Adalet ve Kılıçdaroğlu

03 Temmuz 2017 Pazartesi

Atasözümüz, “Adalet, mülkün esasıdır” der. Adaletsiz büyük devlet, özellikle de, devamlı ve huzurlu devlet olmak mümkün değildir. Milletimiz tarihinde ve özellikle İslam’dan sonra hep büyük ve devamlı, yani adil devletler kurmuştur. Abbasi Hilafeti; Büyük Selçuklu Devleti; Osmanlı Cihan İmparatorluğu, adaletiyle payidar olmuş, istikrarlı iktidarların altın çağlarıdır.

Fakat her şeyin bir ömrü vardır. Sağlamlık ifadesi olarak kullanılan, “Demir ve çelik” dahi zamanla, “Metal yorgunluğu” denilen bir illetle dayanıklığını kaybediyor. Uçak ve helikopterlerin yedek parçaları, depoda dururken, kullanılmadan, “Dayanıklığını kaybetti” diye atılıyor. Meyve, ilaç, canlı, cansız hangi şeyde, zamanın yıpratma ve çürütme izleri yoktur?

Büyük devletlerin de kendilerine göre bir zaman yorgunluğu oluyor. Gelen, gidiyor. Büyük devletlerin metal yorgunluğu, kısa fetret, perişanlık ve zulüm dönemleri veya savaş, kaos ve işgal gibi kesinti dönemleri doğuruyor. Büyük milletler, çoğu zaman bu dar ve kısır dönemleri süratle geride bırakarak, yeni imkanlarla eski dönemlerinden daha parlak ve daha üstün dönemlere açılıyorlar. 

“Adalet” demekle, adalet olmayacağı gibi; “Biz devlet kuracak, büyük devlet olacağız” demekle de, ne devlet olunur, ne adalet gelir. Adalet için önce ahlaklı, vatanperver bir millet ve ahlakı esas alan bir devlet olmak, yani ölümsüz değerlerle büyüklük şartlarını yerine getirmek şart. “Ekmel-i ve eşref-i mahluk” olan insan olmak ve böyle güzel ahlaklı, edebli, irfanlı bir toplum olmak gerekiyor. İlk ek şartı da siyasilerinin, “Muhalefet yapıyorum” diyerek düşman emeline hizmet etmemesi, şaşkın olmaması gerekiyor.

Ahlaksız insan olunamaz ki, devlet olunsun. Çıkarından başka bir değeri olmayan insan, yoksulluğunun dahi farkına varamayan zavallıdır. Çıkar devletleri” güçlü görünen,  “Hakk gelince yok olacak, sadece yıkmakta başarılı olan, yıktığını dahi yapma gücü ve imkanı bulunmayan, huzursuz, güvensiz, zulüm ve sömürü devletleridir. İsraf ve şaşaa içinde yaşar, yakar, yıkar ve sonunda, Firavunlar gibi kaybolup giderler.

İman, ahlak ve insanlığı yaşatmak için çırpınan devlet adamları, parlak zaferler için ömürleri yetmese de yapıcılıkları gönüllerde yaşar. Gün gelir, iyi örnek toprağa düşmüş tohum gibi çimlenir. Mazluma sığınak yeni ve büyük devlet doğar. Afganistan’ı, Irak’ı, Suriye’yi, Yemen’i yıkanlar, yapamıyor. Ama Cihan Harbinin yıktığı Osmanlı ruhu ve değerleri yeni bir diriliş müjdeliyor. Onun için atalarımız, “İyilik yap at denize, ‘Balık bilmezse’ Halik bilir” diyor. Çünkü iyilik olmuyor, Allah indinde heba!

 CHP, Osmanlı’nın, “İlk Cihan Harbi” yenilgisiyle beraber kendi tarihi köklerinden Batı’nın çıkar ölçülerine, netice olarak ahlakına, kıyafet ve yaşam hayatına dönüşün temsilcisi ve ısrarcısıdır. Onun içindir ki alın teri isteyen yol, köprü, Yüksek Hızlı Tren gibi hizmetlere, “Hiç olmasa adını değiştirin” diye şiddetle karşı çıkıyor. Tankımızın, İsrail’e tamir ettirilmesini, “Başarı” diye alkışlamak, bu Batıcı ekolün siyasi mirasıdır. 

Menderes’in kalkınma hamlelerinin, CHP’de doğurduğu rahatsızlık, 1960 darbesini hazırlayan sebeplerin başında gelir. Erbakan, Özal, Erdoğan dönemlerinin kalkınma gayretleri karşısındaki CHP’nin menfi tavrı,Kılıçdaroğlu dönemiyle hepten çığırından çıkmıştır. Türkiye, kendi imkanlarıyla deniz altından Asya ile Avrupa’yı metro ile birleştiriyor. Kılıçdaroğlu, Ankara Tandoğan’da miting yapıp yas tutuyor. Türkiye kendi imkanlarıyala yol, köprü, Yüksek Hızlı Tren, İstanbul Hava Alanı, Avrasya Tüneli gibi dev projeler gerçekleştirmesi, bir taraftandışardaki Türkiye düşmanlarını ciddi surette rahatsız ettiği saklanamaz hale gelirken içerde de, Kılıçdaroğlu’nun rahatsızlığı paralel tepkilerle dışarı vuruyor.

Adalete karşı bu yürüyüşle, adaletten ne isteniyor? Adalet teşkilatı, kanunları uygulamakla sorumludur. Vatan hainliği, değil milletvekilliği herkes için istisnasız suçtur. “Başörtüsü yasak” diye bir kanun mu vardı? Olmadığı halde, kanunsuz olarak, on binlerce öğrencinin istikbali karartıldı; milyonlarca yıllık tahsil hayatları yakıldı; Türkiye insan gücü kaybetti de, CHP, sadece memnun oldu. AB Parlamentosunda Türkiye aleyhindeki düşmanca teklife CHP milletvekilleri karşı çıkamadı. Düşmanları sevindirip, milleti üzdüler!

Darbeler, kalkınmak ve toparlanmak zorunda olan milletlerin başına gelebilecek felaketlerin en büyüğüdür. Zaman kaybettirmekle kalmayıp, kaybı müzminleştirir. Ümitsizlik doğurursa ebedi hüsrandır. CHP, Türkiye’nin ilki olan 1960 darbesinin mimarıdır.

Kılıçdaroğlu, Gezi darbesine desteğini, yürüyüşüne kalabalık toplayabilmek için yalan bir davetle milleti aldatmaktan dahi çekinmemiştir. “Kadıköy’de mitingyapacağım” diye halkı topladı. “Miting yok. Boğaz köprüsünden yürüyüp, GEZİ’ye destek yürüyüşü” yapmadı mı?..

Şimdi bu yürüyüşle, ne yapmak isteği yeni renklere boyanacak mıdır? Açlık grevinin önemi gibi, yürüyüşün de önemi, zamanın uzunluğundadır. Son anda resimde poz vermek için katılımlara izin verilmemeli. Resimdeki pozlar, yanıltıcı olmamalıdır. Bunun için ya finalde katılacaklara izin verilmemeli; eğer verilecekse,katkı yapmak için sabırsızlanan yurtdışındaki düşmanlara, İslamofobik şaşkınlara da, özel, vizesiz katılıp dönmeleri için izin çıkarılmalıdır ki, katılımda eksik kalmasın.

“Hakk, şerleri hayreyler. // Zannetme ki gayretler.”