THY - Ramazan

İslam düşmanlığı ve dirilişin çiçeklenmesi

05 Şubat 2018 Pazartesi

İslam düşmanlığı sömürüyle, zulümle obez oldu. Yerinden kalkamıyor. Bombalıyor, öldürüyor. Gittiği yeri yakıyor, yıkıyor. Ama yıkıp yaktığı hiçbir ülkenin tek bir köyünü veya bölgesini imar edip, halkının istifadesine sunduğu görülmemiştir, hayal dahi edilemiyor. 

Geçen asır sömürgecilerin asrı oldu. Zulüm, işgal etti. Hakimiyet kazandı. Cezayir’de Fransızlar milyonla insanı soykırıma uğratarak yerleşmek, oraları kendi toprakları ve cennetleri haline getirmek istediler. İslam ülkelerindeki, zenginlikleri, stratejik bölgeleri ele geçirmek için İslam düşmanlığında birleştiler. Darbelerle, hainleri maşa gibi kullanarak, maskeli tahribata, sömürüye geçen İslam düşmanlığı, içerdeki münafıklık düşmanlığına güç sağlayarak ittifak ve dayanışmalarla kıtaları baştan sona sömürge haline getirip adeta kuruttular. 

Dünyanın en verimli toprakları olan Asya ve Afrika dahi kendi halkını besleyemez hale geldi. Geçen asrın başında İslam ümmetinin başını koparıp halifesiz bırakmakta ittifak ettiler. Tarihte bir ilk, “İlk Cihan Harbi” Mehmet Akif’imizin, “Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela...// Hani Taun’a da züldür bu rezil istila” dediği İlk Cihan Harbi. Aslında bu savaş, şimdiye kadar yapılmış tek cihan harbidir. 1945’te neticelenen Almanya’nın komşularını yutma hadisesi olarak başlayan, kurgular dışında, ölü sayısından başka önemli bir netice doğurmayan savaşına, İkinci Dünya Savaşı denmesinin en önemli sebebi olarak Birinci Dünya Savaşı’nın şümul, netice ve tarihi derinliğini küçültmeye matuf bir isimdir. 

Osmanlı Cihan İmparatorluğunun yıkımı, aynı zamanda İslam ümmetini, vahdetini, kardeşliğini, halifesiz bırakmıştır. Elbette bu konulara etraflıca işaretin yeri böyle bir yazı değildir. Ne gariptir ki, büyük İslami diriliş de, İslam’a felaketler yağdırıldığı, bu geçen asırda, yıkıntı ve zorluklar içinde doğmuştur. 

Allah’ın kainatta en üstün, yanlışı ve doğruyu seçmede özgür yarattığı canlı insandır. Geçen asır, Müslüman nüfusun, bütün dünyada en fazla arttığı asırdır. Yokluk, kıtlık, zorluklar, maddi ve dünyevi bir parlaklık, imkan görülmemesine rağmen insan gücü olarak, Asr-ı Saadetten sonra dünya tarihinde ilk defa görülmemiş bir artış olmuş ve insan nüfusu doğmuştur. Güce dönüşmek için gereken tek imkan, İslam’ın emri vahdettir. Geçen asrın başında Müslümanlar 300 milyondu. Yani dünya nüfusunun onda biri kadar. Asırlarca devlet kurup hakim oldukları İspanya’da dahi, Müslüman bırakmamışlardı. Bu felaketler içerisinde Müslüman nüfusu Bir milyar 800 milyona çıktı. Yani dünyadaki dört kişiden biri Müslüman. İnsan gücü, dünyanın en önemli gücüdür. 

 Bugün, yani 21. Asırda, Batı güçlerinde, Batı ülkelerinde otoriteler, giderek artan bir şekilde, “İslamofobia, PEGİDA” gibi, İslam düşmanlığı hastasıdır. Darbeci hainlerle, Teröristlere ümit bağlayan bir duruma düşmüşlerdir. Doğudaki İslam düşmanlığının tek farkı vahşet şeklinin kabalığında. Özde farkı yok. Budizm’in, Arakan cinayetlerini bütün dünya görüyor. Hindular, Netanyahu’yu günlerce misafir edip İslam düşmanlığını kurguladılar. 

Fakat bu düşmanlık, yöneticilerin, seçilmek için hizmet üretemeyince, onun yerine, kolayından, “Kavga ve güç gösterisi isteniyor” deyip medya ve propaganda kulüplerine hareket kazandıracaklarını ümit eden çöküş dönemlerinin zayıf, yetersiz politikacılarıdır. Halkın sessiz büyük kitlesinin bunlarla ilgisi yoktur. Tam tersine Batı’da da, Doğu’da da, halklar, giderek, bu zayıf politikacılardan uzaklaşıyor. İslam’a yaklaşıyor. Nitekim, Doğu’da ve Batı’da Türkiye’ye gidilmemesi için yönetimlerin telkini, maddi engellerle desteklenmediği zamanlar, turist hareketlerinde dahi en küçük bir düşüş yaşanmıyor. Hatta, yeni Türkiye’ye hasret artıyor. 

Özellikle İslam ülkelerindeki münafıkların, İslam düşmanlığı, insanın ağırına gidiyor. Ama nasıl olursa olsun, Müslüman olarak, herkese karşı iyilikle sorumlu,iyiliğe çağıran bir ümmet olmakla sorumluyuz. Her ülkede daha iyi olmaya, vahdetle insanlık hizmetine hazırız. Beklenen ümmetin önündeki engellerin kalkması.

Yanlışlara öfkesiyle, sağa sola savrulan nice insanlar var. Bir yolunu bulup yardımcı olmalıyız. Öfkeden, zulümden, iyilik doğsa, Firavundan, Hitler’den, darbeciden, teröristten doğardı. Oysa bunların hiç birinin kendine dahi faydası olmamıştır. Müslüman ahiretle barışık olduğu gibi, dünya ile de barışıktır. Dostluk, elbette ayrı bir konu. Ama Müslüman, bu fani dünyada, hiçbir toplumla ilişkilerini tamamen kesecek bir düşmanlığa girmez. Aksi takdirde, iyilikte nasıl bulunacak? 

Yalnız son çeyrek asra bakalım: Amerika, Avrupa, Rusya, Afganistan’a, Suriye’ye girdiler. Yaktılar, yıktılar, öldürdüler. Hâlâ yakıp yıkmaya devam ediyorlar. Bir bölgeye, köye huzur getirebildiler mi? Bu ülkelerden, kendi uşakları hainler hariç, bir tek insana faydaları dokunmuş mu? Yok! Böyle bir örnek asırlardır yok. Gösteremiyorlar! Gösteremeyecekler!

İslam’ın nefesi başka! Ak Parti ile kalkınan Türkiye, İslami ve ahlaki sorumluluğunu yüklenerek nereye giderse, orada hayat, orada adalet başlıyor. İşte son örnek Türkiye, savaşla değil barışla Somali’ye gitti. İslam düşmanları, besleme terör örgütlerini oraya da yönlendirmelerine rağmen, Allah’a şükür, kalkınmaya devam ediyor. Türkiye ateş içindeki Suriye’ye, diplomasi ve Özgür Suriye Ordusuyla birlikte zalim işgalci sömürgeci teröristlerle savaşarak, kuvvetle girdiği halde yıkmadı yaptı. Gittiği son noktaya kadar, ateş, kan ve barut içinde yanan bölgenin içinde hayat fışkıran bir vaha haline geldi. Hamd Allah’a! Şimdi İnşallah çok yakında Halep bölgesi de vaha olacak. Arkadan bütün Suriye de.

Her hak edişin temelinde, o işin büyüklüğüne göre kazanılmış görünen veya görünmeyen bir imtihan başarısının arkasından sabır, liyakat, gayret ve vahdetin kesintisiz artarak devamının gereği unutulmamalıdır.

Hamd Allah’a! 

 

YORUM YAZ