Evril de kurtulalım!

02 Temmuz 2017 Pazar

Bilim bugün, madde ve enerjinin nasıl ortaya çıktığını açıklamakta büyük sıkıntılar çekiyor... İşi bayağı geriye götürdüler ama, ilk an hâlâ bir muamma... En kabul gören teori, “büyük patlama” olarak biliniyor... Bu teoride ilk varoluş anı kısaca şöyle tanımlanır: Hacmi sıfır (yani varlığı yok) ve kütlesi sonsuz (yani bütün evreni içinde barındıran) bir noktanın, enerjisini serbest bırakarak, evreni meydana getiren maddeleri dışarı doğru püskürtmesi... 

Diyelim ki bu doğru... 

Peki, o nokta nasıl var oldu?

Bunun cevabı yok...

Var da yok... 

Verilen hemen hemen bütün cevaplar bilim değil, bilimkurgu örneği...

İşi biraz zorladığınızda, “Bizim evrenimizden öncesini anlamamız, biz bu evrende bulunduğumuz için zaten imkansız, onun için başlangıcın da öncesinde ne olduğu önemsiz ve alakasızdır” cevabını alırsınız... 

Ama hiçbir şey önemsiz ve alakasız değildir... Oyunun kuralını siz koydunuz, nedensellik yani sebep-sonuç ilişkisini “doğrunun temeli” olarak belirlediniz... 

Hani nerede büyük patlamanın nedeni? 

Nedeni olmayan bir şeyin var olması mümkün müdür? 

Nedeni var ama anlayamıyor ve anlayamayacak mıyız?

Bir şeyi anlayamıyor olmanız, onun yokluğunun delili olmayacaksa, neden yaradılışı sırf anlayamadığınız için yok sayıyorsunuz?

Konunun nereye gideceğini anladınız sanırım.. Evrim teorisi yine gündeme geldi. Üzerine yazacaktım ama biraz zaman geçmesini istedim ki, mesele ideolojik bağlamından uzaklaşsın...

Açık ve net ortaya koyalım; diyelim ki evrim bir teori değil de kanun; ortada reddedilemeyecek somut deliller var... 

Bu, yaradılış ihtimalini saf dışı mı bırakır? 

Hayır, çünkü ortada cevap verilmesi gereken daha bir sürü soru var... Hayatın temel taşları nasıl oluştu? İlk canlı nasıl var oldu? Neden farklı türlerden insan kapasitesinde başka canlılar türemedi?

Fizikçi Enrico Fermi bir adım daha ileri gidip, “Neden evrenin başka bir parçasındaki gelişmiş canlılara ya da onların ürettiklerine rastlamıyoruz” sorusunu ortaya atmıştı... Öyle ya, cansız materyalden insan kapasitesinde canlıların üremesi eğer rastlantı sonucu gerçekleşebiliyor ise, trilyonlarca yıldız ve katrilyonlarca gezegenin bulunduğu evrenin başka yerlerinde de bu süreç yaşanmalı, hatta defalarca yaşanmalı ve bu canlılara dair bazı izler dünyaya kadar ulaşmalıydı...

Ulaşmadı... 

Bu da demek oluyor ki, büyük ihtimalle evrende yalnızız... 

Bilimin bize anlattığı kadarıyla da, varlığının kökenini arayan tek canlı türü biziz...

Geçtiğimiz haftalarda, Nobel ödüllü kimyacı Prof.Dr. Aziz Sancar, bir açıklama yaptı... 

“Ben Müslümanım ve Müslüman olduğumu her yerde söylüyorum. Müslümanlığımla övünüyorum. Türkiye’deki evrim tartışmaları beni çok üzdü. Türkiye’nin çok sorunu var. Ben Allah’a inanıyorum. İsteyen evrime inanır, isteyen inanmaz fakat bunu kalkıp büyük devlet, millet sorunu yapıp kavga ederek bütün enerjimizi boşa harcıyoruz” dedi... 

Dediğine diyeceğine pişman ettiler adamı... İşi “Nobel’i elinden alınsın”a kadar vardırdılar...

Haksız mı adam? 

Bu ülkede üniversiteye giriş sınavlarında toplam 250 tane fen ve matematik sorusu çıkıyor, çözülen soru ortalaması 50... 

Yüz üzerinden puan versen 20 alacak ortalama öğrenci...

Evrimi daha çok anlatınca, 125’e çıkar mı acaba?

Bilim ve teknolojide çağ atlar mıyız dersiniz?

Ülkeye ne lazımsa burada üretir, müreffeh bir toplum olur muyuz?

Ya da hiç anlatılmasa... Batar, biter, mahvolur muyuz?

Bilim ve teknolojide adım atamaz, olduğumuz yerde sayar mıyız?

Şu kabul edilsin de rahata erelim, evrim konusu bir bilimsel araştırma konusu olmaktan ziyade, insanları belli başlı dünya görüşlerinin mantıklılığına ikna etmek için bir araç olarak gündeme getiriliyor...

Evrim meselesini ya da başka bir konuyu insanlarla tartışacaksanız, önce kendinize doğru söyleyin; olaya bilimsel açıdan mı yaklaşıyorsunuz, yoksa ideolojik açıdan mı?

Bilimsel açıdan yaklaşıyorsanız, sorulacak sorular bellidir, cevapları hep birlikte ararız... 

Ama ideolojik saplantılarınıza bilimi alet, bilim adamlarını da kurban etmeyin...