Başları açtırmakla soygunlar örtülüyor mu?

20 Ocak 2016 Çarşamba

 

akit

22.01.2001

HASAN ABİ’NİN VEFATINA 

İTHAFEN...

 

Ülkenin birinde, bir delikanlı yakalanmış ve çıkarılmış “idam sehpası”na... “Yağlı urgan” geçirilmiş boynuna... Sorulmuş, “son arzun nedir?” diye...

Demiş ki;

“Bana filancayı getirin!”

Getirmişler filancayı... Götürmüşler yanına... İdam sehpasındaki delikanlı, “uzat” demiş, “dilini uzat da öpeyim!”

Filanca, dilini uzatınca, “hart” diye ısırıp, koparmış delikanlı!..

Sormuşlar sebebini... O da anlatmış:

“Ben, henüz küçücük bir çocukken, komşumun kümesinden bir yumurta çalmıştım.

Bu kadın; bana kızıp da, yumurtayı geri götürmemi söylemek yerine sırtımı sıvazladı!.. Hatta daha çok çalmaya teşvik etti.

Ben de hep çaldım.

Ama şimdi, yağlı urgan benim boynumda!.. Oysa; beni buraya getiren bu kadın ve onun dilidir!.. Çünkü, herşey, o ilk yumurta ve ilk teşvik ile başladı!”

NEREDE YETİŞTİ BUNLAR?

Bu hikâyeyi; rahmetli dedem mi, yoksa babam mı anlatmıştı, bilmiyorum... Ama şunu çok iyi hatırlıyorum ki, “her şeyin bir ilki vardır” demişlerdi.

“İyi”ye giden yolun da, “kötü”ye giden yolun da, bir “ilk adım”ı vardır!..

Bugün, toplum olarak, en çok neyi konuşuyoruz?..

Elbette;

“Hırsızlık”ları, “soygun”ları, “vurgun”ları!..

Ve tabii;

Millete “kuzu” eti diye kakalanan “nallı kuzu sahtekârlığı”nı!..

İyi de, soruyor muyuz hiç;

Bu hortumcular,

Vurguncular,

Soyguncular,

Üçkâğıtçılar,

Sahtekârlar,

Ve de “hırsız”lar nerede ve nasıl yetişmişlerdir?

Bunlar, elbette “uzay”dan gelmedi!.. Hepsi de bu “toprak”lardan yetişti!..

Peki, ama nasıl?

Elbette “teşvik” gördükleri, “taltif” edildikleri ve “sırtları sıvazlandığı” için!..

“SEN OLMA... BİZDEN OL!”

İyi de, “kimdir” onlar?..

İşte, zurnanın “zart” dediği nokta burası!..

Onlar;

Üniversitelere “ilk adım”larını atan “başörtülü” öğrencilere “başını aç!” diye dayatmada bulunup, onları “ikna odaları”na sokarak “tehdit” edenlerdir!..

Hayır, lâfımı esirgemeyeceğim!..

Kim ki “hırsız” olmuştur, kim ki “vurguncu” ve “soyguncu”dur, onların “ana”ları da, “ağa babaları” da, üniversite kapılarına gelen kızlara “başını aç” diyenler ve bu gibilerin taşıdığı “zihniyet”tir!

Niye böyledir?..

Çünkü onlar, daha “ilk adım”da sahtekârlığa teşvik etmektedir bu öğrencileri!..

Niye “sahtekârlık”tır?..

Şunun için:

O kızın başındaki örtü, onun “kimlik ifadesi”dir!..

O “görüntü”süyle demektedir ki;

“Ben buyum... İnancım, benim böyle olmamı gerektiriyor... Ben, tercihimi bu görüntüden yana kullandım... Hiç kimseye bir diyeceğim yok, ama ben böyleyim!”

Onun karşısına dikilen YÖK veya onun görevlendirdiği bir “iknacı”(!) ise, alıyor onu karşısına, başlıyor tehdide:

“Böyle olmakta direnirsen, asla giremezsin okula!.. Ya başını aç, ya da başına geleceklere hazır ol!”

Bu “tehdit”lerin Türkçesi şudur:

“Göründüğün gibi olma!.. Bizim istediğimiz gibi görün!.. Kendin olma, bizden ol!”

Yani;

“Sahtekâr ol!.. İçin başka dese de, dışın başka olsun!”

Dahası;

“Okul kapısına kadar başörtünle gel, ama içeriye girerken başını aç!”

Söyleyin Allah aşkına;

Bu tavır, “sahtekârlığa zemin hazırlamak” ve onu “teşvik” değil de nedir?

“Bile bile lâdes” değil de nedir bu?

Biliyorsun ki; bu kız “başörtülü”dür!.. Biliyorsun ki, “reşit” yaşta bir birey olarak “özgürce” örtmüştür başını, yapmıştır tercihini!..

Bunu bile bile, diyorsun ki;

“Aç başını!.. İnandığın gibi değil, benim istediğim gibi ol!”

ÜLKEYE İHANETTİR BU!

Evet, olanlar var... Ama, gidin “özel dünya”larını bir inceleyin o genç kızların... Görün, ruhlarında esen “fırtına”ları!..

Onlar;

“İstendiği” gibi giyinmekten son derece muzdaripler!.. Üstelik “istedikleri gibi olamamak”tan dolayı da, bir “kişilik sapması”nın bunalımını yaşıyorlar!..

Ve siz, çok bilmiş büyükler, bu ülkeye, dahası tüm insanlığa ne büyük “ihanet” ettiğinizin farkında bile değilsiniz!..

Söyleyin hele;

Daha “ilk adım”larında “kendileri olma” fırsatı verilmeyip, “başkasını oynama” rolüne zorlanan insanlar, bundan sonraki hayatlarında acaba ne olur?..

Söyleyin hele;

O insanlar, “bu ülkede dürüst olmak suç!” deyip de, yüzlerine maske takıp “sahtekârlık” yapmaya, çalıp-çırpmaya başlarsa, sorumlusu kim olur?..

Bana öyle geliyor ki;

Bugün, çeşitli “yolsuzluk operasyonları”nda yakalanıp da demir parmaklıklar arkasına tıkılanların hepsinin arkasında, ya “yumurta”ya göz yuman “ana”lar vardır, ya da “ağa baba”lar!..

Çünkü onlara;

“Alın teri” ile kazanma, “dürüst davranma” ve “oldukları gibi görünme” tavsiyesi yapılmamıştır!..

Tam aksine;

“Sahtekârlık” öğretilmiştir, “gerçek kimliklerini gizleme” öğütlenmiştir onlara!..

Tıpkı;

Başörtülü öğrencilerden de “öyle olmaları”nın istendiği gibi!..

EĞER “SEMBOL” İSE...

Olayın bir boyutu böyle... Gelelim bir başka boyutuna...

Ne deniliyor “başörtüsü” için:

“Bu bir semboldür!”

Lâfı eğip-bükmeye gerek yok... Evet, bir “sembol”dür başörtüsü.

“İnancın sembolü”dür!..

Yürekteki inancın, kafadaki düşüncenin, beyindeki fikrin sembolüdür!

Kısacası;

Bir “ifade etme”nin, bir “kimlik bildirme”nin sembolüdür!..

Bir, “alâmet-i farika”dır!..

Bu yüzden de “yasak”tır!..

İyi de;

O kızcağızın başındaki “örtü”yü çekip almakla, yüreğindeki inancı, kafasındaki fikri alabiliyor musunuz?

Elbette hayır!

O halde, insanları “sahtekârlığa zorlamak” niye?..

FÖTR... KASKET... ŞAPKA!

Sorarım size;

Demirel’in başındaki “fötr” veya Ecevit’in başındaki “kasket” ya da askerlerin başındaki “şapka” onların birer “sembolü”, yani “alâmet-i farika”ları değil midir?..

Demirel, “şapgamı gaptırmam” derken ona muhabbet duyuluyor da, “başımı açtırmam” diyen genç kız neden hor ve hakir görülüyor!..

Ecevit’i;

Sırtındaki “mavi gömlek”ten, başındaki “kasket”ten soyutlarsanız, ne kalır geriye?..

Ya da Demirel?..

“Fötr şapka” denildiğinde, ondan başka kim gelir akla?..

“Asker”ler de öyle... Alın başlarından “şapka”yı, çıkarın sırtlarından “üniforma”yı, çıkarın sokağa... Bakalım, kim “asker” diyecek onlara?..

Bir soru daha;

Demirel’in başından “fötr”ü, Ecevit’in kafasından “kasket”i, askerin sırtından “üniforma”yı çıkarsanız; onların “Demirel gibi” veya “Ecevit gibi” ya da “asker gibi” düşünmelerini engelleyebilir misiniz?..

Demirel, yine “Böyyük Türkiye”den,Ecevit, “demokratik sol”dan, asker “vatan savunması”ndan söz etmeyecek mi?..

O halde;

O kızların başındaki “örtü”leri çıkarttırınca, onların “inanç”larından koptuklarını zannetmek, sadece ve sadece “zavallılık”tır!..

“Acziyet”leri örtbas çabasıdır!..

“Üstün” olma, “egemen” görünme kompleksidir!..

Ne var ki;

“Üstün”lük veya “egemen”lik, asla “sahip olma” anlamına gelmez!..

ONLAR “TEMİZ” KALSIN!

Evet, onların “örtü”lerini çıkartıp, “egemen” olabilirsiniz üzerlerinde!.. Ancak, “yürek”lerine, “inanç”larına, “fikir”lerine asla sahip olamazsınız!..

Baskı ve dayatmalarla “dış görüntü”lerini belki “işgal” edebilirsiniz... Ama “iç dünya”larını asla!..

O halde;

Vazgeçin bu “anlamsız inat”tan!..

Vazgeçin “yasak”lardan!..

Çünkü o yasaklar; sadece ve sadece “çift şahsiyetli” insanlar üretir!..

“Öz benlik”leri öldürür, “sahtekârlık”lara yöneltir insanları!..

Bilin ki;

Operasyonlarla ortaya çıkarılan tüm “yolsuzluk” ve “hırsızlık”ların temelinde benzeri “yasak”ların şekillendirdiği “kişilik kaymaları” vardır!..

Evet;

Bu “hırsız”ların da, “hortumcu”ların da hem “ana”ları, hem de “baba”ları sizlersiniz!..

Övünebilirsiniz “eser”lerinizle!?.

Bari;

“İnandığı gibi” yaşayan insanları rahat bırakın!..

Onları olsun,

Benzetmeyin kendinize!..

Hiç olmazsa;

Onlar “temiz” kalsın!.

 

 

27 Eylül 2008 - Vakit

Biat medyası... Fiyat medyası!

 

Tutturmuşlar, bir “yandaş medya” veya “biat medyası”dır gidiyor... Gazete köşelerinde biat medyası, ekranlarda biat medyası!.. Muhafazakâr arkadaşlarımız da, bu suçlamanın ezikliği içinde “aşağılık kompleksi”ne kapılıp; 

“Hayır” diyorlar; “Biz hiç kimseye biat etmedik!”

Oysa; “Evet, biz biat medyasıyız... Biz Allah’a biat ettik, O’nun peygamberi Hz. Muhammed’e biat ettik” deseler, iş bitecek!.. Ama onlar pıstıkça, kartelozlar üzerlerine geliyorlar!..

Ben olsam; bana “biat medyası” dediklerinde, hemen cevabını yapıştırırım: “Biz biat medyası isek, size de fiyat medyası diyelim!”

Gerçekten de, onlar için de “fiyat medyası” demek lâzım!.. Yani, “herkesin bir fiyatı vardır” derler ya, bunlar da “paraya biat” ederler ya, “parayı verdin mi, ne istersen onu yazarlar” ya, artık onların da adını koymak lâzım!..

“Biat medyası”na karşı, “Fiyat medyası!”

“Söyle arkadaş, fiyatın ne, kaça yazıyorsun?!?”

 

  • Şemseddin YILMAZŞemseddin YILMAZ1 yıl önce
    Toprağı bol,mekanı cennet olsun.AMİN.