Lütfi Kibiroğlu ve toplumda iyilik iklimi

23 Ekim 2017 Pazartesi

Mü’min, siyasi, gönül adamı, şair, hizmet ehli, güzel bir kardeşimizi daha inandığı, bildiği ebedi aleme uğurladık. Kibir ile zıtlıktan başka bir alakası olmayan Lütfi Kibiroğlu kardeşimizi anarken bir hayli vasıflarını saymasan ciddi bir eksiklik hissediyorsun. Elbette sadece, “Mü’min” demek, bütün güzel sıfatlara sahip olarak yaşayan insan demektir. Ama çoğumuz gönülden yaşarız da bu vasıfları, görünür hale getirmekte çekinir miyiz? Ayrı bir gayret gerektirdiğini görüp, ilgi alanımız dışında mı bırakırız? Başka tür bir değerlendirmeyle mi neyse, gönülden yaşarız da bu güzelliklerin hakkını verip öne çıkarmayız veya çıkaramayız. Rahmetli Lütfi Bey, hizmet ehline ait birçok güzel vasfını, son derece görünür halde olmaktan öte, unvan olarak kullanmayı dahi hak etmiştir. Birini eksik söylesen hakkını yediğini hissedersin.

Örneğin Lütfi Beye, “Siyasi idi; milletine hizmet adamıydı” dersen, önemli bir vasfını ve hizmetlerini anmış olursun. Milletimiz de onun bu değerli vasfını gördü, İstanbul’un Eminönü gibi, insanlık tarihinin en şanlı merkezlerinden biri olan ilçenin Belediye Başkanı yaptı. Ama, Cansuyu Derneği gibi bütün dünya mazlumlarıyla irtibat kuran yardım derneğimizin kurulmasından, bugüne; kendisinin vefatına kadar önemli yönetim hizmetlerinde bulunmasını söylemesen eksik kalmaz mı? Şairliğini zikretmesen. Duyan ve duyuran gönül zenginliğinin meyvelerinden mahrumiyet doğmaz mı? Ömrünün sonuna kadar insanlara, iyiliğe hizmet için sadece ferden gayret etmekle kalmadı, kurum sorumlulukları da yüklenerek gayret etti. Kurum sorumlulukları yüklenmek, bu ayrı bir gayret, ayrı önem taşır. Altını çizmek isterim.

Bu tür sivil ve Kızılay gibi devletimizin güven veren yardım kuruluşları olmasa, Türkiye kendi milli imkânlarına göre dünyada en fazla yardım eden devlet olma noktasına nasıl erişir? Milletimizin yardımlarını, kurban etlerini, zekâtlarını mümkün olduğunca dikkatli olarak ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak gibi son derece önemli ve sadece İslami sorumlulukla başarılabilecek hizmetler, güvenle nasıl zirveye taşınabilir? Bütün yardım kuruluşlarımız ve elemanlarına teşekkür ederiz.

Tarihte millet olarak, ümmet olarak, Allah’ın lütfuyla her zaman zorlukları aştık. Şimdi ümmet olarak düştüğümüz yerden kalktık, yokuşu tırmanıyoruz. Zor bir yokuştayız.Merhum Lütfi bey kardeşimiz, milletçe bu yokuş tırmanmanın en önemli bir safhasında baştan beri içinde bulunmuş ve önemli hizmetler vermiş bir kardeşimizdi. Allah mekânını cennet eylesin.

Nureddin Topçu, “Tarihinde büyükler ve büyüklükler olmayan milletler, ister istemez, küçük doğar, küçük ölürler” der. Elhamdülillah İslam ahlakı için yaratılmış bir dünyadayız. Bu iklimdeki tarihimiz, ümmetimiz, ülkemiz ve çevremiz, anılmaya layık güzel insanlar yetiştiriyor. İnşallah bu tarihi imtihanı aşıp, bütün insanlığa hizmet sunan, kavrayan, edep ve irfan medeniyetini yeniden inşa edeceğiz.

Yokuşu aşar aşmaz, önümüzün iniş ve düzlük olduğunu düşmanlar da biliyor. Onun için zorluğun büyük kısmı içten ve dıştan her tür düşmanlıkla yoktan icat edilen maskeli oyunlar, fitneler, iftiralar ve tuzaklarla engelliyorlar. Bununla da yetinmeyip, ülkemizi yangınlarla kuşatıp saldırıyorlar. 

Bu ağır imtihanlardaki başarılarımız, Allah’ın lütfu keremiyle milletçe güçlü kadrolar yetiştirmemizi sağladı, sağlıyor. Nankörler görmese de, daha dün 1960 darbesi, maaş ödemek için, kampanyayla, “Evlilik yüzüklerini toplamıştı. Post Modern Darbe, tank tamirini İsrail’e yaptırmakla hem de nasıl övünüyordu. 

Allah’a şükür, tankımızı, savaş helikopterlerimizi, insansız uçaklarımızı biz üretiyoruz. İslamofobi gibi kampanyalarla, sömürgeci ve çıkarcı cephenin, kin, hased ve vahşet kurgulayıp desteklediği meskûn mahal savaşlarından, dost maskeli kuşatma saldırılarına kadar birçok cephede fiilen ordu savaşları vermemize rağmen, Allah’a şükür kalkınmış AB’yi de katlayarak, 15 yıldır kesintisiz kalkınıyoruz.

Millet hayatında iyi insanlara sahip olmak yetmiyor. Milletlere yarınlar lazım. Bunun için iyiliğibilen, gören, nankör olmayan, nankörlüğe destek ve fırsat vermemek şuuruyla şuurlanmak gerekmektedir. Bunun için insanların söylediği söze uygun yaşayıp, yaşamadığına bakmak gerekiyor. 

Elhamdülillah milletimiz iyiliği bilir ve görür. Kibiroğlu’nun cenazesi için gelirken, Malatyalı taksi şoförü, iyilik bilirliğin heyecanını, zevkini bir kere daha yaşattı, bana. Anadolu yakasından vapurla Eminönü’ne geçtim. Taksiye, “Fatih Camii’ne” deyince, zeki adam, “Cenaze mi var” dedi. “Lütfi Kibiroğlu” deyince de, “Ne iyi adamdı. Ben de geliyorum” diye yol boyu hep iyiliğini anlattı.

Materyalizmin hastalığı olan nankörlük, sadece tehlikeli, ruhu karanlığa sokup öldüren bir afet değil, bulaşıcı bir hastalıktır. Çağımızda, demokrasi nimetinin, çıkarcı, materyalist partileri tarafından kitleler, ırkçılık, mezhepçilik, solculuk, çağdaşlık gibi çok çeşitli cereyanlarla taraftar toplama vasıtası haline getirdikleri nankörlüğe hizmet etmektedirler. Bu cereyanlara karşı durabilmek, iyiliği yaşatabilmek, özellikle iyilik sorumluluğun imani sahibi olan Müslümanlar, üstelik bu tarihi, bu güzel mirasın sahibi bulunan ümmet ve gençliğimizin merhum Lütfi Kibiroğlu gibi nankörlüğü yok etme gayretiyle sorumlu olduğumuzu bir an olsun unutmamamız gerektiği günlerdeyiz...

Toplum olarak iyiliği bilir, görür, yaşar ve yaşatır; nankörlüğe fırsat ve alan bırakmadığımız sürece cihad iklimine girmiş, İslam ahlakını, atmosferimize hakim kılıyoruz demektir. İslami hayatı,bireyle sınırlamaktan kurtarıp, toplum hayatına taşımak; bu güzelliğin tüm insanlığın malı olduğunu ve bu güzelliğin tüm insanlığa sunumunun bizim en önemli sorumluluklarımızın başında geldiğini unutmamamız gerekiyor. Cihad iklimi, insan ve insanlığın, huzur, sükûn ve ölümsüzlük iklimidir. 

Hamd Allah’a!

 

  • ŞahinŞahin29 gün önce
    Allah cc razı olsun olgun koca çınar keşke asılsız....türk gibi ski arkadaşlarınızda asabiyetten kurtulup hak yoluna revan olsalar.