RAMAZAN

Ramazan, Kur’an ayı. Başka söz istemez. Ama eskimez vasıflarından bir ikisini zikredelim, ufku açsın: On bir ayın sultanı Ramazan, yılı, mevsimleri dolaşıp, güzelleştiren bir ay. Kışta başka, yazda başka, baharlarda başka güzeldir. Zamana ve mekana güzelliği, onun sevgisi, aşkı, coşkusu verir. 

Çocukluğumda, “On bir ayın sultanı” geldiğinde, ekmek karneyle sınırlıydı. Ekmek yoksa, tabii diğer yiyecekler, daha da sınırlıydı. Ama yine güzel gelir, güzel giderdi. Biz çocuklar, iki yarım gün oruç tutup birleştirirdik. Anneme diye, böğürtlen toplardım. Sonra hepsini yine bana yedirirlerdi. Güzellik, onun iklimi idi.

Ramazan’ı dış şart ve imkanlarıyla tarif, bülbülü etiyle değerlendirmek kadar, özünden uzak düşmektir. Onu, mahrumiyet ve zorlukları aşarak yerine getirmenin, farklı bir güzelliği vardır. Zaten bütün şartlarını güzelleştiren, bizzat Ramazan’ın kendi manevi iklimi, sevinci, coşkusu değil midir? Teravihler? Sahurlara kadar süren sohbetler, güzellikler. Samimiyet ve sevgi, girdiği yeri aydınlatan, dokunduğu her şeyi güzelleştiren bir imkandır. İman ise bu imkanın kaynağıdır. Ramazan, Müslümanların birbirlerine güzellikler sunmak için adeta keşifler yapmaya çalıştıkları farklı bir aydır. Keşfedilecek fazla bir imkan olmasa da, o gayretin varlığı, yeni bir imkan bulmaktan küçük bir güzellik değildir.

Bir katılım bankamız, yani faizsiz finans kurumumuz, tanıtımını, “Kazanç nedir?” diye sorup, “Bizce kazanç, paylaştıkça kazanılan gönüllerdir” diye cevaplıyor. Gerçekten, gönlün isteği, vicdanı rahatlatan en candan dost sevgidir, gönülden paylaşmaktır. Meşhur meseldir, “Acılar paylaşıldıkça küçülür, sevgiler paylaşıldıkça çoğalır.”

Materyalist çıkarcı dünya, insanlığı paylaşmaktan, sevgiden uzaklaştırdı. Sadece sömürmek için savaşıyor. Dünyayı kan gölüne çevirdiler, hâlâ doymuyorlar. Trump’ın tek derdi, Amerika’yı daha zengin yapmak, daha fazla silah satmak, daha daha kazançlı çıkmaktan başka bir  meselesi görülmüyor. Şair, “Hayır umulur mu böyle gecenin seherinden” diye boşuna söylememiş. 

İslam, Müslümanı, güzel ahlak ile sorumlu tutuyor.  Demek oluyor ki Müslüman, iyi ve güzel olarak neye sahipse, iman ve ahlakından başlamak üzere, her iyiliği, her güzelliği, her nimeti, adaletle, samimiyetle, bütün insanlıkla paylaşıp yaymakla sorumludur. Her canlının hakkını gözetmek, her değeri korumak için her kötülüğü önlemek ve bunun gücüne sahip olmakla sorumludur. Bu yapının içinde her iyiliğin esası ve her kötülüğü de yok etme iradesiyle bu yolda birleşip bütünleşme sorumluluğu vardır.

Ramazan, Kurban ve her hafta bir Cuma bayramı, cemaati, Kâbe’de sürekli yaşanan dünya insanlığının buluşma meclisi, sevgi, güven ve kardeşlik paylaşımı? Birlik, dayanışma ve sevgi paylaşımının eşsiz, canlı ve asırlardır süren dinamik, muazzam tablosu? 

Dünya milletleri bugün sahip oldukları büyük imkanlarla birleşse, böyle her biri dünyanın bir tarafından ayrı millet ve toplumlardan gelen insanlarla bu derece güven ve dayanışma duygusuyla, sevgiyle, saygıyla devam edecek bir toplantıyı kaç gün, kaç hafta, kaç ay devam ettirebilirler? Ümmet tabanında yaşanan bu gönülden vahdet her türlü paylaşımın en sağlam zeminini dillendirmektedir.

Her sene Müslümanlar, dünyada, yüz milyonlarca kurban kesiyorlar. Bu kurbanların bir de dosta, komşuya, fakire dağıtılması var. Onlarla beraberce oturup yenmesi gerekiyor. Devletler birleşip yapsalar dahi, Müslümanların yaptığı gibi sağlıklı bir dağıtımını, fakirle beraber oturup yiyebilme faslını dahi yapabilmeleri mümkün değildir.

Eski Ramazanlarımızın güzelliklerine bakarken, bugün ulaştığımız maddi imkanlarımıza şükredersek, bu imkanlarımızı daha iyi nasıl değerlendirebileceğimizi, düşünüp yürürlüğe koyma imkanını buluruz. Aksi, nimete nankörlük olur. 

Daha yarım asır önce bir tek gazetede olsun Ramazan sayfası, Radyoda Ramazan programı şöyle dursun, Kur’an-ı Kerim okunur muydu? Bugün gazeteler, televizyonlar, güzel programlarla yarışıyor. Dün denecek kadar yakın geçmişte, Ramazan’ın gelip gelmediği fark edilemeyen şehir meydanlarında bugün iftar sofraları kuruluyor. Yani sevgimizi, ekmeğimizi, ahlakımızı paylaşmanın hazzını yaşıyoruz. 

Dünya nimetlerinin başı, Müslümanın devletiyle, milletinin barışık olmasıdır. Bugün Suriye’de yaşanan felaket, bu nimetin darbelerle kaybedilmesinin sonucunu anlatıyor. 

Nimetler içindeyiz. Buldukça bunalmak, devasız derttir. Nimete şükür, fitnecilere dikkat gerektirir. Şükredelim ve şükrümüzü kemale erdirelim.   

 

  • çakır corlukçakır corluk6 gün önce
    selamunaleykum hocam birde zariyat süresi 56 tevsir ederseniz inşallah