Deprem büyük nimet...

18 Haziran 2017 Pazar

D

ünya muhteşem bir gezegen... Öyle bir gezegen ki, üzerinde canlıların yaşaması için her şeye sahip... Bir defa, sistemin merkezindeki yıldıza yani Güneş’e uzaklığı, gezegendeki suyun sıvı halde kalmasına imkan veriyor. Biraz uzak olsak su donacak, biraz yakın olsak sürekli buhar halinde kalacaktı... Sonra, çekim gücüyle denizleri karıştırıp sıcaklığı dengeleyen bir uydusu var, Ay’ı var mesela... 

Jüpiter gibi bir komşusu var, çekim gücüyle bütün güneş sisteminin bekçiliğini yapıp diğer gezegenlere büyük gök cisimlerinin çarpmasını bir nebze de olsa engelleyen...

Bunlar sistemin özellikleri... Dünyanın kendi özellikleri ise çok daha hayran kalınacak nitelikte...

Ozon tabakası var mesela, Güneş’in zararlı ışınlarını engelleyen... 

Sonra atmosferi var, canlıların nefes alıp vermesini sağlayan, Güneş’ten alınan enerjiyi ısı olarak tutabilen ama tam dengede tutan... Örnek verecek olursak, Güneş’e en yakın gezegen olan Merkür’de gündüz sıcaklıkları 430 derece civarındayken, bu sıcaklığı koruyacak atmosferi olmadığı için geceleri sıcaklık eksi 175 dereceye kadar düşüyor. Venüs’te ise atmosfer var ama, Güneş’e Merkür’den daha uzak olmasına rağmen, atmosferdeki gazların sera etkisi yüzünden ortam aşırı sıcak, 470 derece civarında... 

Dünyanın bir de manyetik alanı var, Güneş’ten gelen radyasyon yüklü parçacıkları gezegenin dışına saptıran... Bu manyetik alanı oluşturan, dünyanın merkezinde bulunan ve “Çekirdek” dediğimiz yapı... Demir ve nikelden oluşan bu yapı, dev bir mıknatıs gibi davranıyor ve Dünya’nın manyetik alanını oluşturuyor.

Dünya’nın yarıçapı yaklaşık 6 bin kilometre... Yani bir taraftan girip merkezden geçerek diğer taraftan çıkmak için 12 bin kilometre kazmanız gerekiyor... Dünya’nın kabuğu ise ortalama 33 kilometre... Bu kalınlık, Dünya’nın en yüksek bölgesi Tibet Platosu’nda 70 kilometreyi buluyor. Okyanus tabanlarında ise 12 kilometreye kadar düşüyor... Şöyle söyleyelim, yumurta kabuğunun yumurtaya oranını düşünün... Ne kadar ince değil mi? Bu küçük oran, yer kabuğunun Dünya’ya oranının üç katından fazladır...

Yer kabuğu, yumurta kabuğu gibi tek parça halinde değil... Soyulmadan önce masaya vurulmuş yumurta gibi, derin çatlaklarla ayrılmış büyük kara parçalarından oluşuyor... Bu parçaların her birine “tektonik levha” deniliyor... 

Kabukla çekirdek arasında, erimiş kayalardan oluşan manto tabakası yer alıyor. Sürekli ısınarak yukarıya ilerleyen bu macun kıvamındaki madde, tektonik levhaların üzerinde yüzmesine izin veriyor... Tektonik levhalar da, bu magma hareketleri ile birbirlerine sürtünüyor, bazen biri diğerinin altına doğru ilerliyor, bazen biri diğerinin altından çıkmaya başlıyor... Bu itiş kakış arasında, levhaların bazı noktaları buruşuyor, bazı noktaları gerilip yırtılıyor... Buruşan kısımlar, dağları oluşturuyor... Yırtılan alanlara da “fay hattı” diyoruz...

Depremler ve volkanik hareketler, işte bu levha sınırlarında ve fay hatlarında meydana geliyor...

Peki “Deprem büyük nimet...” başlığını niye attık? 

Anlatalım... 

Yukarıda özetlediğimiz gibi, eğer depremler ve volkanizma olmasaydı, Dünya’nın yüzeyi dümdüz ve aynı yükseklikte, daha doğrusu “derinlikte” olurdu... Yer kabuğu her yerde aynı kalınlıkta olsaydı, Dünya’da üzerinde yürüyebileceğimiz bir kara olmazdı; kara görebilmek için deniz seviyesinden 2 kilometre aşağıya inmeniz gerekirdi...

Diyelim ki, bütün karalar deniz seviyesinden yarım metre yükseklikte dümdüz olsun... Bu durumdaki problem ise deniz üzerinde soğuyan ya da ısınan hava akımlarının ısısını değiştirecek bir engel bulamaması sonucu hava sıcaklığında ekstrem durumlar yaşanması olurdu... 

Bir başka problem de, volkanik hareketlerin atmosfere saldığı sera gazlarının yokluğu sebebiyle, atmosferin Güneş’ten aldığı sıcaklığı saklayamaması olurdu... Evet, sera gazının fazlası zarar ama yokluğu da büyük mesele... Bilindiği kadarıyla dünya bir sefer bu duruma düştü, yaklaşık 700 milyon yıl önce... Dünya o kadar soğudu ki, Güney Kutbu’ndan Kuzey Kutbu’na kadar bütün gezegen 2 kilometre kalınlığında buzla kaplandı... O dönemki sıcaklık ortalamasının eksi 50 derece olduğu tahmin ediliyor... Nihayetinde, volkanizma tekrar harekete geçti, atmosfere sera gazı salınımı başladı ve sıcaklık tekrar yaşanabilir seviyeye geldi...

Bitirelim; “Sen dağları görürsün de, yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.” (Neml Suresi, 88. ayet.)