İİT’nin olağanüstü İstanbul zirvesi

18 Aralık 2017 Pazartesi

İİT İstanbul Zirve Toplantısına son derece yüksek seviyede ve önemli bir katılım oldu. Dost düşman bütün dünyadan ilgi de son derece yüksekti. 650 akredite basın mensubu izledi. Önemli ve uygulanabilir kararlarla neticelenen tarihi bir kongre oldu. Zaten İİT, BM’den sonra en büyük devletler topluluğudur.

Yanlış hesabı geri döndürmek için, yanlış hesaba karşı, fevkalade süratle ve ittifakla doğru bir başlangıç yapıldı. “Doğru başlamak, başarının yarısıdır” denir. Şimdi gereken, zaman ve şartlara, hizmetin önem ve hassasiyetine dikkatle, zaruri kılacağı sabır, ehliyet ve vahdet imtihanlarını başarmaktır. 

Devletlerarası münasebetler, zor ve ağır işler. Dünyayı ilgilendiren önemli meselelerin gündem olması dahi zaman gerektirir. Kaldı ki, İİT İstanbul Zirvesinde alınan kararlar, asırlardır kaba gücün insafına bırakılmış bir dünya düzenini, hukuk ve ahlakı üstün kılacak; insanın hak ve haysiyetiyle yaşayabileceği düzen yolunda güçlü bir dayanışma, irade ve karar oldu. “Ben yaptım oldu” zulmünden başka iş bilmeyen İsrail ve Trump, koca dünyada pek yalnız kaldı. 

Her önemli başlangıç, hedefe varıncaya kadar, ağır imtihanlarla yolu açarak, imkânları çeşitlendirerek, büyüterek, duraklamaya izin vermeden ilerler. Bu sürecin sonucunadair tahmin ve temennimi, bu noktadan ifade etmek gerekirse:

Batı ve Trump İslam düşmanlığı, Türkiye ve Erdoğan engelini ilk hedef yaparak, İslam dünyası yönetimlerindeki, “Yüz yıllık yeniklik psikolojisi”ni,bir kere daha koyulaştırmak, Türkiye’yi Irak, Suriye ve Mısır haline getirmek için vargücüyle savaşıyor. Üç teröriste milyonlarca silahla savaşmaya devam kararlılığı göstermek istiyor. Gezi darbesi ve 15 Temmuz darbeleri, şarktan, garptan, şekil değiştirerek çeşitlenen ambargolar hepsi Allah’ın lütfu, milletin vahdeti, ümmetin duası, devletimizi kararlılığıyla perişan oldukça, Allah nimetini artırdıkça, biz de yöneticilerimizle beraber Hakk’a bağlılığımızı artırdık elhamdülillah. Nimet de coştu. Borsa rekor üzerine rekor kırdı. Kalkınma 2-3 derken 11’i aştı. Yollar, köprüler. Hele son nokta, İstanbul’da bütün ümmetle vahdete erdik. Asırlardır içte-dışta telkin edilen, cihan harbiyle, “Artık imkânsız” denilen İslam devletleri yönetiminin vahdetiydi bu. Elhamdülillah yenilgi psikolojisinin barikatları paramparça oldu! 

Elbette bu iş burada bitmez. İmtihanlar ağırlaşarak devam edecek. Çünkü mükâfatların da büyüyerek devam etmesi gerekiyor. Bütün imtihanlar, ilkokuldan yukarıya doğru zorlaşarak devam eder ki, sonrakinin mükâfatı daha büyük olsun. Şimdi görünen, İslam düşmanlığı başlangıç için noktasal hedef olarak daha ziyade Sayın Erdoğan’a dönüyor. Ve İnşallah Erdoğan’ın başarılarıyla, İslam dünyasının vahdeti ve güce doğarak, yeni bir adalet, ahlak, erdem çağı başlayacaktır. Filistin ve Arakan’a yapılan zulüm gibi zulümlere insanlığın seyirci kalmadığı bir dünya düzeni kurulacak; bülbülün de, yılanın da hayat hakkı tanınacaktır. 

Globalleşmeyle ortaya çıkan ihtiyaç, halkı müşterek değerlere, inanca, ahlaka sahip devletlerin devletler birliği oluşturma zaruretidir. İİT’nin önündeki en temel mesele de budur. Bugün çıkarcılıkla devletleri parçalayarak yakan, yıkan, sömüren devletlerin tam zıddıdır. Devletler, haklarını savunabilmek; ambargolara karşı kendi pazarı ve saldırıları ürkütecek gücü doğurmak için adaletle bütünleşmek zorundadırlar. Bugün Irak’tan, Yemen ve Afganistan’a kadar İslam ülkelerinin ana problemi, oburların iştahını kabartan ayrılıklarıdır. 

“Milletler, layık oldukları idareye kavuşurlar” siyasi sistem ne olursa olsun, fetret süreleri hariç, bu gerçek değişmiyor. Yani bir ülkenin siyasi yönetimi, zirvedeki insan olarak görülse de, o kişiyi oraya getirip yönlendiren milletin öne çıkardığı bir kadrodur. Büyük güçlerin çöküşü, liderve kadrosunun vicdan körlüğüyle başlar. ABD’deki bu körlük, “ikiz kuleler tuzağı” ile netleşti. Bush’un, iftira ile Irak’a saldırısıyla koyulaştı. Şimdi Trump’ın, müttefiklerine karşı, terörist silahlandırıyor. Veto yetkili üyesi olduğu BM’nin kararlarını çiğneyerek dünyaya meydan okumaya kalkışarak, Ortadoğu’yu silah deposu yapıp teröriste teslim ederek dünyayı ateşe atıyor. Büyük gücün çöküşüne çağın son örneğini sergiliyor. 

İİT zirvesindeki uyumu dünya izledi. Buna rağmen İslamofobi düşmanlığının klasikleştirdiği, “Müslüman anlaşmaz. Anlaşmamakta anlaşmışlar” türü laflar. Oysa Müslüman, Müslümanın kardeşi ve bütün insanlıkla barışıktır. Müslümanlar yönetiminde Kudüs, asırlarca, kansız-kavgasız yaşanmıştır. Bugün Mekke’de her ırk ve renkten insan tek vücut değil mi?Müslümanlık öyle bir kardeşlik ki, Türk, Arab, Kürt, İngiliz, Fransız, Çin, zenci ayrımı olmaz, kimseye haksızlık yapamaz. Anlaşamayan sizsiniz. Hollanda 225 gündür hükümet kuramadı? Almanya aylardır kararsız? Müslümanların ayrılığı fetret dönemleriyle sınırlı, parçalanan ümmetin başına geçen genellikle darbeciler gibi dışarıdan kumandalı yöneticilerden doğan hicret şartları gibi bir mecburiyettir. Bu gerçeği teyit eden bir hatıra:

MSP hükümet ortağı olup zorlayıncaya kadar İİT (İKT)’nintoplantısına katılmadık. Üye olunca Karaçi’de Pakistan Başbakanı Butto, büyük bir hasretle, “Türkiye, İKT’ye baştan katılsaydı, birlik ve dayanışmada çok mesafe alırdık. Ama o zaman, laikliğe zarar gelir diye katılmadılar” dedi. CHP’nin bu tavrı yüce mecliste Merve Kavakçı saldırısına kadar tırmandı ve Batı’nın İslamofobia hastalığını da bu tür aşırılıklar azdırdı. Batı’da örtülü kız okula gitti, CHP Batı aşkına, kız öğrenciyi başörtülü; erkek öğrenci şapkasız diye okula almadı. AB, Hristiyan sığınmacıyı alıyor. Budistler gibi istemedikleri Müslümanlar. Kimsenin dinini, ırkını, yerini, yurdunu suç sayıp cezalandırmayan yalnız Müslümanlardır.

Müslüman ne başkasına zulmeder, ne de kendisine ve bir başkasına zulmedilmesine razı olur. Bu zirvede ittifakla alınan Kudüs kararları, bu inanç ve kararlılığın tabii ve zaruri bir neticesidir. İnşallah, Allah’ın lütfu keremiyle, İstanbul zirvesinde ittifakla alınan bu kararlar, bütün insanlık için önemli yararlar sağlayacaktır. 

Hamd Allah’a!