atatürk’ün “Atatürk” olmasını engellemedi!.. Ne “savaş”tan geri kaldı, ne “zafer”den!..

ATATÜRKÇÜ CHP!

Peki, ya “Atatürkçü” olduklarını iddia edenlere ne demeli?..

Sorarım onlara; “bilim”in neresindedirler?.. “Teknoloji”nin, “keşif” ve “icat”ların neresindedirler?..

Allah aşkına söyleyin;

“Atatürk’ün yolundan ilerleyip, biz de şu eserleri kazandırdık ülkeye!” desinler, buna dair tek bir örnek göstersinler de, dişimi kırayım!..

Alın CHP’yi!.. 

“En bi Atatürkçü” olarak kendilerini görürler. “Atatürk ilke ve devrimlerini korumak CHP’nin öncelikli görevidir” derler!.. Habire “panel ve sempozyum” düzenler ve laga-luga yaparlar!..

Habire nutuk atarlar, habire “Atatürkçülük edebiyatı” yaparlar!..

Sorarım size;

“Bu da CHP’nin eseridir” diyebilecekleri bir tek “eser” var mıdır şu ülkede?..

Taş üstüne koydukları bir “taş” gösterebilirler mi?

Tam aksine!..

Var olanı da kuruttular!.. Hele hatırlayın “Sözen’li İstanbul” günlerini!.. Yağmur yağmadığından, göller kurumuştu göller!.. Musluklardan “yosun” akıyordu!.. 

Dahası, “göl tabanları” çatlamış, yarım metrelik “yarık”lar açılmıştı!..

Sonra öğrenmiştik ki; bize “yosun” içiren “CHP’li tosun”lar, çoktaan köşeyi dönmüş, bize de “İSKİ lâğımı” kalmıştı!..

Ama, yine de haklarını yemeyelim... “Hiçbir eserleri yok” deyip de, günahlarını almayalım...

Evet, bir “eser”leri var!..

Erdal İnönü’nün, Trakya taraflarında açtığı bir “umumi tuvalet” var ki, Türkiye’ye yaptıkları “tek hizmet” bundan ibaret!..

Türkiye genelinde milleti “gerseler” de, orada “rahatlıyor” insanlar!.

HANGİ ÇAĞDAŞLIK?

En başta dedim ya;

Bir “Alacakaranlık Kuşağı” yaşıyor Türkiye!.. “Hafıza”sını kaybetmiş, “hatıra”ları silinmiş ve “değer”lerinden koparılmış bir Türkiye!..

“Biz, bize yabancı” olduk!..

Biz, “biz”den koptuk!..

Biz, “kendini koruyan kabuğu” beğenmeyip, “tüh kıllı” diyen “kestane”lere döndük!..

Biz; çıktığı “yumurta”nın kabuğunu beğenmeyen “civciv”lere döndük!..

Şimdi kalkmış; “çarşaf”a dil uzatıyor, “başörtüsü”nü dışlıyor, “sarıklı”yı ve “sakallı”yı çağdışı ilân ediyoruz!..

Ne acıdır ki;

“Padişah”lardan “Atatürk”e kadar, bu toprakları “vatan” yapan tüm insanlar, ya “sarıklı”ydı, ya da “sakallı!”

Dahası; bize ve dünyaya “Fetih” gibi bir hazineyi, “Havan Topu” gibi bir teknolojiyi kazandıran Fatih Sultan Mehmed Han’ın başındaki sarık ve yüzündeki sakal, onun “çağ açıp, çağ kapatması”na asla engel olmadı!..

Ya; “sakalsız, bıyıksız ve sarıksız Türkiye”de durum nedir?..

Ne acı ki;

Kendimiz yapamayıp, “ithal” ettiğimiz “top”larımızın, “tank”larımızın ve “uçak”larımızın modernizasyonunu bile sadece “56 yıllık tarihi” olan bir ülkeye, evet “birkaç milyonluk İsrail”e yaptırıyoruz!..

Demek oluyor ki;

“Sakalsız, bıyıksız ve sarıksız” olmakla, “çağdaş” olunmuyor!!!

Eğer olunuyorsa; buyrun, bir “eser” koyun ortaya da, görelim!..

Ama, hayır;

Rektörünün bile “bilim hırsızı” olduğu bir ülkede, ancak ve ancak “çarşaf” yasaklanır ama neticede “çarşafa dolaşılır!”

“Çağdaş Türkiye’yi yansıtmadığı” iddia edilen insanlar ise, ülkeye “48 milyar dolar” kazandırarak, “ihracatta rekor” kırarlar!.. Onlar, “Son 28 yılın en düşük enflasyonu”nu gerçekleştirirler!..

Ama, yine de “çağdaş” sayılmazlar!..

Peki, “çağdaşlık” nedir?..

Söyleyin Allah aşkına;

“Sakallı ve sarıklı Atatürk” de mi “çağdışı”ydı?..

O da mı “takiyye” yapıyordu?..

Hayır, hayır;

Alın, “çağdaşlık” sizin olsun, tekelinize aldığınız Atatürk’ü geri verin bana!..

“Hatıra”larımı da!.. 

“Benliğimi” de!!!.

 -------------------------

Mahsur kaldığınızda!

Adamlar, “hedef”lerini koymuş ortaya: “2 yıl içinde 50 bin Türk vatandaşı Hıristiyan yapılacak!”

Bu amaçla da harıl harıl çalışıyorlar!.. En ücra köylere kadar gidip, “İncil arası dolar” dağıtıyorlar!..

Biz ise, yolda mahsur kalmış olan vatandaşlarımıza “kumanya” dağıtmaktan bile aciziz!..

Hani, aklıma gelmedi değil; yolda kalmış vatandaşlar, “imdaat yolda kaldım!” diye telefon edeceklerine, “Yetişin!.. 

Burada kaçak Kur’an kursu var!” diye telefon etselerdi, jet hızıyla ulaşılırdı kendilerine!..

Çünkü bizim “bürokrasi”miz “misyoner”lere göre değil, “Kur’an kursları”na göre programlanmıştır!..

Hele deneyin... Hemen ulaşırlar size!..

 

  • i kazui kazu1 yıl önce
    Allahım mekanını ccennet eylesin bizlerde senin gibi ruhumuzu en kutsal yerde teslimederiz inş ne yazdıysan dogrudur inş tezgunde uyanırız selam ve duayla