Merkel’in tehdidi ve AB’den bir hatıram

21 Ağustos 2017 Pazartesi

Almanya başta olmak üzere, bazı Batı ülkelerinde İslam düşmanlığında ve Türkiye’ye karşı terörist yandaşlığı ve hizmetkarlığında ciddi aşırılıklar, kendilerini dahi rahatsız edecek duruma gelmiştir. Öfke, haset ve fitne dozu aşırı yükselen bu saldırılar, cevap bulma değerini kaybetmiştir.

Burada, sadece Merkel’in, genel tavrındaki aşırı öfkeli haline rağmen, dozajı en düşük görünen, “Türkiye, tansiyonu düşürsün, gümrük anlaşmasının güncellenmesi ancak ondan sonra” tehdidindeki, devlet adamının yapmaması gereken yanlışları sıralayacak ve mevcut ihtimaller dahilinde, Merkel’in beklentisini doğuracak tek ihtimalin olmadığına bakacağız. 

Daha önemlisi, 40 yıl önce, AB Komisyonunda, bugünkü Merkel’le  aynı tavrı takınan Fransa milletvekilinin çıkardığı olayı ve neticenin geldiği noktaya bakalım. İbret, anlayan için hayattır. Bir tehdide sıkışmış dört yanlış: 

Bir kere, AB adına böyle bir karara yetkisi yokken, bu tehdit haddini bilmezliktir. Devlet adamı için ciddi ayıptır. 

İkincisi, gümrük anlaşmasının yenilenmesi, Türkiye’nin olduğu gibi AB’nin de yararına olacağı, iki tarafın kabul ettiği bir gerçektir. Devlet adamı, devlet zararına çalışamaz.

Üçüncüsü, gümrük anlaşmasının yenilenmesi için Merkel, sorumlusu kendi olan, tansiyon yükseltme yanlışının düşürülme görevini, Türkiye’ye yüklemek istiyor. Bu, suçluyu berat ettirmek için, suçsuzu cezalandırmaktır. Gümrük anlaşmasının yenilenip yenilenmemesinde, dört ihtimal var. Dördü de, Merkel’in, olmayacak bir istekte bulunduğunu gösteriyor. Devlet adamı, olmayacak şey peşinde olmaz.

Dördüncüsü, devlet adamı, zoru kolaylaştırandır. Düşmanlık değil, barış adamı; yıkıcı değil, yapıcıdır. Merkel, ters şeride girmiştir.

Bir de Merkel’in, hadise yapmak istediği, “AB ile Gümrük Birliği anlaşma güncellenmesi” nasıl neticelenecek? İhtimallere bakalım: 

Birinci ihtimal: Eğer, gümrük anlaşmasında bir güncelleme olmayacaksa, daha önce Türkiye, AB’ye katılma kararından vazgeçmiş olacaktır. Aksi takdirde dünya dönecek, şartlar değişecek, bugünden değişmesinde ittifak edilen bir anlaşma olduğu gibi kalacak? Bu akla zarar bir tasavvur ve taleptir.

İkinci ihtimal: Bu güncelleme normal olarak komisyonlarda olgunlaştırılır ve yapılır. Merkel, söyledikleriyle kalır.

Üçüncü ihtimal: Merkel, “Türkiye, tansiyonu düşürmeden, “Gümrük birliği anlaşmasında güncelleme olmayacak” diyor ya, öyle olur ki, Merkel düşer, yeni gelen Almanya Başbakanı, gümrük birliği anlaşmasının güncellenmesini, yeni yönetimin anlayışını ifade eden sözlerle getirebilir.

Dördüncü ihtimal, kurgulanarak düşünülebilecek bir ihtimal değil. Ama geçmişte oldu. Düşündürdü ve ibretler üretti. Bugüne kadar, Merkel’in yaşattığı, dost ve ortaklığa yakışmayan tabloyu, 40 sene önce de AB Komisyonunda Fransız milletvekili yaşatmıştı. Nasıl noktalandı? Tarihi hatıra:

AB Komisyonu toplantısı Berlin’de. Konu: “Akdeniz Ticaret ve Sanayi Odası” kurulması. AB Türk Grubu Başkan Yardımcısıyım. Fransa Grubu milletvekili, “Bu kurumda Türkiye bulunmayacak. “Batı Akdeniz Ticaret ve sanayi odaları” olarak düşünüyoruz” deyince aramızda, çok sert tartımalar olmuştu. Merkel’in Türkiye’ye tavrı, aynen Fransızınkine benziyor.

Seneler sonra da olsa, “Akdeniz Ticaret ve Sanayi Odalar Birliği’ kuruldu. 

İlk seçimde, Araplar adaylarını çekip Türkiye’yi destekledi. Fransa ve Türkiye aday çıkardı. İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş seçildi. 

İki sene sonra yine seçim. Yine Fransa ve Türkiye aday. Yine Murat Yalçıntaş.  

Üçüncü dönem, Fransa da aday çıkarmadı. Mersin Ticaret Odası Başkanı seçildi.   

Fransa milletvekili, bir şey yokken çıkardığı saatler süren tartışmanın hiçbir yararı olmadığı seneler sonra netleşti. Materyalist dünya, haklılığın, gözlerin göremediği, yenilmez bir gücü olduğunu fark etmeye çalışmalıdır. 

Özellikle siyaseti ahlaki değerlerle, sadakat, dürüstlük ve dayanışmayla yeniden inşaya, geç kalmadan başlamak zorundayız. 

Hiç şüphesiz, “Allah, olacağı olduracak olunca, esbabını halkeder.” “Allah, doğruların yardımcısıdır.” Düşman da dahil herkes bilir ki, Müslüman doğruluk üzere olan insandır.

Hamd Allah’a! 

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca2 ay önce
    Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler:1-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 15 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar Doçent yapılmalıdır. 2-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar Profesör yapılmalıdır.3-)Yardımcı Doçentlik kadrosunda veya Yardımcı Doçentlik ile Doçentlik kadrosunda toplam 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil 20 yıldan fazla öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş olanlar 3 yıllık profesörlüğünü tamamlamış ve Rektör adayı olabilen kıdemli Profesör yapılmalıdır.4-)Bu şartları taşımayan Yardımcı Doçentler ile Doçentler uygulamadaki mevzuata göre Doçentliğe ve Profesörlüğe başvurmalıdır.