Üniversite kapısındaki gençlerle sohbet

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Bütün hayatı etkileyen önemli kararlardan biri evlenmekse; biri de üniversite kapısında, “Hangisi ve nasıl?” diye verilen karardır. Her ikisi de, senelerdir düşünülen bir konu olduğu için belki de fikir olgunlaştı diye, son günlerde artık düşünülmek istenmez. Oysa birikmiş bilgiler üzerinde düşünmek daha faydalı olabilir. Zaten artık üniversiteler, kendilerini tanıtmak için büyük gayret gösteriyor. Hatta kademeli burslardan, iş garantisine kadar imkânlar sunuyorlar. 

Bu sohbette üniversitelerin kendilerini anlatmak ihtiyacı duyduğu konulardan ve uzun seneler, tercih sebebi olarak düşündüğünüz şeylerden bahsedecek değilim. Önce kısaca değişen şartlara bakalım: Niçin? Türkiye, birçok konuda olduğu gibi, üniversite tahsili, çalışkan talebe için çok imkanlı bir döneme giriyor. Dünyadan öğrenci gelmeye başladı. Daha da artacak. Kıymetini bilip, şükrünü eda etmek, başarı için imkâna imkan katar. 

Ortaokulu bitirdiğim zaman, tek parti olarak CHP, değişmez iktidardı. Okul yok denecek kadar azdı. Okul olsa da, önemli derslerin öğretmeni yoktu. Nahiye ve ilçemizde ortaokul olmadığından Maraş’ta okudum. Ortaokulu bitirdiğimde, tarihi kent koca Maraş’ta lise yoktu. 1. sınıfı, Ankara Gazi Lisesinde okudum. Başkent Ankara’da dahi, devlet lisesi olarak yalnız Atatürk ve Gazi Lisesi vardı.

Lise mezunları, ortaokulda vekil öğretmen, nahiye müdürü olur, ilçede kaymakam bulunmayınca, aylarca kaymakama vekâlet ederdi. Okul müdürleri, boş geçen dersler için adeta lise mezunu ararlardı. Demek istediğim şu: Öğrenci adeta lise son sınıfta, devletteki masasını işaretleyebilirdi. 

Şimdi okul var. Okumayan yok!Zaten lise mecburi. Bu kadar maaşlı memura masa yok. Artık diploma yetmez. İlave değerler gerekir. Sadece diplomaya bakan devlet ve kurumlar geri kalır, hantallaşır.

Eski hal, muhal.“Oğlum mezun olsa” dileği, artık iş için yetmez.Diplomaya kahretmek çözüm değil. Üniversiteler değişti. Özel okullar değişti. Değişemeyen kurum da, öğrenciyi düşünmek zorunda. Öğrenci, ilk günden “Aranan kimse olma” kararını vermeli. Kararda geç kalmak, en önemli fırsatı kaçırmaktır.

Şairimiz, “Kötü ahlaklıların ilmi ateşten kötüdür; // Yılan ağzında zehir damlasıdır, ab-ı hayat” diyor. Üniversiteyi sadece bilgide bırakmamak, iman, ahlak, çalışkanlık, fedakârlık gibi değerlerle zenginleştirip, cazibesini artırmak şarttır. Sosyal şartlar, bu değerler için bir farkındalık doğurmasa dahi, gencimizin, ölümsüz değerlerinin farkındalığı başarı ve kanaat için yeter bir imkândır. Bir süre sonra, “Ne iyi oldu da kendi işimi kurdum” dedirtecek gücün sırrı insanı, insan yapan imanda, “Ekmel-i ve eşref-i mahlûk olan insan”dadır.

Eskiden fazla bir iş ve meslek çeşidi imkânı yoktu. Asırlarca ziraat, hayvancılık ve devlet kapısıyla sınırlı bir alandı. Sanayileşme, bu dar sahayı genişletti; genişletiyor. İngiltere, sanayi ile meslek sayısını 400’e çıkararak övününce, kıskanılmış. Şimdi her geçen gün ne cazip meslekler doğuyor. Yalnız havacılık sanayi ve iş kollarında 2000’den fazla hizmet dalı var.

Aranan insan olmanın yoluna girmenin ilk şartı, aranan insan olmanın şartlarına odaklanıp bu yolda terlemeye karar vermektir. Dört temel:1)“Ekmel-i mahluk ve eşref-i mahluk olan insan” olmaktır. İnsanlığından haberdar olup, insan olma sorumluluklarını yerine getirmeye gayret etmektir. İman, ahlak sahibi olmaktır. Ünlü Fransız Başbakanlarından Kardinal Richalieu, dış politikada ahlaki kurallara riayet etmeyişini izah için, “Devletler ahirete gitmeyecek, o halde ahlaka ihtiyaçları yok” diyor. Bu söz, söylendiği yer için geçersiz. Çünkü devleti yöneten de insan. O da biliyor; sofizma yapıyor. Ama “Dinsiz, yani bugün için İslam’sız ahlakın temelsiz, müeyyidesiz,geçersiz kurallardan başka bir mana ifade etmediğini anlatmak bakımından Kardinal’in sözü önemlidir. 2) Mesleğinde, yeni buluş ve tasarımlara açık, bilgili ve çalışkan olmak. 3) Sosyal münasebetleri müspet yapılı ve sağlıklı yürütebilmeli. 4) Ufkunu, hizmetini, kendini, sorumluklarını sınırlamayan,her iyilikte var olmayı hedefleyen, yoldaki taşı kaldırmaktan zevk duyan, iki gününü bir birine denk bırakmamalı.  

Mümkünse, bir de kral tacı: Seçtiğiniz dalda, dersi olan öğretim üyelerinden, şahsiyeti, öğrencileriyle ilgisi, Allah için fedakârlığı yüksek olanlardan birinin bulunduğu üniversiteyi tercih ediniz. O hocanın şahsiyeti, bilgisi, ilgisi, hali-tavrı, sizin için bir üniversite tahsili daha kazandırmış kadar faydalı olacaktır. Hamd Allah’a!

 

  • Fatih EMLİKFatih EMLİK3 ay önce
    Hocam doğfu değilmi bu rejjim dunyada olmayan ilki becerdi bir günde tüm halkını cahil yaptı.onun için 1. Ve 2.nesillerde okumuş insan çok değerliymiş.gunümüzde olukda çok okuyanda ama bir türlüARABAUÇAKTANK TOPFÜZE gibi teknolojiye sahip olamıyoruz bir iki mühendisimiz vuruldu demekki çocuklar birşeyler buldu.infaz edildi bence.hocam biz biraz zor adam oluruz çocuklar afam oldu okududa noldu ki?onları dahi koruyamadık.okulu bitiren maaş derdinde.devletse kalifiye elaman.
  • MelekMelek3 ay önce
    Ben iki üniversite mezunuyum.Ama hâlâ aynı yerimdeyim özelde denedim şartlar kötü maaş çok düşüktü.Kpss ile denedim ve hâlâ uğraşıyorum çok yoruldum gençliğim gitti ellerimin arasindan.