1071 Malazgirt üzerine siyasi hatıralarım ve devlet töreni

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Öncelikle Anadolu’yu vatan yaparak bin yıldan beri, Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı Cihan İmparatorluğu gibi iki önemli tarih, istikrar, güven, huzur ve medeniyet ikliminin çok geniş bir coğrafyada yaşanmasına yol açan Malazgirt Meydan Muharebesi ve zaferinin, ruhunun, yeniden dirilişi, insanlığa kardeşlik, adalet ve huzur iklimini getirmesi, canlandırılması için gösterilen gayretlerde başta Cumhurbaşkanımız, hükümetimiz olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyor, bütün milletimize, ümmete ve insanlığa hayırlı olmasını, hayırlı neticeler doğurmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi ve Zaferine dikkat çeken merasimle kalmayıp bu tarihi, siyasi çalışma programlarına bir vizyon hedefi olarak koyması, bu zaferi, aynı zamanda günümüzün aktüel meselesi yapmaktadır. 

Bu sene bu kutlama ilk defa devlet programı olarak yapıldı. Bunlar, bu fethe, bu ruha, vatan kavramına verilen önemin sembolleridir. Bu önemi, kültür, sanat, ilim, edep gibi farklı başlık ve bölümler halinde yorumlamak bir makaleye sığmayacağından, burada, yalnız üç bakımdan önemine kısaca işaret etmekle yetineceğiz. 

Birincisi, herkesin düşündüğü, bildiği, yaşadığı ve atasözlerimizin, “Geçmişini, tarihini bilmeyen,yönünü, yerini bilemez, tayin edemez” gerçeğini ifade eden veciz hikmetli sözler, elhamdülillah bir değil, yüz değil, çok fazladır. Bir doğru çizgi ve istikamet tayini için dahi, en az, iki noktanın tespiti gerekmektedir. Geçmişi olmayan insan, tek yaşadığı noktadadır. Nereye dönse ora istikamet gibi olur. Sabit istikamet, karakter ve şahsiyet için mazi şarttır.

İkinci önemli hususu, sözle anlatma değil, hadiselere işaretle, yorumu okuyucularıma bırakacağım. Bir soru: 1071 Malazgirt Zaferi ilk defa devlet töreniyle kutlanmıştır. Bakan düzeyinde dahi bu kutlamalara siyasi bir katılım 1975 yılına kadar olmamıştır. 1975’de ve 1976 Sayın Erbakan Başbakan Yardımcısı, ben de devlet bakanı olarak katıldık. Şimdiye kadar katılınmaması, devlet töreni yapılmaması tesadüf mü? Bilgisizlik ve ilgisizlik mi? Bilerek ve dikkat ederek olmasın istemek mi? 

Bugün, “İslam İşbirliği Teşkilatı” dediğimiz, İslam konferansına da, senelerce siyasi düzeyde, yani bakan seviyesinde katılma olmamıştır. Elçi dahi katılmamış. Davet cevapsız kalmasın diye gönderilmişse elçilikten bir kâtip gönderilebilmiştir. Sayın Erbakan’ın ısrarı üzerine, bakan düzeyinde ilk katılım, Lahor’da yapılan, 2. zirve konferansına bakan düzeyinde Hariciye Bakanı Turan Güneş katıldı, ben de milletvekili olarak takip ettim. 

Meselenin net olarak anlaşılması için, bu konuda iki hadiseye daha kısaca bakalım: 1953 yılı, İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü. Millet de Demokrat Parti’yi iktidara getirmiş. Halkın ve üniversite gençliğinin önemli bir kısmı, “Fethin 500. yılı öyle görkemli bir devlet töreniyle kutlanacak ki” diye beklerken, Menderes İngiltere’ye gitti. Çok cılız bir anma oldu. Şaşırdık kaldık. Üzülmemek mümkün değil.

Ama ben şu ikinci hadiseyle anladım ki, Menderes kendine kalsa, “1071 Malazgirt’in 882. yılını”,  görkemli bir devlet töreniyle anardı. Kahrından, “Hiç olmazsa Türkiye’de olmayayım” diye, Londra’ya gitti. Şimdi bakışımızı netleştirsin diye bir hadise daha: 

Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nun genel merkezi İstanbul’da Cağaloğlu’ndaki şimdilerde Milli Eğitim’in bulunduğu tarihi binadaydı. Federasyona Ankara’dan seçilenler, her ay toplantı için İstanbul’a gidiyor, bir üniversite öğrenci yurdunda kalıyorduk. Sayın Cumhurbaşkanı Celal Bayar, üniversite gençliğiyle çok yakından ilgileniyor, çoğu zaman yalnız federasyon yönetimi olmak üzere, bazen de federasyonu, üniversitelerin Talebe Birlikleriyle beraber çağırıyordu. Genellikle öğle yemeğini beraber yiyorduk. Federasyon yönetimi olarak, dedik ki, “Sayın Cumhurbaşkanı, her zaman bizi davet ediyor. İstanbul Vali ve Belediye Başkanı olan Fahreddin Kerim Gökay da bizi alıp götürüyor. Bir hediye de biz ona götürelim. Halk seçimlerde büyük fedakârlıklar göstermiş, DP de, ezanı, bütün dünyada okunduğu asli diline çevirmişti. Halkın hissettiği genel siyasi hava da, bu sevinçle, devletin yönü de aynı istikamete döndü kanaat ve anlayışındaydı. Onun için bu hediyemizin, “Üniversiteler Mehter Takımı” olmasına karar vermiştik.

Bu kere davet Ankara Çankaya’da idi. Erken gitmiş, salona alınmıştık. İkramlar devam ediyordu. “Sayın Cumhurbaşkanı teşrif ediyorlar!” diyen, ikaz sesi geldi. Toparlanıp dizildik. Elimizi sıkacak. Cumhurbaşkanı, “Oturun!” diyecekti. O, demeden, bizim başkan fırladı, “Bizim de size bir hediyemiz var” deyince tabii memnun oldu. Ama,Üniversite Mehter Takımı” deyince, öyle bir kızdı ki, “Ben sizi Atatürk Gençliği zannediyordum. Beş yüz yıl öncede ne arıyorsunuz!” diye, sağa sola yürüyerek, esti yağdı ve çekti gitti. Biraz sonra yaver Kurmay Yarbay geldi, “Toplantı bitmiştir!” dedi. Davet başlamadan bitmişti. 

CHP’nin tek parti iktidarlarının, Batı devlet ve insanlarıyla birlikte hissetme, duyma, duygulanma ve düşünme kavramı olan, “Empati” kabiliyetleri fevkalade gelişmiştir, yüksektir denebilir. Özellikle Batı’nın İslam’a; Türk ve İslam tarihine karşı duymaktan kurtulamadığı yanlış ürküntünün, birçoğunu empati olarak CHP’li kardeşlerimizin de aynen; hatta onlardan daha şiddetli hissettiklerini görmek dikkat eden herkes için mümkündür. Batının, İslam ve Türk fobisinden kurtulamamasının en önemli sebeplerinden en başta geleninin, onların da CHP’yle empati kurarak bu yanlışta birbirini desteklediğini düşünmek mümkündür.

Görünen o ki, bugüne kadar, “1071 Malazgirt Destanına” yabancı kalış, İslam’a ve İslam tarihine yabancılığın ve bunun empatiyle yaşanmasından doğan bir hikmet, ibret ve enerjiden uzak kalışa neden olmuştur. Temeli yanlış bir düşmanlık ve onu empatiyle yaşama hatasından doğmuştur. Şimdi bu yanlışlar silindiğine göre meselemiz değil. Sadece doğruları, bilgi ve ibret olarak muhafaza etmemiz gerekmektedir. 

Hamd Allah’a!

 

  • SelimSelim2 ay önce
    Türk zaferidir. Gürcü değil.