Köylü... Milletin efendisi, egemenlerin kölesi!

 

HASAN ABİ’NİN VEFATINA  İTHAFEN...

akit / 22.02.2000

 

Gazetelerden biri başlık atmış: “Köylü, reklâmın efendisi.”

Sonra da açıklık getirmiş başlığa:

“Reklâmcılar, son günlerde her türlü ürün ve hizmeti köylülerle tanıtıyor.”

Tabiî;

“Köylü” tipli insanların, o reklâmlarda “rol” almış olması, “köylü”leri “efendi” haline getirip-getirmediği tartışılır.

Atatürk’ün;

“Köylü milletin efendisidir” sözünün de, günümüz Türkiye’sinde geçerliliğini koruyup korumadığı, yoruma açık.

Köylü’nün, onlarca dönüm arazisinden elde ettiği ürün, bir “traktör” almaya yetmiyorsa, aldığı krediyi ödeyemeyen köylüler “hapis cezası” ile karşı karşıya ise ve hele “daha çok ürün” almak için kullanacağı “gübre”yi bile alacak ekonomik gücü yoksa, böyle bir köylüye, kim ve nasıl “efendi” diyebilir?..

Tabiî;

“Patates” ve “soğan” üretip de, bunu satamayan “köylü”nün, kime efendilik yapacağı da düşünülmeli.

Böyle bir köylüye, değil “efendi”lik, olsa olsa “kölelik” yakışır!..

1930’ların Türkiye’sinde, köylüler belki “efendi” idi... 2000’lerin Türkiye’sinde ise, o, bir “köle”dir!..

Hükümetlerin kölesi!..

Sanayicilerin kölesi!..

Holdinglerin kölesi!..

Reklâmcıların kölesi!..

EGEMENLER DİKTASI!

Her neyse... Konumuz bu değil... Biz, yine dönelim “reklâmın efendisi” olarak sunulan köylüler olayına...

Sizin de dikkatinizi çekiyor olmalı.

Son günlerde, “köylü tiplemesi”nin çokça yer aldığı reklâmlar birbirini takip ediyor.

“Kıyafet”leri ve “şive”leri ile köylüleri taklit eden sanatçılar; “tık tık eyi günler”le başlayan reklâmlardan sonra, şimdi de “aganigi-naganigi” ve “internet” reklâmlarında rol alıyor.

“Kokoreççi” ile “kestaneci”nin “e-mail” muhabbetini görmüş/duymuş olmalısınız.

Bu “tiplemeler”, bir zamanlar Yeşilçam filmlerinde de çokça kullanılmıştı.

“Köylü kızı”nın saray yavrusu eve gelişi, ürkek gözlerle etrafa bakması ve sonra, evin zıpır oğlu tarafından verilen bir kokteylde, arkadaşlarına takdim edilip, ortalığı bir kahkaha tufanının kaplaması!..

Kiminin “örtü”süne dokunması, kiminin “şalvar”ıyla alay etmesi, kiminin de onun “şive”sini taklit ederek konuşması...

Tüm bunlar;

İlk etapta “köylüye itibar gösterme” gibi bir iddiaya dayandırılsa da, köylüyü “aşağılama”nın, ona “hakim olma” duygusunun dışa yansıyan göstergeleridir!..

Hadi, daha açık yazayım;

Bilinçaltındaki “hor görme içgüdüsü”nün dışa vurumudur bu!..

“Köylü”leri, “işçi”leri, “çiftçi”leri, “memur”ları, “emekli”leri, veya “öğretmen”leri aşağılamak, onları, bir “gösteri maymunu” gibi görmek istemektedir “egemen”ler!..

Bu “tipleme”leri ekranlara veya beyaz perdeye taşıyanlar, aslında “egemenlik”lerini ilân etmektedir.

“Güç bizde... Yöneten biziz, sen ise oyuncusun” demektedirler!..

KÜÇÜK GÖRME HASTALIĞI

Biliyorum; reklâmcılar, kendilerini savunacak:

“Bu şekilde, biraz da mizah unsurunu kullanarak, toplumun geniş kesimlerine ulaşmayı hedefliyoruz...”

İyi de, “reklâm”ın bir amacı “ürün tanıtımı” yani “kitleye ulaşım” olduğu kadar, bir diğer ve asıl amacı “gerçeklerin yansıtılması” kuralı değil midir?..

Şimdi söyleyin;

Ekranlardaki o reklâmlar ile “gerçek” birbiriyle örtüşüyor mu?

Bilgisayarın, internetin veya “e-mail”in hedef kitlesi “kestane” satıcısı mıdır, yoksa “kokoreççi” mi?

O halde;

Bu insanların “reklâm unsuru” olarak kullanılması, onlarla “alay” etmek, onları “aşağılamak” ve en azından onları “ti’ye almak” değil de nedir?..

Bu konuda; şahsen ben, MÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ünsal Oskay’ın görüşlerine aynen katılıyorum.

Diyor ki Sayın Oskay;

“Bu tür reklâmlarla, köylü ve işçi gibi insanlarla alay ediliyor... Bu; insanın, hemen yanındaki küçük insanı tırmalamaktan zevk almasıdır!”

Evet; kendini “egemen” gören çevrenin insanları, “küçük gördükleri insanlar”ı sürekli tırmalıyorlar!..

Çekiştiriyorlar,

Aşağılıyorlar,

Alay ediyorlar,

Ti’ye alıyorlar!..

Ve hatta “zulmediyorlar” onlara!..

BAŞÖRTÜLÜ ÇAYCI

Sadece “reklâm”larda değil bu durum... Türkiye’nin bütün “egemen”leri böyle davranıyor “küçük” gördükleri insanlara!.. Onları aşağılamaktan, doyumsuz bir zevk alıyorlar!..

Hele bakın “devlet daireleri”ne, “süpermarket”lere veya “holding merkezleri”ne...

Göreceksiniz ki;

Oralardaki “çaycı” kadınların, “hizmetçi”lerin veya yerleri-masaları temizleyen “paspasçı”ların, ya da “odacı”ların çoğunluğu ya “başörtülü”dür, ya da “sakallı” garibanlardır.

Onlar “işçi”dir!..

Onlar “küçük”tür!..

Onlar, sadece “emredileni” yaparlar!..

Bu gibi yerlerde;

Başörtülü veya sakallı bir “memur” veya “amir”, ya da “müdür”ü, masa başında otururken göremezsiniz!..

Çünkü onlar;

“Masa başı adamı” değildir!.. “Koltuk”lara da lâyık değildir (!) onlar!..

Onlar; 

Süpürmeye ve sürünmeye mahkûmdur!..

UYAN EY HALKIM!

Aslına bakarsanız;

“Başörtülü” öğrenci veya öğretmenlerin bugünün Türkiye’sinde maruz kaldıkları “baskı”ların, “dayatma”ların ve gördükleri “taciz”in temelinde de bu “egemenler diktası”nın “tahakkümcü” zihniyeti yatıyor!..

Onlar;

Egemenliklerini sürdürmek istiyorlar... Onlar, kendilerinden olmayanı “küçük görmek” gibi hastalıklı bir kafaya sahip!..

Dolayısıyla;

Atatürk döneminin “köylü milletin efendisidir” anlayışı, çoktaan kaldırıldı yürürlükten!..

Hem de “Atatürkçü” geçinenlerin elleriyle!..

Bugünün Türkiye’sinde;

“Köylü”ler ve “işçi”ler, hatta bütün “yerli”ler, birer “köle” oldu!..

“Efendilik” ise, maalesef, “beyefendi” diye hitap edilen “egemenler”in elinde!..

Haa, “köylü”nün hiç mi esamesi okunmuyor?.

Okunmaz olur mu hiç?..

Reklâmlarda “efendi rolü” veriliyor ya, daha ne?!

İşin acı tarafı;

O rolü de “işçi” veya “köylü”ye değil, yine “efendi”lere veriyorlar!..

“Rol”ü bile çok görüyorlar köylüye/işçiye!..

Daha, ne diyeyim?..

Uyan ey halkım;

Yetmedi mi bunca “köle”lik?.. Uyan da “efendi” ol artık!..

Yoksa bu “beyefendi”(!)ler, daha çook “aganigi-naganigi” yapar sana!..

Daha çok tatil... Daha çok enerji!

Ankara’daki öğrencilik yıllarımızda, bir gün bir arkadaş, nefes nefese gelmişti yanımıza.

Perişanlığını görüp de sorduğumuzda, “sormayın” dedi, Tam otobüse binmek üzereydim ki, hareket etti... Peşinden koştum, durakta yakaladım... Adımımı atacağım sırada, yine hareket etti... Yine koştum!..

Anlaşılan, 3-4 durak boyu koşmuştu otobüsün arkasından... Sözünü şöyle tamamlamıştı: “Ama yine de kârdayım... Hiç olmazsa, otobüse vereceğim para cebime kaldı.”

Bunu söyleyince, bir arkadaş şu karşılığı verdi

“İyi de birader; o zaman, madem ki otobüs yerine taksinin peşinden koşsaydın... Hiç olmazsa, cebinde daha çok para kalmış olurdu!..”

.....................

9 günlük “bayram tatili”ne gerekçe olarak “enerji tatili”nin gösterilmesi, bana bu olayı hatırlattı.

Ankaralı büyüklerimiz kafayı çalıştırdılar ve “yeni bir tatil” icad ettiler!..

Adı, “enerji tatili” imiş!..

Bu tatil sayesinde;

“20 milyon kilovatsaat enerji tasarrufu” sağlanacakmış!..

Öyle diyorlar.

Bana kalırsa;

Bu “tatil” daha da uzatılmalıdır. Meselâ, “18 gün”e çıkarılırsa 40 milyon kilovatsaat, 365 güne çıkarılırsa 700 milyon kilovatsaat kadar “tasarruf” sağlanır!..

İşin sırrı “tatil”de olduğuna göre, “365 gün tatil” ilân edelim, olsun bitsin!..

Daha çok tatil, daha çok tasarruf!..

Nasıl teklif ama?!.

“Çalışan”ların canı çıkmış, kimin umurunda?..

Muharrem İnce’nin “anlayış”ı!

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, hiç de soyadı gibi “ince” değil!.. 

Ne eleştirilerinde “incelik” var, ne sataşmalarında!.. 

Mesela; Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın, Kılıçdaroğlu için, “Kılıçdaroğlu bir kamera şakasıdır” şeklindeki “ince göndermesi”ne, İnce “kaba” bir cevap vermiş: “3 bin 290 yıl önce yapılan Kadeş Anlaşması’ndan bu yana, Anadolu toprakları böyle bir siyasî dönek görmemiştir!”

“Kamera şakası” ifadesindeki “incelik” nerde, “dönek” ifadesindeki “hakaret” nerde?..

Bir de kalkmış, “Arena’daki ıslıklama”“olağan” sayıyor İnce!.. 

“Ne olmuş yani” diyor, “Çakmak mı attılar, bozuk para mı?.. Küfür etmemişler, tepki göstermişler!.. Bunlara karşı anlayış göstermek lâzım!”

İyi de, sen gösterdin mi o anlayışı?..  15 Aralık 2010’da, yerel Sakarya gazetesinde yazan Şadi Erdal’ın “üç cümlelik taşlama”sına, “tam 11 cümle” ile cevap vermedin mi?..

Şadi Erdal, “taşı gediğine” şöyle koymuştu: “CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce, geçtiğimiz günlerde Bozüyük’te trafik kazası geçirdi... Geçtiğimiz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı Muharrem İnce Bozüyük’te kadeh kaldırarak kutladı... O gün içtiklerinin tesiri yeni yeni görülmeye başladı herhalde!” Muharrem İnce, işte bu “taşlama”ya; tam “11 cümle” ile cevap vermiş iyi mi?.. Ya CHP Bozüyük İlçe Başkanı Hüseyin Elmas’ın dedikleri... 

Şadi Erdal’ın ne terbiyesizliği kalmış, ne saygısızlığı!.. Sizin, “anlayış” dediğiniz bu mu?.. 

Sizin anlayışınız “kendi nasırınıza basılıncaya” kadar mı?..

 

YORUMLAR
600

Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Kamil

Ah be Hasan abi ozlettin kendini kelime kelime huzun yasayip, cumle cumle seni ariyoruz.mekanin cennet olsun canim abim seni gormesekte yazilarini okuduk seninle tanisdik.Bu vesileyle arkadas olduk mekanin cennet olsun.

Cevapla

İbrahim Çiftçi

Hasan abi döktürmüşsün zamanında Allah cennetiyle şereflendirsin

Cevapla

İDRİS YENİÇERİ

RABBİM RESULULLAH'A KOMŞU EYLESİN (AMİN)

Cevapla

Selçuk Arslan

Hasan ağabeyimizi seviyoruz,cübbeli ahmet hocamıza atılan iftirayı sahiplenip bizi üzmüş olsa bile. Rabbim ayrılıkla hüzün dolan gönüllerimizi cennette beraberlikle sürura kalbetsin inş.

Cevapla

kübra

Her zaman aynı çizgiden giden yolunu, fikrini, amacını bir an bile saptırmadan düşündüklerini açıkça ifade eden hasan abim mekanın cennet olsun.

Cevapla

ibrahim saatyapan

Ağabeyimize rabbim gani gani rahmet eylesin en güzel şekliyle anlatmış köylünün halini başka söze gerek var mı?

Cevapla

Hasan Karakaya
Hasan Karakaya Tüm yazıları için tıklayın »