THY - TR Çıkışlı Mauritius

Trump, başarı ve başarısızlıklarla nereye koşuyor?

01 Ocak 2018 Pazartesi

“Kurt yavrusunun akıbeti kurt olur” diyor atasözü. Bugün Trump, dünyayı etkileyen bir gücün direksiyonuna geçmiş. Geldiği günden beri tartışılmakla kalmayıp insanlığı rahatsız eden ciddi yanlışlar yapan Trump’ı noktasal icraatına bakmakla kalmayıp geçmişiyle beraber tanımak gerekmektedir. Zira hadiseye ruh ve anlam kazandırıp güzelleştiren,değerlendiren veya değersizleştiren, onu yapan ve takdim eden insanın maksat, tavır ve niyeti önemlidir. 

Trump geçmiş hayatında önemli bir servet kazanmıştır. Nasıl kazandığına bakmadan kazanmak başarı mı? Bu konuda iki görüş var: Materyalist, alın teriyle, piyangodan, rüşvetten, kumardan, bahisten, faizden, “Kazan da, nasıl kazanırsan kazan,başarıdır” diyor. Müslüman, kazanç kanun, vicdan ve İslam ahlakına uygun kazanılmamışsa bu başarı değildir. Tamamen kurallarına uygun kazanılsa dahi fakirin hakkı (zekâtı) verilmemişse, iyi yerlerde, insanlık için faydalı yerlerde değil de zararlı yerde kumarhanede, uyuşturucu ticaretinde kullanılıyorsa bunu başarı saymaz. İnsan emeği, insan için fayda değil, zarar doğuruyorsa, bu nasıl bir imkân ve güç doğurursa doğursun, bu başarı değil kötülüktür, başarısızlıktır diyor İslam. Zaten İslamifobia da, bu kötülük yuvası haline gelmiş imkânlıların kurguladığı bir fitnedir.

Şimdi Trump’ın kararı, 15 kişilik BM’nin Güvenlik Konseyinde, 14 devletin reddiyle karşılaştı. Yani Trump kararını, hukuka, vicdana, insani değerlere ve insanlığın yararına dayanarak savunacak, kabul edilebilir delil bulamamıştır. Filistin kararı BM’nin Genel Kuruluna getirilince, bu karardaki zulüm ve çirkinliğin, tüm milletlerin vicdanına ters düştüğü görülmüştür. 

Trump kararını dünya milletlerine zorla kabul ettirmek için, iki yüzü keskin pala gibi, tek maddelik gerekçesi rüşvet teklifinde bulundu. Aksine davranacaklara “Yardım kesme” tehdidi ve tehdidin ilk işaret fişeği, BM aidatındaki kısıntı veyapmakta olduğu yardımları kesme tehdidi. Bunlar, yanlış şeyler. Yanlışla büyüklük bir araya gelmez. Bu tavır, “Terör örgütlerine silah ve strateji”  desteğinin kesilmeyip artırılacağının ifadesi olarak anlaşılabilir. Tehdidin bu derece azgınlaşması halinde, insanlık tarihinin bir müjdesi vardır; “Mazluma, Allah’ın yardımı ulaşır” zalimin gücü inişe başlar. Her iniş ve çöküş, çıkış ve inşa gibi uzun zaman gerektirmez. Başlamaya görsün, hastalıktır. Sağlığa dönüş yoksa sonun habercisidir.  

Dünyaya karşı ayıp olduğu gibi, Amerika halkına da ayıp oluyor. Bu ayıbın kiri kolay çıkmaz beyler. Hitler, Mussolini’ye kadar zaferlerine rağmen tarihte güçlü devlet adamlarının tarihte bıraktıkları kirler hâlâ yüz karası. Amerika ise, gücünün zirvesinde, zafersiz felaket doğurmuştur. Afganistan, Irak, Suriye ve her yerde kaos, sürgün, kan ve gözyaşı dinmemekte, taun salgınından beter bir felaket fırtınası hüküm sürmektedir. ABD’nin girip de huzur getirdiği ülkeyi bırak, bir bölge var mı? Türkiye’nin Suriye’ye girdiği yerde savaş içinde olabilecek huzurun en mükemmeli var elhamdülillah.

Sayın Trump, değişmez bir hakikat var “Kul kusursuz olmaz” sözüyle ifade edilir. Bu sözle beraber gereken vecize, “Hatadan dönmek erdemdir.” Hatasından dönemeyen kimseye, dönebilmesi için anlatma usullerinin kademelerini, bizim Ziya Paşa, üç kademeli bir tarz tavsiye ederek “Nush ile (nasihatla); etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı ...” der.

Seçim konuşmalarınızda komşunuzu dahi rahatsız ettiniz. Yanlış yaptınız. Devam ediyorsunuz. Siyasette reklamın kötüsü olur ve tehlikelidir. 

Sınır boyu duvar yaptırıp, parasını da komşunuzdan alacaktınız. Duvar da yok, para da. Davet edip, kabul ettiğiniz Almanya Başbakanı Merkel’in elini sıkmıyorsunuz. Bu nasıl bir diplomasi? Böyle siyaset olmaz. Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ı kapıda karşılıyor, sonuna kadar dikkatle dinlediğinizi ifade eden tavırlar takınıyor, kapıya kadar uğurluyorsunuz. Bu tavrın içinde, söylenenleri kabul ve uygulanabilir gördüğünüzün uygulanması da vardır. Devlet adamının sözünün eri olması gerekir.

İş başına getirdiğiniz insanlardan dünya tarihinde görülmemiş derecede önemli bir kısmı, görülmemiş derecede kısa bir zamanda istifa ettiler. Bu tepkiyi gösterenler lanettayin insanlar değil senin 250 milyon insan içinden seçerek getirdiğin, güven duyduğun insanlardı. Gerçekten onlar da o güvene layık kimselerdi ki bütün insanlığa hizmet imkânı olan bu görevleri retle, istifa ederek seni ikaz etmeyi önemsediler. Ama sen hâlâ yanlışlara devam ediyorsun.

Bir devlet başkanının, stratejik ortağına karşı, teröristle stratejik ortaklığa girmesi mümkün mü? Batı devletlerinin güç lideri olarak, İsrail’in emir kulu gibi peşinde sürüklenen halinizle, Hollanda, Almanya, Avusturya boş ve anlamsız İslam düşmanlığında, FETÖ ve terörist dostluğunda, senin İsrail’in peşine takıldığın gibi onlar da senin peşine takıldı bütün zincir zarar görüyor. Bu felakette senin yanlışının en önemli payı olduğunu düşünmen gerekiyor. 

Biz Müslümanlar, bütün insanlık için huzur, barış ve saadet diliyoruz. Yardım etmemiz gerekiyorsa, insan ayrımı yapmıyoruz. İslam ahlakı temel sorumluluğumuzdur. Ezanımız bu ahlaka, imana çağrıdır. Sizin bilemediğiniz ve ters konumunuz nedeniyle de, görüp anlayamadığınız, bizim asıl gücümüz bu ahlaktır. Bu güç, Hakk’tan, doğruluktan yana ihlasla davranabildiğimiz oranda vardır. İnsani görevlerini, yerine getirmek için gücü oranında gayrette olan Müslüman’ın Allah yardımcısıdır. Nitekim geçen asır, Müslümanların en zor, en çetin “Fetret Asrı” iken Allah’ın lütfuyla, Müslümanlar için güç ve imkanasrı haline getirmiştir. Şüphesiz en büyük değer, ekmel-i ve eşref-i mahlûk olan insandır. Müslümanların en çok zulme uğradığı geçen asırda Müslüman nüfusu, her din ve her toplumdan, Roger Garaudy’ler;  Yusuf İslam’lar; Malcom X’ler; Muhammed Ali Clay’lar gibi milyonlar, Allah’ın rahmetiyle İslam’a dahil olmuşlar, geçen asrın başında dünya nüfusu, 3,5-4 milyarken bugün 7,5 milyar. Yani iki katı. Oysa bu rakama Müslümanlar da dahil. Geçen asırda 300 milyon olan Müslümanlar, bugün bir milyar 800 milyon. 

Myanmar’da Arakan Müslümanları, bu kadar zulme uğruyor, “Budist olduk deseler” başlarına taç yapacaklar. Sığınmacılardan, “Hristiyan oluyorum” diyene AB’nin kapıları açılıyor ama eski halinin dışında kimse yok. İslam dünyası, fetret devrinin hicret zorlukları içinde insanlığı bu derece kazandı, kazanıyor. Yarınlar çok daha güzel olacak. Müslümanların inşa edip doğuracakları bu güzellik, bir iklim olarak bütün insanlığı kavrayıp kucaklayacak.

Ne İslam düşmanlığı ile varılacak bir hedef; ne de İsrail uşaklığı ile insanlık vicdanında kazanılabilecek bir seçim ve iktidar, AB’de de; ABD’de de kalmayacak derecede dünyamız yeni bir insani yörüngeye giriyor. Bu gerçeği görüp anlamakta bazı siyasilerle, siyasilerin güç sarhoşu çevresi ve makam yetki dalkavuklarından geride kimse kalmıyor.

Hamd Allah’a! 

 

YORUM YAZ