Ahmet Tevfik Paksu

04 Eylül 2017 Pazartesi

Allah, mekanını cennet etsin. Ahirette de buluşmamızı nasip eylesin.

Rahmetli Ahmet Tevfik Beyle, 59 yıl, İstanbul Şakirin Camii’nden ebediyete uğurlamaya kadar birlikte yaşadığımız hadiselerden elbette anlatacak çok şey vardır. Ama dar bir makaleye sığmayacakları da açıktır.

Ahmet Tevfik Bey, iyi bir şair, fikir adamı, siyasi, işadamı ve bütün bunları bir noktada birleştirip milletine, ümmetine ve tüm insanlığa hizmete dönüştürmeye gayret eden; bu yolda, her fedakarlığı yapmaya hazır ve yapabildiğine kaç  defa şahit olduğumuz bir kardeşimizdi.

1958’de, Adana İmam Hatip Okulu’na tayin edildiğimde ilk tanıştığım kimselerden biriydi.  Adana’da bir Çeltik Fabrikasının  sahibi ve yöneticisiydi. Görüştükçe, öne çıkan en çarpıcı tavrı, ne fabrikatörlük, ne şairlik ve ne de başka bir başarıydı? Baş meselesi, emeğini, iman ve ahlak davası, gençlik, millet, ümmet ve insanlığın ahlaklı, güçlü bir yapıya sahip olması yolunda kullanmak istiyordu. Yani bizim meslek olarak seçtiğimiz görevi,  her işinin ruhu yapmaya çalışıyordu. Şiirlerinin, işinin, sohbetinin, derdinin esası, dönüp dolaşıp davasında noktalanıyordu.

 Çocukluk ve daha ziyade lise yıllarından itibaren başlayan arkadaşlık, kısa veya uzun zamanda kararlaşıyor. Fark nihayetlenmesinde yaşanıyor. İslami değerlerle başlayan arkadaşlık ve dostluklar hayat boyu devam ediyor. Bu realite, İmam Hatip okulu mezunlarında daha geniş bir ortamda kendini gösteriyor. İslam kardeşliği devamlılığı doğuran bütün dostluk ve arkadaşlıkların devamını sağlayan unsurların başında gelen bir değerdir.

Ahmet Tevfik Paksu Beyin, MSP’den Milletvekilliği ve Bakanlığından önce, iki yıl senatörlüğü olduğu için, o zamanı yaşamayan okurlarımın, “Senatörlük 6 yıldı, neden iki yıl yaptı?” diye bir yanlışa meydan vermemek için, kısa da olsa, tekrar İsmet İnönü başbakanlığı ile başlayan, “2. Cumhuriyet”  denen bu döneme kısaca bakmakta yarar vardır:

1960 Darbecileri, yaz yağmuru gibi çabuk gelip geçti ve 1961’de seçime gittiler. CHP yine seçim kazanamadı. Darbenin yapıldığı ilk günden itibaren, isim darbecilerde, yönetim fiilen CHP’ye geçmişti. CHP hem iktidar gibi; hem de sandalyeden mahrumdu. Bu durum, CHP’nin iktidar açlığı, sabırsızlandırınca, darbecilere,“Hayat kaydıyla senatörlük” verip, seçimi sağladı.Fakat, “Elden gelen öğün olmaz. Olsa da vaktinde bulunmaz” derler ya, millete karşı siyaset olmuyor? 

“2. Cumhuriyet” denen bu dönemde, milletvekili sayısı, 450; Senato, 150 Seçilen üye+ (38 MBK+ Eski Cumhurbaşkanları, hayat kaydıyla) + Cumhurbaşkanı kontenjanı 15.= 1961’de 205 senatör. Süre 6 yıl. Fakat senatonun toptan değil, 1/3’lük partiler halinde istikrarlı bir şekilde değişmesi düşünülerek ilk seçimden 2 sene sonra 1. kurra çekildi; 2. kurrada çıkan illerin bu ilk senatörleri 4 sene; bu illerden bu kere seçilen senatörler 2 sene görev yapacaklar. Böylece, senato seçimleri 6 senede bir olacak ama kademeli bir yapı olacak. 

1966 kurrasında Maraş çıktı. Ahmet Tevfik Bey, AP’den aday oldu. Rize Milletvekili Arif Hikmet Güner beyle, Ahmet Tevfik için Kahramanmaraş’a, seçim çalışması yapmaya gittik, bir haftadan fazla beraberce dağ bayır dolaşarak çalıştık. 59 yıllık bir dava arkadaşlığının, yarım asrı siyasi yol arkadaşlığı oldu. Milli Gazete’nin, Yeni Neşriyat A.Ş. yönetiminde ve aynı hükümette Bakan olarak görev yaptık. 

1961, İkinci Cumhuriyet’in TBMM 1. ve 2. Döneminde benim yaşadığım; 1974 yılı, 4. Dönemde Ahmet Tevfik Beylerle yaşadığımız, hâlâ da zaman zaman, ümmetin yaşamakta devam ettiği siyasi zorlukların temelinde, bana göre, insanın ferdi sorumlulukları ile siyasi zorluklarının sınırlarını karıştırmasından kaynaklanan bir sıkıntı yaşanabilmektedir. Bu durum merhum eski milletvekillerimizden Cemal Cebeci Beyin hatıra kitabının ikinci cildine koyduğu düzeltme notunda da görülmektedir. Siyasi sorumlulukların sınırı, hem daha geniş; hem ağırdır. Hudeybiye anlaşmasında cereyan etmek istidadı gösteren ihtilaf, bunun ilk örneği; Kop dağında, “Ric’at Hattı (geri çekilme sınırı)”nı tayin etmeyerek, yok yere 90.000 şehide mal olan yanlış komut, en çarpıcı son örneklerindendir. İnsan doğru yolda kendi hesabına, risk ne göğüslüyorsa, bu, kahramanlıktır. Fakat bu siyasi, yani toplum adına bir karar veya siyasete dayanan bir makam yetkisiyse, en azından iki kere sigortalaması mutlak bir zarurettir. Birincisi, ciddi bir istişare. İkincisi ric’at hattıdır. Şimdi birlikte düşünelim. Fırsat bulunca yazalım. 

Hamd Allah’a! 

 

  • Fatih EMLİKFatih EMLİK2 ay önce
    Rahmetliyi babamda yakinen tanır ve bize anlatırdı.Maraşlı degilmi hocam?mekânları cennet olsun.şair yazarsa büyük ihtimalle Maraşlıdır.