Medya... Etik-Tetik, İğne-Çuvaldız meselesi

15 Ocak 2016 Cuma

Akit

11.04.2000

HASAN ABİ’NİN VEFATINA İTHAFEN...

Hep böyle olur... Bir “facia” veya “dehşet” yaşandığında, “medya”nın aklı başına gelir ve aylardır, belki de  yıllardır görmediği, görmek istemediği “olayı” masaya yatırır, başlar didiklemeye.

Ne var ki;

İlk bir-iki gün “ciddi” plânda gündeme getirilen o olay, 3. gün “magazin”leşir, 4. gün “sulandırılır” 5. gün ise gündemden kaldırılır.

Daha sonra da unutulur ve “tarihin çöp sepeti”ne atılır.

“Trafik faciaları”nda böyle olmuştur.

“Deprem”lerde böyle olmuştur.

“Terör” ve benzeri olaylarda böyle olmuştur.

Şimdi de “kendini” tartışıyor medyamız.

6 MİLYONDAN 3 MİLYONA

Niye?..

Çünkü, büyük bir “dehşet” yaşıyorlar.

Tirajlar tepetaklak!

Millet okumuyor!

Ülke nüfusu her yıl artarken, “okur sayısı” yıldan yıla düşüyor!

Adı büyük birçok gazete, fiyatlarını düşürerek, tiraj düşüşünü önlemenin çabasında!..

Bir kısmı, “fiske” vursan kapanacak noktaya geldi.

Sebebi malûm;

“Gazete” kavramını, “ticarî eşya” olarak görmek!..

Bunun “fatura”sını ödüyorlar şimdi.

Ne acı ki;

Sadece “Çıplak kâğıt” ücreti, yani “basılmamış gazete” fiyatı 100 bin liranın çok çok üzerinde iken, yüz bilmem kaç sayfa gazete ve ilâveyi “100 bin lira”ya satmaya çalışıyorlar...

Hem de; bu değirmenin suyunun nereden geldiğini açıklama zahmetinde bile bulunmadan!..

Fakat, yine de yüzlerine bakan yok!..

Çırpınıyorlar “satabilmek” için, ama “alan” yok!.. Herhalde “kaz” gelecek yere, birer “tavuk” gibi ikram edilmemek için!..

Hem, niye alsın ki millet;

“Haber” okuyayım derken, “küfür” okuyor!..

Bir de bakıyor ki;

Para verip aldığı gazete; ya “dinine” küfrediyor, ya “kıyafet”ine, ya “örtülü bacısı”na, ya da Kâbe’deki hacısına!..

İyi de;

Böyle bir gazeteyi niye alsın vatandaş?..

Verdiği her kuruş, kendisine “küfür” olarak dönerken, ona hâlâ para ödemek, olsa olsa “ahmaklık” olur!..

Ya da, embesillik!..

Aziz Nesin öyle görse de, “aptal” değil bu millet.

Bundan 6 yıl öncesinde; günlük gazetelerin toplam tirajı 5.5-6 milyon civarındaydı.

Bugün ise 2.5-3 milyon ancak satabiliyorlar!

Müthiş bir gerileme!..

Dehşet bir tablo.

SES ÇIKIYOR AMA...

Tabiî, “dehşet” ortaya çıkınca, onun konuşulması, tartışılması lâzım.

Gazetecilerimiz, son birkaç gündür “dehşet tablosu”nu yatırdılar ameliyat masasına...

“İğne”ler, “çuvaldız”lar gırla gidiyor.

“Teşhis” korkunç:

“Gazeteler; bir türlü vazgeçemedikleri promosyon çılgınlığı yüzünden, adeta başka ürünlerin yan kuruluşu haline geldi.

Gazetelerde;

Halkın sesi değil, tencerenin-tavanın sesi çıkıyor.

Gazetelerden; mürekkep kokusu değil, parfüm kokusu geliyor!”

KÂR-ANLIK BİR DÖNEM!

Promosyon; yaşanan hastalığın sadece bir boyutu... Oysa, “itibar kaybı”nda daha başka sebepler de var.

Neymiş o?..

Dinleyelim gazetecilerimizi:

“Türk basınında etik ile tetik, birbirine karışmış durumda... Türkiye, şeffaf bir karanlık dönem yaşıyor!..

Türkiye, Kâr-Anlık bir dönem yaşıyor!..

Eskiden; kapalı kapılar ardında yapılan ihaleleri yazardı medya... Oysa şimdi, kapalı kapılar ardında kotardığı ihalenin naklen yayınını şeffaf (!) biçimde kendisi yayınlıyor!..”

BÜNYEDEKİ 4 ENFEKSİYON

Dedik ya;

“İğne”ler, “çuvaldız”lar, gırla... Hem testiyi kırıyorlar, hem de yol gösteriyorlar.

Bir bünyede “hastalık” varsa, o bünye mutlaka “enfeksiyon” kapmıştır!..

Ya da;

Bünye, kaptığı bu “enfeksiyon”dan dolayı “hasta” olmuştur!..

Nedir o “enfeksiyon”lar?.

Şöyle sayıyor gazetecilerimiz:

l “Misyoner gazeteciler”

l “Sektör dışından paraşütle iniş yapan kişiler”

l “Reklâm haberi yapan çıkarcı gazeteciler”

l “Otoriter güçlerin ve belli odakların emrinde hizmet gören manüplatif devlet gazetecileri!.. Köşk kâtipleri!.. Konut yağdanlıkları!..”

YA PATRONLARA NE DEMELİ?

Tamam; “gazeteciler” böyle.

Yani;

Kimi misyoner, kimi paraşütçü, kimi çıkarcı, kimi de devlet görevlisi!..

İyi de;

Bu noktaya gelinmesinde “patron”ların hiç mi suçu yok?..

“Medya patronları”nın veya “yönetici”lerin işi “gazetecilik” midir, yoksa “ihale takipçiliği” mi?

Patronlar da karar vermek durumunda değil mi;

“Gazete” mi satacaklar, yoksa “petrol” mü, ya da “elektrik”mi?

“Çimento” satmak veya “telefon” ticareti yapmak, bir “medya patronu”nun işi midir?

Haaa; her alanda at koşturmaya kalkışırsan, ondan sonra “sermaye grubu”, “piyasa güçleri” ve “siyasî otorite” arasında “denge” gözetmeye de başlarsın!..

Bu da;

“Kanser tümörü”nün bünyeyi sarması ve “yapı bozukluğu”na yol açmaya başlaması demektir ki, “ölümcül darbe” yakındır!..

“Gazete” denilen kuruluş, herhangi bir “ticarî şirket” değildir.

Gazete yöneticisi de, bir “fabrika müdürü” olamaz!..

Sermayesi de;

“Gazete”dir!.. Bir “çimento torbası” veya “petrol pompası”, ya da “oto yedek parçası” değil!..

Zaten;

Olaya böyle bakanlar yüzünden “itibar” kaybetti bu meslek!..

Önce “itibar”ını kaybetti,

Şimdi de “tiraj”ını kaybediyor!..

Oysa, yıllardır sesleniyoruz kendilerine:

“Bırakın züccaciye tüccarlığını, bırakın ihale takipçiliğini... Bırakın, başkası yapsın bu işleri... Siz, gazetecilik yapın!”

Dinlemediler.

Dinletemedik.

Şimdi, aynı şeyleri kendileri anlatıyorlar “panel”lerde, “seminer”lerde.

Ama dinleyenleri yok!..

AKİT’İN MEDYADAKİ YERİ

Biliyorum, soracaksınız:

“Bu tablo içinde Akit’in yeri nedir?”

Şunu öncelikle belirtmekte yarar var:

Akit’te;

İslâm haricindeki herhangi bir dinin veya dinsizliğin propagandasını yapan “misyoner” yok... “Malûm odak”larla bağlantı kurmakla görevli “paraşütçüler” yok... “Çıkarcı” yok, “tetikçi” yok.

“Manipülatif devlet gazetecileri” ise, zaten barınamaz bünyemizde!..

“Patron”umuza gelince;

“Yat”ı yok ki; direğine “İngiliz bayrağı” asıp da denizlere açılsın.

“Holding”i yok ki, “ihale” peşinde koşsun!..

“Malikâne”si yok ki “devletlûlara davet” verip, doyursun onları!..

“Saltanat”ı yok ki, kaybetmemek için “yağdanlık” yapsın!..

Benim gibi, sizin gibi, toplumun geneli gibi “sıradan bir insan” işte.

Ancak;

Onu da, Akit’i de büyüten “temel özellik” burada...

“Bizim, sizden farkımız yok.”

Böyle olduğumuz içindir ki;

“Bağımsız, bağlantısız, güdümsüz” ve de “özgür”üz.

“Haber” veriyoruz, özgürce... “Yazı” yazıyoruz, özgürce.

Hiçbir “denge hesabı” yapmadan!..

“Müslümana karşı müşfik, kâfirlere karşı şedit” olmak dışında bir ölçümüz yok.

BAŞKALARI NASIL GÖRÜYOR?

Aslında; kendimizi uzun uzun anlatmaya gerek yok.

Siz, zaten tanıyorsunuz bizi.

Peki, “başkaları” nasıl tanıyor?..

Nasıl biliyorlar bizi?..

İşte, “basının duayeni” olarak bilinen Nezih Demirkent’in satırları:

“Medyanın bugünkü kapısı bilgilenmeye sınırlama getirince, toplumdaki değişik görüşlere ulaşmak zorlaştı... (...) Çare, değişik görüşlere sahip yayın organlarının varlığı olabilirdi.

Nitekim; oluyor.

Sağ medya önem kazanıyor.

Olup bitenleri izlemek isteyenler, şu günlerde Akit gibi gazeteleri izlemeye mecbur... Yorumlarına katılmasanız da, haberlere değişik kaynaklardan ulaşabiliyorsunuz.

Eskiden olduğu gibi, sol gazeteler kalmayınca, bu boşluğu sağ medya doldurmaya başladı.”

Dahası;

“Enerji iptalleri”ni, “özelleştirme kararları”nın perde arkası sebeplerini “bizler”den takip ettiğini yazıyor Demirkent.

“Çuvaldız”ı da batırıyor “kartel medyası”na:

“Kısır döngü içindeler... Gazete sayfaları, magazin haberleriyle masa başında dolduruluyor... Anadolu’da yaşayanların hiçbir olayı yansıtılmıyor... Şarkıcılara-türkücülere ayrılan yer, çoğu kere, bir büyük şehirde olan-bitenlerden daha fazla önemseniyor.”

“Olup-biteni izlemek isteyenler, sağ medyayı takip etmek zorunda!”

BİZ “HALKIN KENDİSİ”YİZ

Tüm bunları niye yazdım?..

İstedim ki, “nasıl bir gazete” okuduğunuzu bilesiniz.

İstedim ki; “hükümet bültenleri” ile “gerçek gazete” arasındaki farkı göresiniz.

Onur duyasınız, gurur duyasınız okuduğunuz gazete ile.

Fazla söze ne hacet;

Biz “gazete”yiz.

Bizden, “tencere-tava” sesi değil, “halkın sesi” çıkar.

Çünkü biz; “Halkın kendisi”yiz.

Siz “biz”siniz,

Biz de “siz”...

Sahip çıkın “kendiniz”e!..

 ***************************************************************************************

Taksit yerine toptan

Birinci sayfamızdaki haberi ve gözler önüne serilen rakamları dikkatle inceleyin.

Ve, sorun kendi kendinize:

“Bu adamlar, ayda 2-3 Trilyon zararı göze alıp, bize niçin 100 Bin Lira’ya gazete okutuyor?”

Dün dedik ya;

“Vardır bir illeti!..”

İşte illet burada: Kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyorlar!..

Kendileri “kıyak ihaleler” ile trilyonları götürürken, sizleri de “vatandaş gazete okusun abicim!” numaralarıyla uyutuyorlar!..

Sizden “taksit taksit” almadıkları paraları, yine sizin devlete ödediğiniz “vergi”lerden, hem de “toptan” götürüyorlar!..

Durum bu... Yorum sizin!..

  • Zübeyir Sengül Zübeyir Sengül 1 yıl önce
    Makamın cennet olsunyiyit adam gibi adam.hasan abim.seni hiç unutmiyacagiz.,
  • Muhammed Muhammed 1 yıl önce
    ALLAH rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşaallah... harbiden adam gibi adamdı...
  • yusuf korkmazyusuf korkmaz1 yıl önce
    Allah Rahmet eylesin
  • Abdullah YURDAKUL Abdullah YURDAKUL 1 yıl önce
    Mekanın cennet olsun Hasan Abimiz.
  • İrfan YILDIZİrfan YILDIZ1 yıl önce
    Super bir yazı. Allah Rahmet eylesin. Mekanı Cennet olsun İnşallah.
  • muzaffermuzaffer1 yıl önce
    Nur icinde yat yazilarin insallah hergun yayinlanmaya devam eder ayni askla heyacanla bugun yazilmisgibi okuyoruz
  • Adem URFANLIAdem URFANLI1 yıl önce
    Allah razı olsun hasan abimizi bize hatırlattığınız için.
  • ibrahim çiftçiibrahim çiftçi1 yıl önce
    Allah rahmet eylesin hasan abim