Gidişat iyi!.. Demek ki, sapasağlam batıyoruz!

16 Ocak 2016 Cumartesi

 

HASAN ABİ’NİN VEFATINA  İTHAFEN...

Akit / 01.06.2000

 

Hani, sık sık anlatırım ya o “fıkra”yı... Yine sırası geldi işte. Adam dayanılmaz “ağrılar” içinde kıvranıyor.

Başı ağrıyor,

“Romatizma”dan yana dertli!..

“Sinüzit”ten nefes alamıyor!

“Lumbago”su azmış.

“Nefes darlığı”ndan yürüyemez halde... “Sırt ağrıları” bir felâket...

Kısacası, “yürüyen ceset”ten farksız... Kalkmış, doktora gitmiş..

Doktor, şöyle bir muayene edip, koymuş “teşhis”ini:

“Turp gibisin amca... Maşallahın var... Sapasağlamsın!..”

Adam, boynunu bükmüş:

“Desene doktor, sapasağlam öleceğim!”

Türk ekonomisinin hali de, bu “hasta”dan farksız.

Önce “rakam”ları verelim:

l Ocak ayı itibarıyle dış borçlarımız 111 milyar dolar..

l İç borçlarımız 26 katrilyon 679 trilyon lira... Bunun dolar karşılığı 44.6 milyar dolar...

l Yeni yılın ilk dört ayında iç borçlarımız 2 katrilyon 860 trilyon lira daha artarak, 29 katrilyon 539 trilyon lira, yani 46.6 milyar dolara yükseldi. Toplam borcumuz 157.6 milyar dolar.

Eh; bunun “kaç katrilyon” yaptığını da varın, siz hesap edin!..

Hani derler ya;

“Rakamlar yalan söylemez.”

O halde, devam edelim rakam vermeye:

1980’de ortalama 15-20 bin lira civarında olan memur maaşları, 2000 yılında 150-200 milyon lira oldu. Bazı sektörlerde farklılıklar da olsa, maaşlar yaklaşık 10 bin misli arttı.

Ancak fiyat artışlarındaki artış, maaşlardaki artışı fersah fersah geçti.

Meselâ ekmek 27 bin kat, zeytin ve peynir 17 bin kat, dolmuş 23 bin kat, tren bileti 29 bin kat arttı.

1980’de;

Kilosu 27 bin lira olan et ise, tam 13 bin kat artarak 3.5 milyon lirayı aştı.

Alın size birkaç rakam daha...

Geçen sene “buğday”a verilen fiyat 80 bin liraydı... Yine geçen sene, çiftçinin en çok kullandığı madde olan “mazot”un fiyatı 203 bin liraydı.

Bu sene, buğdaya verilmek istenen fiyat için, 90 bin-110 bin lira arasında bir fiyat telâffuz ediliyor.

Yani, yüzde 30 kadar bir zam!..

Oysa, bir yılda, hükümetin, sadece mazota yaptığı zam yüzde 113 oranında!..

Yani, aradaki “makas”ın oranı yüzde 83 civarında!..

Oysa, “buğday”ın üreticiye mal oluş fiyatı 160 bin lira civarında!.. Yani, 160 bin liraya mal et, 110 bin liraya sat!..

Bu mu adalet, bu mu ekonomi yönetimi?.. Çiftçi ağlamasın da n’apsın?..

.............

Bakmayın siz “enflasyon düşüyor” martavallarına.

Rakamlar ortada işte.

Düşen;

“Enflasyon” değil, sadece ahlâk!..

Sokaklara bakın, E-5 veya TEM yollarına bakın; neyin, nerelere düştüğünü görmek için!..

Açıklanan “resmî rakamlar” bile korkunç!.. Mevcut 56 “genelev”de bedenini satan “vesikalı kadın” sayısı 2 bin 226!.. Bu rakama, bir de “vesikasız”ları eklerseniz, “korkunç gerçek” kendiliğinden çıkar ortaya!...

Bu tabloyu;

“10 yılda 10 milyon genç yarattık her yaştan!” diye böbürlenenlere ithaf ediyorum!..

Alsınlar; hayrını görsünler, “bataklık”ta ürettikleri “sermaye”lerin!..

İKİ AYRI TÜRKİYE

Yargıtay Başkanı Sayın Sami Selçuk, sık sık “2 ayrı Türkiye”den söz eder.

Kimileri “özgür”dür bu ülkede, kimileri ise “sindirilmişlik”ten dolayı ses çıkaramaz!..

Sayın Selçuk’un “fikir plânı”ndaki bu tablosu, aynen “ekonomi”de de yaşanıyor. 

Ekonomik olarak da “2 ayrı Türkiye” var karşımızda.

Bir tarafta “sömürülen”ler, bir tarafta “sömürüp, semiren”ler!..

Taş çatlasın 5 milyon kişi, Amerika’daki zenginlerle aynı şartlarda saltanat sürerken, 60 milyon kişi, “Afrika sınırı”na dayanmış durumda!..

Yani, sizin anlayacağınız;

“Yağdanlık” yazarların, “kiralık beyin”lerin yazdığının aksine, “tozpembe” değil tablo!..

“Tuzu kuru”lar için, elbette her şey çok iyi!..

Onlara göre;

Siyasî istikrar fevkalâde,

Ekonomi şahane,

İstikbalimiz parlak,

İşler tıkırında!..

Ama; “pembe lens”lerin ardından ve de “villa”lardan göründüğü gibi değil durumlar.

“Cinnet”ler çoğaldı,

“İntihar”lar arttı,

“Cinayet”ler, neredeyse “rutin” hale geldi..

“Sosyal patlama” kapıda, haberiniz ola!..

Hem sonra;

Madem ki her şey “şahane”dir, o halde niye “sürünüyor”, niye feryat ediyor bu millet?..

İşçisi, memuru, köylüsü, emeklisi, dulu, yetimi, esnafı ve tüccarı inim inim inlerken, “gidişat iyi” öyle mi?..

Desenize “sapasağlam” öleceğiz!..

Herhalde, cenazemizi de Dünya Bankası Başkanı kaldırır!..

 -------------------------------------------------

Dinsel tacize karşı özel üniversite!

Hani “çağdaşlık” ve de “laiklik” ayaklarına yatıp, “en çağdışı” baskı yöntemlerini uyguluyoruz ya, bir de kalkıp “medeniyet nârâları” atmıyor muyuz, işte ona çok gülüyorum.

Çağdaşlık kim, biz kimiz?..

Alın işte;

Elin adamı, “kadınlar”ını düşünerek, onlar için “özel otobüs” koymuş.

Evet, Tayland’tan söz ediyorum... Kadınlar, “cinsel tacize uğruyoruz” deyince, “siz de binmeyiverin o otobüslere!” demek yerine, tutmuş “Lady Bus”, yani “özel otobüs seferleri” koymuş onlar için.

Yeter ki, “cinsel taciz”den uzak kalsınlar diye...

Şimdi, gelin de aynı “teklif”i bizim “çağdaş”lara yapın bakalım, ne cevap verecekler?..

Bırakın otobüslerdeki “cinsel taciz”leri, bizim ülkemizin hanımları “dinsel taciz”e bile uğruyorlar!..

Sırf, başlarında “örtü” var diye, sırf “tesettürlü”ler diye, üniversite kapılarından geri çevriliyorlar!..

Yetmiyor;

“Başörtülüler ve evcil hayvanlar giremez!” şeklinde ahmakça genelgeler yayınlayıp, “dinlenme tesisleri”ne de almıyorlar!..

Uzatmayalım;

Sınavlara sokmuyorlar, okullardan atıyorlar!.. Neredeyse “sokak” bile yasaklanacak örtülü hanımlara!..

Peki, nedir bu zorbalığın adı?..

Bal gibi “dinsel taciz”dir bu!..

Tayland’da “cinsel” görünümünden dolayı tacize uğrayan kadın, Türkiye’de de “dinsel” görünümünden dolayı tacizle karşı karşıya!..

O halde ne yapmalı?..

Çözüm, gayet basit:

Tayland, “cinsel taciz”lere karşı nasıl “Lady Bus” tahsis etmişse, Türkiye’de de “Lady University”ler, yani “başörtülülere özel üniversite”ler kurulabilir!..

Böylece;

Hem Kemal Alemdaroğlu gibilerin “göz manzarası” bozulmamış olur, hem de başörtülüler, “dinsel taciz”e uğramadan devam ettirirler öğrenim hayatlarını.

Öyle ya;

Elin adamı “cinsel taciz”e karşı “özel otobüs” koyuyor da, “cinsel” meraklısı rektörlerin “dinsel taciz”ine karşı, biz niye “özel üniversite” kurmayalım?..

Böyle yaparsak var ya;

Ayşe Sapmaz gibi okurlarım da; bir “eczane”de işçi olarak çalışmak yerine, bitirir terkettiği okulunu, kendi işyerine kendi “diploma”sını asar!..

O kadar da zor değil bunu başarmak.

Elin oğlu başarıyorsa, biz de başarırız!..

Yeter ki, “adam gibi” düşünelim!..

-------------------------------

Kur’an, neredeydi? 

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Güniz Sokak’taki çalışmalarına, masasının bir ucuna Kur’an-ı Kerim’i koyarak başlamış.

Bu yöndeki haber ve yorumlar, eski “Köşk yağdanlıkları” tarafından yazıldı, çizildi... “Güniz Sokak Sakini” için sempati oluşturulmaya çalışıldı... 

Şimdi, Sabah’tan Can Ataklı soruyor:

“Aynı Kur’an-ı Kerim daha önce Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında nerede duruyordu?”

Evet, nerede duruyordu?

 

  • Ali VeliAli Veli1 yıl önce
    Hasan abi mekanin Cennet olsun
  • Sedreddo.eroğluSedreddo.eroğlu1 yıl önce
    MekanıCenetolsun
  • hbhb1 yıl önce
    mekanı cennet olur İNŞALLAH
  • muzaffermuzaffer1 yıl önce
    Tesbitleri hasan abinin bugun daha iyi anlasiliyor nur icinde yat
  • hacer tekgozhacer tekgoz1 yıl önce
    Allah rahmet eylesin.Hergun duzenli yazilarinizi okurdum.vefatiniza cok uzuldum.Rabbim yeni binlerce hasan Karakayalar nasip etsin.