Bir “domates”im vardı... “Donmuş beyin”lere benzerdi!

Beklenen Vakit

22.02.2006

HASAN ABİ’NİN VEFATINA İTHAFEN...

Öğrencilik yıllarımdı... Çalışmaya başlayınca, Ankara/Altındağ’da bir “gecekondu”yu kiraladım... Hem okuyor, hem çalışıyordum... “Ankara’nın soğuğu” malûm... O soğukta, hele de bir “gecekondu”yu ısıtmak mümkün değil... Tamam, yatıp-kalktığım odada bir “soba” vardı ve beni ısıtıyordu, ama “mutfak” olarak kullandığım giriş, tam bir “buz deposu”ydu!..

Herhalde “sonbahar ayları”ndan kalma bir “domates” vardı tezgâhın üzerinde!.. Herhalde canım istemiş olmalı ki, bir ara elime aldım... Doğrayıp, “kahvaltı”da yiyeceğim!..

Baktım, “taş” gibi!.. Sert mi sert!..

Nasıl olsa bozulmamış, havalar ısınınca yumuşar deyip, koydum kenara!..

Merak bu ya; her gün de kontrol ettim...

Hep “taş” gibi, hep “sert!”

Aradan haftalar, aylar geçti!.. “Bahar” ve elbette “sıcak” başladı... 

Bir akşam eve dönünce, bir de ne göreyim... Benim “taş gibi sert domates”im, büzülmüş büzülmüş, “havası alınmış balon”a dönmüş!..

“Yumuşacık” da değil, “tam cıvık!”

Tabiî, yiyemedim; attım çöpe!..

BU DONUKLUK, SOĞUKLUKTAN MI?

Şu an düşünüyorum da, “acaba” diyorum; “Acaba, bazı kavramları donduran, sertleştiren, buzlaştıran ve dokunulmazlaştıran, yine Ankara’nın soğuğu mu?”

Sormadan edemiyorum;

“Ankara’ya bahar ne zaman gelecek?”

Şu hâle bakın; “Laiklik” dokunulmaz!..

“Din” gündeme getirilmez!..

“Kur’an”dan söz etmek yasak!..

Öyle bir “soğuk” ki; üşütmek yerine, cayır cayır yakıyor, “el”leri ve “dil”leri!..

Alın işte; AK Parti Yozgat Milletvekili Mehmet Çiçek; “Hâkim, karar vermeden önce, dinin ne dediğini öğrenmek için Kur’an’daki âyete bakmalı” dedi diye, herkes üzerine çullanıyor!..

“Böyle bir teklif; demokratik, laik devlet anlayışı ile bağdaşmaz” diyen mi ararsınız, “Bu sözler, ancak bir Şeriat ülkesinde hayata geçirilebilecek önerilerdir” diyen mi?..

Ancak asıl “ortak tepki” şu:

“Laik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye’de DİN’e göre hüküm verilemez!”

Tabiî, burada kastedilen din, “İslâm”dan başkası değil!.. “Şeriat”tan kastın da, “İslâm Şeriatı” olduğu apaçık ortada!..

Yoksa, bunu söyleyenler de gayet iyi biliyorlar ki, Türkiye’de; “Hıristiyan Şeriatı” da, “Musevî Şeriatı” da, bütün “ibadet şekilleri ve ritüel”leriyle uygulanıyor!..

Onlara, hiç “yasak” yok!..

CUMARTESİ VE PAZAR NİYE TATİL?

Çok basit bir “misal” vereyim:

“Cumartesi” günleri, kimlerin “tatil” günüdür?..

Elbette “Musevî”lerin!..

Pekii, “Pazar” günü kimler “tatil” yapar?.. Elbette “Hıristiyan” dünyası!..

Söyler misiniz; “Cuma”nın anlamı nedir?..

Peki, “nüfusunun yüzde 99’u Müslüman” denilen Türkiye’de; Cuma, “tatil günü” müdür?..

Elbette değil!..

İşçiler ve memurlar, “Cuma” günleri “mesai” yapmak zorundadırlar ve bu yüzden de, eğer “izin” alabilirlerse “Cuma namazları”na gidebilmektedirler!..

Oysa, “Hıristiyan” veya “Musevî” için böyle bir “zorluk” yok!.. Onlar Cumartesi günleri “havra”larına, Pazar günü “kilise”lerine rahatlıkla gidip, “ibadet”lerini yerine getirebilirler!..

Bilmem hatırlar mısınız; uzun yıllar önce, “Cumartesi” günlerinin yarısı, “mesai” günüydü!.. Öğleye kadar, “okul”lar da açıktı, “resmî daireler” de!..

Sonra ne oldu bilinmez; artık “kanun”la mı, yoksa “mahkeme kararı”yla mı, orasını şu an hatırlamıyorum; bir el, kaldırıverdi “yarım gün mesai”yi!..

O günden bu yana;

Cumartesiler de “tam gün tatil” oldu!..

Niye acaba?..

Türkiye; “çok çalışan, çok üreten, ürettiğini koyacak depo bulamayan” bir ülkedir de, onun için mi kaldırmıştır “yarım gün çalışma”yı?..

Yoksa; “Moşe ve Mişon’ların ricaları(!)” mı etkili olmuştur?!?

BU TATİLLER, HANGİ DİNE GÖRE?

Hayır, “kıllık olsun” diye sormuyorum!.. Milletin “kafa konforu”nu bozup da, akıllarına “fit sokmak” gibi bir niyetim de yok!..

Sadece “merak” ediyorum:

“Laik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye’de DİN’e göre hüküm verilemez!” diyenler; acaba “bilerek” mi konuşuyor, yoksa “ezberlerine göre” mi?..

Bana öyle geliyor ki;

Böyle konuşanların “beyin”lerinin de, benim “soğukta donan domates”imden pek farkı yok!..

Benim “domates” de öyleydi!.. Dıştan bakılınca, “pürüzsüz”dü!.. “Taş” gibiydi!.. Hayli “sert”ti!..

Çünkü, Ankara’nın soğuğunda “donmuş”tu!..

Ne zaman ki “güneş” çıktı, “havalar ısınmaya” başladı, birdenbire “bumburuşuk” oluverdi!..

Demem o ki;

Bazı “kafa”ları ve “donmuş beyin”leri de, bir an önce “Ankara’nın soğuğu”ndan kurtarmak gerek!..

Kurtarmalı ki, o “sertlik”lerin sıcağı görünce nasıl “cıvıklaştığı”nı herkes görsün!..

Türkiye, “laik, demokratik, hukuk devleti”ymiş!.. “Din’e göre hüküm verilemez”miş!..

Sen onu, gel de külahıma anlat!..

Söylesene be adam; 

Cumartesi ve Pazar, “hangi din mensuplarının tatil günü”dür ve bu “hüküm”ler, “karar”lar, “yasa”lar hangi ülkede yürürlüğe konulmuştur?..

“Hâkimler, Kur’an’a bakarak hüküm veremezler”miş!..

Zaten verdikleri yok da, yine de merak ediyor insan;

Cumartesi’ni “Musevîler” için, Pazar’ı “Hıristiyanlar” için “tatil” ilân edenler, acaba “hangi dine” ve “hangi kitaba” göre hüküm vermişlerdi?!?

CUMA’YA GİTMEK, İZNE BAĞLI!

Şunu da merak ediyor insan:

Benim bildiğim “laiklik” tanımı şöyle: “Dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmadığı” bir sistem!..

Şöyle de bir “ilâve”si var:

“Laiklikte, hiçbir dine ayrıcalık ve üstünlük tanınmaz!.. Laiklikte esas, dinler arasında eşit davranmaktır!”

Evet, “kâğıt üstünde” böyle!..

Ama, ya “uygulama”da?..

Sormak gerekmez mi şimdi;

Musevîler, “Cumartesi” günleri rahatlıkla “havra”larına gidebiliyorken!.. Hıristiyanlar “Pazar” günleri, hiçbir izne ihtiyaç hissetmeden “kilise”lerine gidip “ayin”lerine katılabiliyorken!.. Acaba, “nüfusunun yüzde 99’u Müslüman” denilen bu ülkede, insanlar aynı gönül rahatlığı ile “cami”lere gidip, “Cuma namazları”nı kılabiliyorlar mı?..

Çıkacak “şef”in, “ustabaşı”nın, “amir”in, “müdür”ün karşısına; boynunu bükecek, elpençe divan duracak ve ıkına-sıkına “izin” isteyecek!..

“Efendim, eğer münasip görüp izin verirseniz Cuma’ya gitmek istiyorum!”

İzni koparabilirse, ne alâ!..

Ya koparamazsa!?!

Tabiî, olayın bir de “kartel” boyutu var!.. Amir, şef veya müdür izin verse bile, “pusudaki pis ispiyoncular”dan birinin “kartel gazeteleri”nden birine telefon açıp, “Burası Şeriat üssüne döndü!.. İzni koparan Cuma’ya gidiyor!.. İşler aksıyor!!” diye gammazlaması işten bile değil!..

Ondan sonra, ayıkla pirincin taşını!..

Atılsın “manşet”ler,

Gelsin “yargısız infaz”lar!.. Müdür; ya “sürgün” edilir, ya “görev”ine son verilir!..

Hepsini yaşadık!.. Hepsini gördük!..

Zaten bu yüzden soruyorum ya;

Hani nerede “dinlere eşit mesafede olmak” şeklinde tanımlanan “laiklik” uygulaması?..

Bu, nasıl “eşit mesafede” olmaktır ki; Musevîler ve Hıristiyanlar “ibadet”lerini rahatlıkla yaparken, “Müslüman” için “Cuma Namazı” kılmak, adeta “işkence”ye dönüştürülmüştür!..

Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin;

“Amir, şef, kalfa veya müdür”ün karşısına geçip, “kurbanlık koyun” gibi boyun bükerek “Cuma namazı için izin” istemek, bir “işçi” veya “memur” için “manevî işkence” değil de, nedir?!?

O halde, “laiklik” nerede?..

“Eşitlik” ve “mesafe” nerede?..

EYVAH, “BAHAR” GELİYOR!

Dedim ya, bazılarının “kafa”ları ve o kafalarının içindeki “beyin”leri, benim “domates” gibi!..

Dıştan bakıldığında “pürüzsüz” görünüyor!..

Eline aldığında “taş” gibi sert!..

Zannedersin ki; “Avrupa gübresi” ile beslenmemiştir, “hormonsuz”dur ve “dayanıklı”dır!..

Tabiî, bütün “zan”lar, “o an” geldiğinde yıkılır!..

Ben, bunu “domates deneyi”nde gördüm!.. “Sıcağı” gördüğünde, “havası boşalmış balon” gibi, “bumburuşuk” oluvermişti!..

Uzun lâfın kısası; “Laik, demokratik hukuk devleti olan Türkiye’de DİN’e göre hüküm verilemez” diyen “domatesleşmiş beyin”leri de, bir an önce “sıcak”la tanıştırmak gerek!..

“Yargıç Kur’an-ı Kerim’e bakamaz!” diyenlere, “İncil ve Tevrat’taki tatil günleri”ni gösterip, “Cumartesi ve Pazar’ı gözlerine sokmak” ve sormak gerek;

“Bu hükümleri kim, nasıl verdi?!?”

Kalıbımı basarım ki;

Bu “terleten soru” karşısında büzüşüp, anında “bumburuşuk” olacaklardır!..

Ama, sormanın zamanı geldi...

Zaten, “ilkbahar” da kapıda!..

 *******************************************************************************

Laik Avusturya’dan “dinî” karar!

“Nazilerin 6 milyon Yahudi’yi gaz odalarında öldürdüğünü reddeden” İngiliz tarihçi David Irving’in başına neler geldiğini biliyorsunuz... Adamcağızın “kitap”ları toplatıldı, “para cezası”na mahkûm oldu, “tutuklu” kaldı ve önceki gün de Avusturyalı hakimler tarafından “3 yıl hapse mahkûm” edildi!.. Bununla da yetinmediler, şimdi “kararın daha da ağırlaştırılmasını” istiyorlar!..

Peki, sorarım size; Avusturya’nın bu kararı “hukukî” midir, yoksa “dinî” mi?..

“Laik Türkiye’de dine göre karar verilemez!” diyen “siyasî”lere ve “hukukçu”(!)lara sormak istiyorum: Avusturya da “laik” değil mi?!?..

YORUMLAR
600

Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Emin

Allah senden razı olsun.

Cevapla

abe

Kimsenin gıkı çıkmadığı zamanlar hasan abi esip gürlemiş, Allah gani gani rahmet eylesin mekanın cennet olsun.

Cevapla

MUHARREM KARAKUŞ

Bizim düşüncelerimizi anlatan yazıya döken keskin kılıç.HASAN KARAKAYA ABİMİZE ALLAH Rahmet etsin mekanın Cennet Bahçesinde Kainatın Efendisi S.A.V.Komşu eylesin.Günün Anlam Ruhuna binaen bu yazıyı yayınlayanlardan ALLAH razı olsun.

Cevapla

İLKNUR EMİNOĞLU

Allah gani gani rahmet eylesin.

Cevapla

keskinkılıç

Amin.

Cevapla

Kadir Şahin

ülkemize bahar ve yazın gelmesi için bizde laikler kadar cesur olup çalışmalıyız.

Cevapla

Ercan Güven

Hasan abinin yazıları eskimez. Arşivini araştırdığınızda güncele uyacak bir yazısını her zaman bulabilirsiniz. Allah rahmet etsin.

Cevapla

sezayi goceli

doğrudur katılıyorum.musluman mahallesinde salyangoz satıyorlar.en iyisi muhattap almamak onlar susarlar.nehir eninde sonuuda durgun bir hale gelecektir.yıkıcı belaların afetlerin üstüne gitmeyrlim.sabredelim.allah sabredenlerle beraberdir.

Cevapla

zekeriya demircan

Muhterem Rahmetli Hasan ağabey Bu yazılar sana Şahitlk edecek Biz müminler inanırız. Yüce Rabbim Resulüne komşu eylesin amin.

Cevapla

uğur

Allah senden razı olsun, mekanın cennet olsun.

Cevapla

Hasan Karakaya
Hasan Karakaya Tüm yazıları için tıklayın »